Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Temmuz’da yaptığı bir konuşmada YÖK’e çağrıda bulunarak, “Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir, bunu gözden geçirin. Dünyanın kaç yerinde var bunu da söyleyin. Pek görmüyorum. Bunu birileri, birilerini oyalamak ve ön kesmek için yapmışlar. Oysa bizim hocalara ihtiyacımız var” demişti.

Erdoğan yine kangren haline gelmiş bir probleme işaret etmiş ve 36 bin yardımcı doçentin yüreğine su serpmişti. Erdoğan’ın yaptığı bu çağrıdan hemen bir gün sonra YÖK Başkanı “Cumhurbaşkanımızın talimatına uyacağız” dedi. Sonra YÖK’ten üç ay boyunca ses çıkmadı. Bu sürede “Niye hala bu değişiklik gerçekleşmedi?” diyenlere de “meclisin işi” diyerek işi yokuşa sürmeye başladı.

Nihayet üç ayın sonunda 27 Ekim’de doçentlik sisteminin değişeceğini söyledi. Ne var ki bu sefer de Erdoğan’ın talebinin tam aksine yazılı eser incelemelerinin yine merkezi sistemde devam edeceğini, sözlü sınav aşamasının ise üniversitelere verileceğini ifade ederek kafaları karıştırdı.

Görüşlerini aldığımız bazı akademisyen arkadaşlar “Olsun bu da bir gelişme, hiç yoktan iyidir, sözlü sınavlar bari üniversite bünyesinde yapılsın” demişti. Ancak YÖK buna da razı olmamış olacak ki “konu ile ilgili üniversitelerin görüşlerini alacağız” diyerek burada da açık bir kapı bıraktı! Şu ana kadar da sessizliğini muhafaza ediyor. Sözde Cumhurbaşkanımızın talimatını hemen yerine getirecekti.

Oysa bir KHK ile ya da torba yasanın içine sokulacak ufak bir değişiklikle Erdoğan’ın talebi yerine getirilebilirdi ancak üzerinden aylar geçmesine rağmen bu yapılmadı. YÖK neden bu konuda ayak sürüyor ve neden Erdoğan’ın çağrısına kulak tıkıyor anlamak mümkün değil.

Bilindiği gibi yardımcı doçentlik sadece bize has bir konum değil ABD ve Avrupa’da da var ancak oralarda doçentlik denilen unvan üniversite tarafından veriliyor. ABD ve Avrupa’da hatta dünyanın hemen hemen her yerinde yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük unvanlarının hepsini üniversitenin kendisi verir. Bizde tek fark sadece doçentliğin YÖK’e bağlı olan ÜAK tarafından verilmesidir. Erdoğan’ın çağrısı tam da bu noktada çok önemlidir.

Erdoğan, doçentliğe yükseltme sistemini gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yapın diyor. Ancak bürokrasi, Kemalist devlet pratiğinden kalma merkeziyetçi tutumunu koruma içgüdüsüyle hareket ediyor.

Kaldı ki “sözlü sınav yapma yetkisini üniversitelere verirsek suiistimaller olur” şeklinde yapılan yorumlara/eleştirilere katılmıyorum. Yakın bir tarihte Selman Öğüt’ün girdiği sözlü sınavda kendisine sorulan ideolojik soruları ve hangi tavırla bırakıldığını biliyoruz. Kaldı ki sözlü sınav sübjektif. Sorular denetlenmiyor. Adayın YÖK/ÜAK'a itiraz imkânı yok. Selman Öğüt örneğinde olduğu gibi hem siyasi tavırla hem de eleme amacıyla adayın alanı dışında maksatlı çok soru soruluyor. Jüri üyelerine hesap soran bir mekanizma da yok.

Bakınız dünyanın hiçbir yerinde ne eser incelemesi dediğimiz yazılı aşama ne de sözlü sınav merkezi bir kurum tarafından yapılmaz. Bu sınavlar üniversite bünyesinde yapılır. Buna rağmen YÖK hala bu katı, merkeziyetçi tutumunu devam ettiriyor.

Bilindiği gibi mevcut sistem suiistimal edilmektedir. Her şeyden önce uzun süren başvuru ve bekleme süreleri vardır. Bu süreler yüzünden sadece 1 ya da 1,5 yıl eser inceleme sonucu bekleniyor. Oysa bizim bekleyen değil üretken hocalarımıza ihtiyacımız var. Neden bu hocalarımızın önü kesilmek isteniyor? Oysa üniversitelere verilecek olsa bu süreler kısalacak ve hak eden hızlıca doçent olacaktır.

Dr. Barış Ertem’e göre yapılması gereken gayet basit; sınavın sözlü aşamasının kaldırılması ve bunun yerine ÜAK tarafından her alana özel, bilimsel-yazılı başvuru kriterleri belirlenip bu kriterleri sağlayan adaya ÜAK tarafından doçentliğe başvuru hakkı veren bir belge verilmesidir.

Aday bu belgeyle üniversiteye başvurusunu yapar, şeffaf ve hesap sorulabilir bir süreçten sonra adaya doçentlik verir ya da vermez. Vermezse neden vermediğini de açıklama zorunluluğu ve itiraz/yargı yolu açık olmalıdır. Dünyadaki uygulamalar bu yönde.

Öyle ki Türk üniversiteleri de dünyanın her yerinde olduğu gibi yüksek lisans, doktora ve profesörlük verme yetkisini barındırır. Ne var ki doçentlikten üstte olan profesörlük unvanını verebilen Türk üniversiteleri doçentliği veremez! Sebebi malum; resmi ideolojinin beğenmediği akademisyeni doçent yapmamak ve mani olmak. Bana kalırsa işe önce YÖK’ten başlamalıyız.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.