Net ihracat, toplam planlanan harcamanın önemli bir unsurudur.

Ve reel gayri safi yurt içi hasılanın doğru veya ters orantılı bir fonksiyonudur…

Bu fonksiyonda ters orantı durumu mevcut ise dış ticaret açığı mevcut, demektir. Bu da yapısal bir problemin var olduğunu gösterir.

Başka bir ifade ile böyle bir durum var ise; reel gayri safi yurt içi hasıla artıkça net ihracat azalır veya dış ticaret açığı ortaya çıkar.

Dolayısıyla anılan yapısal problemle karşı karşıya olan ekonomilerde reel gayri safi yurt içi hasılanın artması, ithalatın artmasına sebep olur. Bunun açıklamaları mikro iktisat kitaplarında ve derslerinde uzun uzadıya anlatılır.

Türkiye İthalatının Yapısı…

Türkiye dış ticaret hacminde son 15 yıl itibariyle önemli başarılara imza attı.

Dış ticaret hacminde ihracatın ithalatı karşılama oranı önemli bir rasyodur. Bu oranın yüzde 100’ün üzerinde olması mikro ve makro dengelerin varlığını ifade eder.

2002’de karşılama oranımız yüzde 69,9; 2005’te yüzde 62,9; 2010’da yüzde 61,4; 2015’te yüzde 69,4 ve 2017 yılı itibariyle yüzde 67,1… 90’lı yıllarda bu oranların yüzde 50 ile 60 arasında gezindiğini artı bir bilgi olarak ifade edeyim.

Aynı yıllarda dış ticaret hacmi sırasıyla; 87,6 (2002), 190 (2005), 299,4 (2010), 351 (2015), 390 (2017) milyar dolar olarak gerçekleşti.

Bu rakamlar 90’lı yıllar ve öncesine göre dış ticaret hacmi ile ihracatın ithalatı karşılama oranında olumlu gelişmeler husule gelmiş olmasına “rağmen” dış ticaret dengesinde olagelen yapısal sorunumuzun devam ettiğini gösteriyor…

Türkiye ekonomisi, 2002 ve devamında sürekli büyüme trendi göstermiştir.

İthalatın, net GSYİH’nın doğru orantılı bir fonksiyonu olduğu dikkate alınırsa ithalatla beraber dış ticaret açığının “artmış” olması bu kronik sorunumuzu çözmemiz gerektiğini gösteriyor.

Bu yapısal problemimizden dolayı büyüme yıllarında ithalattaki değişim, GSYİH’daki artış oranından daha yüksek olarak gerçekleşiyor.

Dış Ticaret Açığının Kapatılmasında Çözüm Yolları

Büyüme hızı “kesilmeden” ve “enflasyon artışına sebebiyet veremeden” dış ticaret açığını kapatmaya ilişkin çözüm yollarını ithalat fonksiyonu çerçevesinde çözmek yarardan çok zarar getirir ve ekonomik olarak bizi geriye götürür, düşüncesindeyim.

Dış ticaret açığını kapatmanın diğer bir ifade ile net ihracatı pozitife değişimini sağlamanın üç yolu var:

  • Sadece ihracatı artırmak,
  • Sadece ithalatı azaltmak veya sabit kılmak,
  • Hem ihracatı artırmak; hem ithalatı azaltmak veya sabit kılmak.

Biz büyümekten ve üretmekten vazgeçemeyiz…

Ancak bunu gerçekleştirirken dış ticaret açığı sorunumuza çözüm veya çözümler geliştiremezsek büyümenin vereceği zararlar daha büyük başka yapısal problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Seçici Üretim Politikaları geliştirmek zorundayız…

Yukarıda da ifade ettiğim gibi dış ticaret açığına ithalat fonksiyonu kapsamında mikro düzeyde çözüm bulmak veya geliştirmek; ulaştığımız milli gelir itibariyle bizi geriye götürür.

Bu sebeple olagelen bir yapısal sorun teşkil eden dış ticaret açığının kapatılabilmesi bakımından makro düzeyde “seçici ekonomi politikaları” geliştirmemiz ve uygulamamız gerekiyor.

Uygulanabilecek ekonomi politikasının iyi tespit edilebilmesi ve daha iyi anlaşılabilmesi için şu bilgileri vereyim:

Yatırım malları ithalatı sırasıyla 2002’de 8,4; 2005’te 20,36; 2010’da 28,8; 2015’te 34,9 ve 2017 yılında 33,11 milyar dolar.

Ara malı (ham madde) ithalatı 2002’de 37,65; 2005’te 81,86; 2010’da 131,44; 2015’te 143,31 ve 2017 yılında 171,46 milyar dolar.

Bu rakamlar yatırım ve ara malında ortalama ithalatın yüzde 87’sine tekabül ediyor. 2017’ye doğru gelirken yatırım malının toplam ithalattaki payı düşerken ara malının payı yüzde 70’ten yüzde 73’e çıkıyor.

Bu tabloyu iyi tetkik etmemiz lazım…

Bu rasyolar, Türkiye’nin aslında bir “tüketim malı ithalatçısı” değil “yatırım ve ara malı ithalatçısı” konumunda olduğunu göz önüne seriyor.

Doğru tespit… Doğru Çözüm…

Bu durum, Türkiye ekonomisi bakımından çok önemli bir sorunu su yüzüne çıkarıyor:

Türkiye’yi bir yatırım ve ara malı üreticisi ülke konumuna getirmek zorundayız.

Yukarıda da ifade ettiğim üzere ithal mallarının ulusal bazda üretilememesi halinde büyüme dönemleri ithalatı artırır. Ulusal üretimin olması ise “büyüme yüksek oranlarda” olsa dahi ithalatı nispi ve kıyasen azaltır.

Mevcut durumumuz, Türkiye’yi “ulusal ve uluslararası manipülasyon ve spekülasyonların” yapıldığı ülke durumunda bırakıyor. Ve “ekonomik oyun ve hedeflerin pençelerine” atıyor.

Türkiye’de bütçe denkliğinin sağlanması maalesef sadece kamu düzeyinde uygulanmaya çalışılmıştır. Ancak geldiğimiz nokta itibariyle bunu özel sektörde de teşvik etmemiz gerekiyor…

İthalat yapısı, Türkiye ekonomisinin önemli bir yapısal sorununu ortaya çıkarıyor: Yatırım ve ara malı üretememe.

Bu sorunun genel yatırım teşvikleri ile iyileştirilmesi kısa vadede mümkün değildir…

Bu sebeple denk bütçe uygulaması ile beraber yatırım ve ara malı üretimine münhasır “seçici ve arz sağlayıcı ve artırıcı” maliye politikalarının ve teşvik uygulamalarının geliştirilmesi ve sonuç odaklı gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Söz konusu üretimin sağlanması, yatırım ve ara malının yurt içinden temin edilmesini netice verir ki; bu da ithalatın azalmasına ve dış ticaret açığının kapanmasına; diğer bir ifade ile net ihracatın pozitif değer kazanmasına sebep olacaktır…

Bu suretle; bir taraftan büyürken bir taraftan da GSYİH’nın artması yani ekonomik büyüme sağlanacak; hem kur operasyonlarına maruz kalmayacak, hem de enflasyonun artmasına sebep olmadan ekonomik büyüme sağlanacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624