Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat vurgu yapmasına rağmen Doçentlik sistemindeki düğüm çözülmemiştir. Mevcut haliyle akademik dünyanın son aşama sınavı olarak görülen doçentlik sınav sürecinde sayılamayacak kadar çok sıkıntı ve problem vardır.

Bilim ve Akademi modern dünyanın ve post-modern insanlık durumunun olmazsa olmaz kurumlarının başında gelmektedir. İnsanların daha özgür, adil ve refah içerisinde bir hayat sürdürmesi bilimsel ve teknolojik gelişmelerle beraber insani ve etik yönelişlerin toplamı olarak ortaya çıkar. Bu bağlamda ön alıcı ve ufuk açıcı kurumlar olarak üniversiteler ve buraya hak edişi ve çalışmalarıyla gelip yerleşen bilim insanları anahtar role sahiptir. Mevcut haliyle akademik dünyanın son aşama sınavı olarak görülen doçentlik sınav sürecinde sayılamayacak kadar çok sıkıntı ve problem vardır. Bunlardan birisi de hukuki mevzuat içinde belli bir çerçevesi tanımlanmış olsa da fiili uygulama ve pratiği bambaşka haller ve krizlerle şekillenen doçentlik sınavı eser inceleme ve sözlü sınav aşamalarından oluşan bir süreçtir. Mevcut haliyle bu süreç Ülkemizin ve İnsanımızın gelişimine bir artı değer katmadığı gibi akademik çalışmaların lokomotifi konumundaki doçent adaylarını da hayatlarının en verimli olgunluk dönemlerinde stresle başlayan bunalımla ilerleyen ve umutsuzlukla sarmalanan bir tükenme sendromuna doğru sürüklemektedir. ‘Akademik Dünya’nın ve İnsanımızın Gelişip Güçlenmesi Bağlamında Doçentlik Sınav Süreci’ için bazı temel noktaları vurgulamakta yarar bulunmaktadır.

Maddeler halinde sıralayacak olursak,

  1. Mevcut haliyle bu sınavlar akademik gerçekliğin özüne ve ruhuna uygun bir tarzda yürütülmemektedir.
  2. Sınavların varolma gerekçesine ve amaç-araç dengesine uygun değildir.
  3. Bu sınavlara giren insanlar bir çok akademik sınavdan geçerek bu aşamaya gelmişlerdir. Erişkin ve yetişkin insanlardır. Erişkin ve yetişkin insanların bilgi ve deneyimlerini ölçme ve değerlendirme yöntemlerine uygun değildir.
  4. Maalesef ülkemizde bir çok sınav sürecinde farklı ideolojik ve politik yönelimli tutumların paralelinde geçmişten bu yana bir çok hak kaybının ortaya çıktığı bilinmektedir.
  5. Bu sınavlar mevcut haliyle milli ya da küresel ekonomiye de bir artı ya da katma değer sağlamadığı gibi tam aksine verimsizlik, emek, enerji ve zaman kaybına yol açarak üretici olmayan tüketici bir tabloya sebep olmaktadır.
  6. Bilimsel gelişmenin doruk noktasına doğru çıkmak üzere olan akademisyenler hiç beklemedikleri bir dizi akıl ve mantık dışı muameleyle toplam kalite ve yüksek standart noktasında dumura uğramaktadır.
  7. Elbette gerçeğe ve hakikate ulaştıran yollar bilim, akıl ve mantıkla beraber ilerleyecek olan vicdan ve vizyon bileşkesinde saklıdır. Bu noktada farklılaşmalar ve özgünleşmeler işin tabiatı gereğidir. Ancak bunun pratik sınavlara yansıması kendi doğru ve görüşlerimizin keyfi dayatması olmamalıdır. Bu açıdan da akademisyenler her seferinde derin endişe içinde kalmaktadır.
  8. Bu  sınav sürecinin fayda-maliyet analizi yapılınca da yararlılığının çok tartışmalı olduğu gün gibi açıktır.
  9. En önemlisi doçent adayları bu sübjektif olabilecek sınavlarda hak arama açısından hukuki olarak korunmuş ve donanımlı bir pozisyonda tutulmamaktadır.
  10. Bir bütün olarak bakılarak bu sınavların mevcut haliyle kaldırılması başta Sayın Profesör Hocalarımızın iş yükünü azaltarak onlardan daha farklı istifade etme yollarını da açacağı için de gereklidir.
  11. “Doçentlik alınmaz, verilir” sözündeki sıkıntılı hava dahi bu durumların karmaşasına işaret etmekte ve kaldırılması gereğini tezahür ettirmektedir.
  12. İletişimsel ortak akıl ve vizyon gelişimi için değerler, ilkeler ve kuralları yeniden inşa etmek zorunludur. Toplumsal değişim hızının baş döndürücü bir tarzda arttığı bu çağda bahsi geçen inşa süreci makul, meşru, doğal ve kabul edilebilir insani ve kültürel ortamların farklı seviyelerde teşekkülü ile mümkündür.
  13. Bilim insanlığın ortak mirasıdır. Bu alanda aristokratik ve bürokratik yönelimin varlığının hayatiyet ve süreklilik açısından tamamıyla ortadan kalkmasını beklemek zaten çok zordur. Ancak aristokrasi ve bürokrasinin üzerinde demokrasi ve insani odaklı yaklaşım belirleyici olmalıdır. Bu durumun ve daha bir çok farklı psiko-sosyal bariyerin aşılmasında disiplinler arası ortak çalışma zeminin ve teamüllerinin bir kültür olarak güçlendirilmesi şarttır.
  14. Bu konuda uluslararası müktesebata ve bilim geleneğine de bakmakta fayda mülahaza etmekteyim. Gelişmiş ve bilimsel alanda çok ciddi mesafe kat etmiş ülkelerin konuya bakışları ve yaklaşımlarının sürece dahil edilmesi belli bir deneyimin paylaşılması anlamına gelecektir. Söz konusu birikim öykünme ve özenmenin ötesinde pratik iyi ve güzel şeyler not edilerek yeni bir yol haritası çıkarmada yardımcı olabilir.
  15. Bir zamanlar uzun kış uykusuna yatan Bilim’i yeniden uyandırıp canlandıran ve Harran, Bağdat, Kahire gibi bir dizi medeniyet merkezlerinden elde edilen bilimsel birikimi Endülüs ve Sicilya üzerinden Batı dünyasına aktaran İslam Dünyası olmuştur. Tarihte olduğu gibi Türkiye inisiyatif üstlenerek gerçekleştireceği bir sıçrama ile yeniden bütün bir yeryüzüne Bilim ve Medeniyet’in vizyon ve birikimini entegre bakışla organize olarak ve pozitif bir atmosfer oluşturarak taşıyabilir.
  16. Yeryüzü ölçekli ihtiyaç duyulan yeni paradigmatik dönüşüm ve insani odaklı yönelişin en elverişli mekanı Doğu ve Batı arasında köprü olan Rumeli ve Anadolu topraklarıdır. Ege ve Akdeniz havzasının özgürlük, eşitlik ve adalet arayışında yeni bir bilimsel ve moral ivmelenme için kendimize duyduğumuz özgüven kadar sağlıklı yaşam ve mutluluk içerisinde gelişecek maddi ve manevi şartların etkisi de büyüktür. Psikolojik ve sosyal ortamın elverişli olması ise akademik gelişim ve ilerleme açısından hayati derecede önemlidir.
  17. Türkiye’deki Doçentlik Süreci pozitif bir model olarak diğer ülkelerce de örnek alınmaya başlanacak derecede üzerinde iyi çalışılarak belli bir kıvama eriştirilmelidir. Şu anki tablo ahenkli bir bütün ve özlü bir çerçeve oluşumuna işaret etmemektedir.
  18. Hak eden herkesin sadece bilimsel yeterliliğe bağlı olarak doçentliği alabileceği ve üniversite içi ve dışı ayrımının asla yapılmayacağı bir düzenleme şarttır.
  19. Bu yeni düzenleme için özenli, dikkatli ve derinlikli bir zihinsel (düşünsel), hukuki, idari-teknik alt yapının kurulması şarttır. Mevcut doçent adaylarının kazanımlarını riske etmeyecek ve tam aksine güvence altına alacak en elverişli çözüm için harekete geçilmelidir. Bunun için ilk adım hala KHK ile temel işleyişini sürdüren YÖK mevzuatı yerine ‘Yeni Yüksek Öğrenim ve Eğitim Kanunu’ Milli İrade tarafından çıkarılmalıdır. Bu aşama sağlam bir irade ve ortak akıl tarafından tekemmül ettirilip ilerletilirken özellikle doçentlik sözlü sınavı’nın kaldırıldığı ve uygulamanın çıkarılacak kanunla detaylandırılacağı bir KHK ile de acilen gündeme alınabilir. Özellikle sözlülerin kaldırıldığına dair toplumda, özellikle YÖK’ten yetkililer tarafından da bu konu dillendirildiği için, neredeyse büyük bir kabul ve beklenti oluşmuşken bu konu sürüncemede bırakılmamalıdır. Aksi durum kurumsal zaaf ve yapısal reflekslerden kaynaklı olarak görülmeyeceği gibi ‘Kurumsal İnat’ olarak okunup yorumlanmaya başlanabilir. Zaten ciddi itibar kaybına uğramış olan Akademik Bürokrasi, bir de bu belirsizlik ve tutukluk dolayısıyla hepten yıpranıp aşındırılmamalıdır.
  20. Konu hiç bir şekilde yanlış anlaşılmayacak bir dil ve üslupla, çerçevesi tam belirlenmiş ve içeriği tam olarak tespit edilmiş olarak, tüm yönleriyle bir bütün olarak entegre yaklaşımla ele alınıp sonuçlandırılmalıdır.
  21. Bu konuyla ilgili göreceli olarak rüştünü ispat etmiş ÖSYM’de olduğu gibi hatta ondan daha özgün ve ileri bir yeni kurumsal düzenlemeye gidilmelidir. DSB (Doçentlik Sınav Birimi) ya da DSK (Doçentlik Sınav Kurumu) oluşturulabilir. Kurumsal Profesyonellik, sorumlusu tam belli olmayan ve ortada bırakılan konularla beraber karar alma ile uygulama arasındaki gecikmeleri de önler. Palyatif ve pansuman tedbirler yerine kökten ve kalıcı çözümler geliştirilerek güvenli bir gelenekten aydınlık bir geleceğe doğru seyir rotası izlenme imkanı doğar.
  22. Bu amaçlar ve hedeflerin uzun vadeli bir değişim ve dönüşümü kapsadığı çok açıktır. Ancak bunun için zincirin en zayıf halkasından işe başlanarak bir an önce gerekli adımlar atılmalıdır.
  23. İlk çıkarıldığında doçentlik sürecini zaman olarak azaltacağı ileri sürülen ve elektronik olarak jüri atamasıyla adil bir sistemin kurulacağı iddia olunan elektronik başvuru ve sonraki tüm aşamalar doçent adaylarında çile, kaos ve acı bir tebessümden başka bir algıya yol açmamaktadır. İletişimsizliğin ana sebebi alt yapı ve personel yetersizliği ve iş yükü hacmi olsa dahi bu durum en öncelikli olarak düzeltilmesi gereken konudur.
  24. Bütün bu gayretler insani ve milli üretim güçlerini arttırmak ve kaynakları harekete geçirerek potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye sonuç alacak bir tarzda dönüştürmek için yapılmalıdır. Bilgi üretimi, esneklik ve açık toplum hedefleri içerisinde toplam kalite odaklı insani yaklaşım ve milli prodüktivite artışı stratejik öncelik olmalıdır.

Sonuç olarak mevcut haliyle doçentlik sınav sürecinin bütünüyle yeniden yapılandırılması şarttır. Takvime bağlanmayan ve sistemi adeta sistemsiz reflekslere dayalı bir görüntü veren şu anki mevcut tablonun değiştirilmesi için en üst düzeyde bir irade ve kararlılık şarttır. Eser inceleme ve özellikle sözlü sınavlarda akla gelen, gelmeyen sayısız ve ilk anda ‘ya böyle şey olmaz’ diye itiraz edilecek her tür deneyim yaşanmaktadır. Daha rafine ve sofistike yöntemlerle hiç bir şey yokmuş gibi bir görüntü verilerek değerlendirmeler yapılabilmektedir. Sübjektif, temelsiz, bağlamsız ve kişisellik kokan gerekçelerle pek çok akademisyen hayata küstürülerek ıskartaya çıkarılmıştır. Gün yüzüne çıkmamış nice yaşanmış hikaye etrafta kol gezmektedir. Elbette bunların bir kısmı öznel olabilir. Ancak Türkiye’de pek çok acı hadise onur meselesi, itibar kaybı ve mahcubiyet halinden dolayı psiko-sosyal sebeplerle kapalı kalmaktadır. Eser incelemede dikkati çekmeden yapılan, kapalı devre, güdümlü ve örtük müdahale imkanı olmaması için jüri üyelerinin birbirleriyle iletişimine fırsat verilmeyecek bir düzenleme şarttır. Az da olsa sözlü aşamasında bırakamayacakları kimseleri önleyici vuruşla daha eserden en başta dökme eğilimine fırsat verilmemelidir. Bu bağlamda asıl olarak pek çok doçent adayının kabusu haline gelen doçentlik sözlü aşamasının mevcut halinin acilen kaldırılarak durumun gerçekliğe uygun bir formatta çözüm zeminin geliştirilmesi hayati bir öneme sahiptir diye düşünmekteyiz. Belli bir süreç içerisinde bu konunun her açıdan tekemmül ettirilerek nihayetlendirilmesi herkesin lehine ve faydasına olan bir gelişme olacaktır.

Bu yazı yazıldıktan bu yana özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın geçen Temmuz ayındaki ‘Yardımcı Doçentlik’ Sistemi’nin Bilim Dünyası için benzeri gelişmiş ülkelerde olmayan iğreti pozisyonu ile ön kesici olduğuna dair vurgusundan bu yana kamuoyunda değişim yönünde çok ciddi bir talep oluşmuştur. Sayın YÖK Başkan’ı da bu talebe dikkat ederek kulak vermiştir. Ancak bu konudaki çalışmalar geçtiğimiz ay yaptığı yeni düzenlemeye ilişkin açık TV beyanına karşın hala intac ettirilememiştir. Kuvvetle muhtemel Bürokratik Oligarşi ve ideolojik şartlanmalar bazılarının değişime direnç göstermesine yol açmış olabilir. Ancak bu konunun tek bir ideolojik parametre ile sınırlı olmadığını unutmamak lazım. Sorun şu ki paradigmalar savaşından Akademik Dünya’yı çıkarmak lazım. K. Popper’ın ‘Yanlışlanabilirlik’ ve T. Kuhn’un ‘Paradigma’ kavramları başta olmak üzere Kadim’den Modern ve Post-Modern Dünya’ya varlık, bilgi ve değer’e ilişkin her konuyu tutarlı bir mantık ve muhakeme ile metodolojik sağlamlık ile ele alabilmek önceliğimiz olmalıdır. Evet kesinlikle bir keyfilik ve sübjektiflik var doçentlik sınavlarında hem eser hem de sözlü aşamalarında. Bunun aşılması için yeni adil, makul, meşru ve makbul bir düzenleme kamu yararı ve toplumsal geleceğimiz ve Bilim ve Gerçeklik adına şarttır. Bilgi’den aydınlanmaya giden yol Aşk’tan yani birbirimizi Adem’in Çocukları olarak görüp sevip saymaktan geçiyor. Etik, estetik ve entelektüel boyutlar tamamlanmadan Medeniyetimiz’in yeniden sıçrama yapmasını (take off) beklemeyelim. Bunun için psikolojik duvar hükmündeki gayr-ı tabii sınavları, testleri bırakıp gerçek üretkenliğe ve sürdürülebilir gelişme ve kalkınmaya öncelik vermemiz gerekiyor. Zincirleri kıralım, eskimiş prangaları atalım. Artık gün bitti, akşam geçti ve birazdan gece olacak. Harekete geçmek için zamana oynamamak gerekir.

Akademik camia herkesin kendi özgül ağırlığının en fazla olduğunu düşünen, kolay kolay ikna olmayan, ortak meselelerde dahi bir orta yol formülü bulmakta karara varamayan sıkıntılı bir muhittir. Buna rağmen alınan mesafe de küçümsenmemelidir. İşin özeti adil, makul, meşru ve makbul bir doçentlik sınav sistemidir. Her türlü oligarşik yapıların, ideolojik tahakkümün ve güdümlemenin ötesinde bir düzenlemeye dair açıklama ve harekete geçildiğine dair işaret beklenmektedir. Bu kördüğüm halini almış meseleye de bir ‘İskender Kılıcı’ gerekiyor gibi görünüyor. Anlaşılan bu iş, Reis-i Cumhur’un müzaheret, tasarruf ve müdahalesi ile hızlandırılıp tamamlanacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adil, Entelektüel ve Estetik 2018-01-15 15:13:37

Yani gerçekten insan bir akademisyen olarak bu yazıyla derin bir nefes alıyor; emeği geçenlerin ellerine ve yüreğine sağlık

Avatar
Yard.Doç.Dr. Âkif Ersoy 2018-01-15 17:15:26

sn.hocamızın sınavla ilgili mevcut düğümün çözülmesiyle bilimsel gelişimimizin sağlanabileceği ve bu yeni imkanın kademe kademe toplumsal boyutlara yansıyacağına dair bu tespitleri ile konunun ve çözümün ehemmiyeti çok daha iyi anlaşılır hale gelmiş. teşekkürler...

Avatar
Dr. Gökçe 2018-01-15 18:04:27

dr. mehmet hocamız bu makalesiyle çok önemli, hassas ve büyük bir akademik kitlenin mağdur olduğu duruma dikkat çekmekle birlikte çözüm önerilerini kısa maddeler halinde özetleyip herkesin anlayabileceği bir şekilde betimleyerek ilgililerin dikkatine sunmuştur. kalbinize ve elinize sağlık.

Avatar
Sueda 2018-01-16 09:51:42

Hocam gayet kapsamlı bir analiz olmuş ve herkes için motive edici . Saygılar...

Avatar
Boğaziçili 2018-01-18 14:49:27

Türkiye’mizin gözbebeği Yükseköğretim kurumlarından başında gelen Bogazici Üniversitesinin bir mensubu olarak Sayın Korkusuz hocamızın tespit, tahlil ve çözüm önerilerinin ciddiyetle ele alınıp ivedi bir karar alınmalı diye düşünüyorum. Nitekim, gelişmekte olan ülkeler arasından devler ligine sıçrama Arefesinde sancılı süreçler yaşayan ülkemizin en çok bilimsel üretim ve faaliyetler ekseninde bir katma değer ekonomisini canlandırması kaçınılmaz. Sayın cumhurbaşkanımızın, değerli ülkemizi içinde bulunduğu orta gelir çıkmazından kurtaracak ve kendisini takip eden ülkelere rol model oluşturacak yegane atılım gücünün bilimsel kalite standardının ve üniversitelerin önünü açmaktan geçtiğini çok iyi analiz etmiştir. Bu sebeple konunun sayın hocamızın makalesinde belirttiği istikamette çözüleceğine inancım tam. Türkiye’de üniversitelerin gelişimine ve dünya çapında atılım yapabilmesine katkı sağlayacak isimlerin kırtasiye kalabalığı ( paper works) ve öznel değerlendirmelerin çok ötesinde çağdaş bir anlayışla üniversitelere transfer edilebilmeleri önemlidir. Saygılarımla. Hasan T Çetin

Avatar
Diriliş 2018-01-15 21:55:31

Yarınki Türkiyemizin akademisi aydınlık zihinlerde. Eminim, kalıcı bir düzenleme olması için, Meclisimizin değerli üyeleri bu derinlikle buluşacaklardır.

Avatar
Mavi-yeşil bir dünya 2018-01-17 08:36:42

Türkiyemiz hem islam dünyasına hem yeryüzüne bilimsel anlamdada katkılar sunacak bir birikim ve donanıma erişir. Teşekkür ederim.

Avatar
Medicine 2018-01-17 00:03:15

Yeni bir Türkiye’nin imarı Akademi’siz olmaz. Gerçekten güzel olmuş.

banner623

banner624