Müjdelenmiş bir milletin yaşadığı topraklar, en az milleti kadar o müjdeden nasibini alır. Büyük yolculukların, büyük hedeflerin aşkına tutulup binlerce yıllık serüven yazan, İslam Medeniyeti’nin bayraktarlığını yapmış ve yapmakta olan Türk Milleti, yaşadığımız toprakları karanlıktan aydınlığa, zulümden hürriyete yeniden biçimlendirmiştir. Bu coğrafyanın her metrekaresi; eski dünyayı yeni dünyaya kavuşturan bir zanaatla ince ince işlenmiş ve tüm cihanı kucaklayan genişliği, zamanı aşan derinliği ile paha biçilmez, değerli olmuştur. Değerli olduğu için isteyeni çok olmuştur.

Sevgili ülkem,

Kirlenen kar tanelerinin beyazlığını, balçıkla sıvanan göğün maviliğini, gönül bahçesinde sararan solan yaprakların yeşilini özledik.

Güneşi olmayan sabahlardan, ay ışığı kayıp gecelerden, suyu kurumuş derelerden söz eder olduk. Mazinin ihtişamını düşündükçe, yarına bıraktığımız enkaz; dağ gibi yüreğimize çöker, adeta bir serseri içimize girer oldu. Düş kırıklığı ve ümitsizlik ise başucumuzda oturur, inancın ağacına bir ateş gibi dokunarak ba's-ü ba'd-el mevt in inkılabına mani olurdu.

Sevgili ülkem, sen konuşurken, kelimelerin ardında koca bir vaveyla var. Bilirim… Çığlık çığlığasın... Duyuyorum seni... Bil ki ben de; bir zamanlar sarsılmaz diye bilinen ruh dünyamın yangın yerinde kavruluyorum…  

Bir bebeğin cesedini kucaklayıp anlamsız bir biçimde sokağı baştan başa koşuyorum her gün. O bebekle göz göze geliyorum, bir meleğin kucağına teslim ediyorum. Minnacık göğsünden kocaman bir kurşun yemiş, sararmış, solmuş... Bu kurşun sana büyük gelmiş bebeğim diyerek hıçkırıklarla adeta yerin dibine giriyorum. Benim her günüm vahşetin yaşandığı benzer sahnelere esir düştü. Nefes alamıyorum… Boğuluyorum, imanım ve kavgam olmasa cesedimden nefret eder oluyorum.

Sevgili ülkem karanlıkta gölgemi arıyorum… Lakin üzülme sakın… Kurtuluş şarkıları çalan bir müzisyen için; güz rüzgarına takılıp sararmış buğdayların eteklerine sarılarak el açıp yoktan var edene yalvaracak bir gece bulunur elbet. Biliyorum ki; hiçbir hilekar benim rüyalarımla oynayamaz. Benim avuçlarımdaki dua; şaklaban dünyanın cafcaflı kınasına benzemez. Biz soytarılar gibi hayaller kurmuyoruz. Biz bir medeniyetin rüyasını görüyoruz. Tabircisini bulduk ve onun peşinden gidiyoruz.

Kolay kazanmadık hürriyeti. Bundan sonrası da kolay olmayacak. Küçük bir incir ağacının gölgesinde soluklanıp sana sesleniyorum sevgili ülkem. Güneşi toprağından sökerek göğe diktiğimiz günleri unutma sakın. Biz Karakoç’tan, Kısakürek’ten, Asya’dan alıp semayı yıldızlarla işlerken batılılar kanlı elleriyle masumeyi saçlarından sürüklüyordu.

Dinle… Varsın Apollo onların olsun, Hira bizim… İberya da bizim, Kurtuba da… Kurtuba sokakları bizim, sokaklarından gelen ses bizim, müzisyen bizim. İbn Rüşd bizim. İbn Rüşt’ün düşünce dünyası bizim. Gökyüzüne İbn Firnas’ın gözüyle bakarız. Firnas bizim, gök bizim… Muhyittin İbn Arabi’nin nefesiyle ışıldarız. İbn Arabi bizim, o nefes de bizim. Zerkali’yi dinleriz, Buhari’yi dinleriz,  Habib-i Neccar Camisi’nde buluşur, İstanbul’da Ayasofya’daki kardeşlerimizle aynı kıblenin kulu oluruz. Dün bizim, bugün bizim, yarın bizim… Söğüt’te Ertuğrul Gazi’nin, Dursun Fakih’in türbesine, Marakeş’te Kutubiye Camii’ne günün beş vakti giden bizleriz. Hiva’da, Taşkent’te ve Semerkant’ta bizi daima bekleyenler olur. Harizmi’nin, İbrahim Hakkı’nın, Ali Kuşcu’nun sohbetleri bitmedi devam ediyor. Damburanın sesiyle koşan 40 atlının ardından esen rüzgar da bizim, o da esmeye devam ediyor. Çıldır Beylerbeyi İshak Paşa’nın yaptırdığı sarayın kapısının önündeyiz… O kapı da bizim. Kerkük kalesinin surlarındayız. Kaledeki Gök Kümbetin sekiz köşeli çatısındaki her taş bizim. Fuzuli Mescidi’nde dinlenenler biziz. Leyla da Mecnun da bizim. Hayber’de bir kaleden bakıp Rumeli Hisarı’nı görebiliyoruz hala. Halep kalesinden bakıp Çanakkale’de Kilitbahir kalesini izleyen gözler bizim. Ecdad bizim, ezel bizim.. Çocuk bizim, ebed bizim… Şehit oluruz ölüm bizim… Kutlu olur, doğum bizim…

Batının oyunu bozuldu. Terör, kaos, şiddet, istikrarsızlık… Tek bildikleri yol bu… İstikrarın teminatı bu milletin feraseti oldu yıllarca. Sokak soytarıları, yalan ve iftiranın dağıtıldığı pazar yerleri, ihanet tüccarları, agora dansözleri… Feraset sahibi bu milleti aldatmayı başaramadılar…

Hürriyet bizim. İstiklal bizim…  İstikrar da istikbal de bizim…

Takke düştü, kel göründü…

Kirlenen kar, beyaz; balçıkla sıvanan gök, mavi oldu; gönül bahçesi yeşiline büründü.

Rabbim ülkemizi kendilerine hizmetkar kılmak için çabalayan batılılara ve batı sevdalılarına fırsat vermesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.