Doğru okumak, doğru muhasebe

Sadullah Özcan 21.04.2017


Türkiye tarihinin en hararetli, en çekişmeli bir referandumunu geride bıraktık. Tartışmaları bir süre daha devam eder. Sosyoloji biliminin bütün kuralları alt-üst oldu. Toplumsal düşünceler allak bullak. Dini anlayışlar, düşünce, fikir ve ideoloji birliktelikleri çatır çatır kırıldı.

Düşünceleri, fikirleri, idealleri bir olanlar yani varlık sebebi bir olanlar ayrı potada, varlıkları birbirlerinin karşıtlığı üzerine olanlar aynı potada toplana bildiler. Kimseyi töhmet altında bırakmak değil derdim. Fakat durum tespiti yapmak için. Kendini ülkücülerin ağabeyi konumunda tutan bir dostum ‘Evet' verenlerle anılmak istenmediğini ifade ederken diğer taraftan CHP'yi geçiyorum HDP ile PKK ile aynı potada olmaktan çekinmiyor artık. Sosyal medyada ‘Evet' gerekçesi  ‘Hiç geçmediği İstanbul'da ki köprüymüş' diye yadırgaya biliyor.  Kampanya boyunca sosyal medyadan insan aklının nasıl çalıştığını gözlemlemeye çalıştım. Anlayışları, hareket tarzlarını izlemeye çalıştım.  

Yıllar önce araştırma işine girdiğimde bu alanda üstadım sayılan dostum Amerika'da bir deneyden bahsetmişti. O hep aklıma gelir. İnsanların bir konuda nasıl hareket ettiklerine yönelik bir deney.  Böyle bir deney oldu mu, olmadı mı? Bilmiyorum. Fakat o dostun anlattığına göre bilim adamları bir grup insanın beyinleri üzerinde deney yaparlar. Siyasi görüşleri farklı kişileri seçerler. Bu deneyde kafalarına beyinin çalışmasını izleyen aletler takarlar. Benzeri konular üzerine farklı kişileri konuştururlar. Fakat konuşmalar başlamadan önce takdim yapılırken işin uzmanı bilim adamı veya şu siyasi görüşten diye açıklama yapılarak konu ve konuklar takdim edilir.

Konuşmalar başlayınca bilim adamı olarak takdim edilen kişilerin konuşmaları sırasında insanların beyinlerinin sol tarafı yani mantıklı, siyasi görüş adına konuşulanlar dinlenirken sağ tarafı yani duygusal yani çalıştığını tespit etmişler.

Yani gerçek şu seçim kampanyaları başladığında veya siyasi bir tartışma ortamı oluştuğunda mantık değil duygular devreye girer. İşte o zaman kimse bir birini dinlemez. Tıpkı referandum sürecinde yaşadığımız gibi. Kampanyalar sadece bulunduğumuz tarafta safları sıklaştırmaktan öteye gitmemektedir. İşte böyle ortamlarda neyi doğru neyi yanlış yaptığımızı sonradan da olsa doğru okuyup doğru muhasebe yapmakta yarar vardır.

Önce ki akşam buluştuğumuz Ayhan Bilgili dostumla referandum sonuçlarını biraz değerlendirdik. Karşılıklı gözlem ve tespitlerimizi aktardık. Dostumun bazı tespitleri dikkatimi çekti. Referandum sonuçlarına bu açıdan da bakmakta yarar var.

Referandum boyunca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'nin kampanya stratejileri bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin faydaları üzerine otururken diğer taraftan 14 yıldır yapılan büyük projeler üzerine oturdu. Stratejinin doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde değilim. Doğru bir strateji, güçlü Türkiye, icraat yapan, büyük düşünen Türkiye algısı. Hayırcı cephenin oturttuğu strateji de tam olarak belirgin bir çizgi yoktu. Fakat Ayhan beyin işaret ettiği birkaç önemli nokta var. Bir taraftan tek adam algısı, diğer taraftan özgürlüklerin sınırlandırılması ve hürriyetlerin kısıtlanması algısına işaret etti.  İşte bu noktada bir soru yöneltti.  Kampanya boyunca her platformda kullanılan köprü ve otoyollar konusunda. “Siz hiç dünya da köprü ve yollar yapılmadı diye ölümü göze alan insanlar gördünüz mü?” şeklinde bir soru. Fakat özgürlükleri için, hürriyetleri için dini için ölümü göze alan çok insan vardır. Aslında ‘Hayır'ın ‘Evet'lerle bu kadar paralel gitmesinin altında bu algıya dikkat çekti dostum. Hayırcı cephenin kampanya stratejisini izlerken insanlara ağırlıklı özgürlüklerin gideceği, hürriyetlerinden olacağı, baskının artacağı, istenildiğinde kurumların muhtarlıkların kapatılacağı algısını bu nedenle. Bundan böyle algı mücadelesi verilmek isteniyorsa neyle mücadele edildiğinin de bilinmesi lazım. Ona göre mücadele yöntemi önemli. Algılar doğru veya yanlış fark etmez.

Referandum sürecinde toplumun önemli bir kesiminde oluşturulan özgürlüklere yönelik algının devam etmemesi konunda acil tedbir alınmasına ihtiyaç var. Yani toplumun önemli bir kesiminde potansiyel oluşturan bu algı stratejisinin önümüzdeki günlerde bertaraf edilmesinde yarar var. Özgürlük ve hürriyetlerin kısıtlanmadığı, daha da arttığı algısı oluşturmak Cumhurbaşkanlığı Siteminin kabul edildiği bugünlerde Meclis'e gelecek uyum yasalarında özellikle üzerinde durulması gereken nokta. Bu imkân iyi kullanılır ise toplumda oluşturulmaya çalışılan ayrışma tersine döner. Birlik ve beraberlik daha da perçinleşir. Aksi takdirde bu algı körüklenerek devam ederse toplumsal çatışma potansiyeli eyleme dönüşme tehlikesi var. Zaten 15 Mayıs sonrası oluşturulan bu potansiyelin kullanılacağına yönelik endişeler kulislerde konuşuluyor.

 

Cuma'nın hayrı üzerinize olsun…


Etiketler: