“Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin.

Haksızlık eden başları bir gün koparırlar.

Bize bol bol ziya kucakla getir:

Düşmek etrafı görmemektendir.

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;

Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!"

Tevfik Fikret’in bu şiiri adeta Osman Nuri’yi tarif için yazılmıştır. “İki metreye yakın boyu, iri gövdesiyle ve kilosuyla deyim yerindeyse dağ gibi de bir adamdı. Kalın ve tok sesi algı uyandırıcıydı, etkileyiciydi. Açık sözlü, düşündüğünü ve doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, konuşkan ve karşısındakine saygıyı sadece gösteren değil, saygı duyduğu belli olan biriydi. Ana konusu beslenmeydi. Ancak ülkenin beslenme alışkanlıklarını, beslenme ağırlıklarını, tahılı, eti, sütü ülkemizin gıda emperyalizmi kavramı altında açıklıyor ve bilmediğimiz birçok gereklilikleri su yüzüne çıkartıyordu. Gıda emperyalizmine karşı tek başına savaşçıydı” arkadaşları böyle anlatıyordu Osman Nuri’yi.

Savaş sonrası Marşal yardımı ile başlayıp PL480 programı ile devam eden ABD gıda operasyonunun tüm hızıyla devam ettiği yıllardı. ABD’nin önce hibe, ardından TL, ardından dolar ile verdiği süttozu paketleri üzerlerinde barışı ve Amerikan-Türk dostluğunu simgeleyen tokalaşan iki el resmiyle memleketin tüm ilkokullarına dağıtılıp mahzenlerde istiflenmişti. ABD verirken ilkokul çocuklarına zorunlu olarak içirilmesini şart koşmuştu. Bu koşulları denetlemek için komisyonlar kurulup görevli insanlar istihdam edilmişti. Yeni tahsis edilen beslenme saatlerinde tadı ve kokusu iğrenç olan bu mamulü tek tek zorla çocuklara içiriyor, öğretmenleri de başlarına gardiyan misali dikiyorlardı. Bölgenin mülki amiri de Amerikan-Türk dostluğunun selameti için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak süttozu kullanımını denetliyordu.

Sağlık ve Tarım Bakanlıkları dâhil dönemin hükümetlerinin hiçbir tahlil ve tetkikten geçirmeden alıp dağıttığı süttozuna tepkinin bayraktarlığını Osman Nuri yapar. Bir kere bu süttozları ABD’nin üretim fazlası stoklarıydı. İkincisi artık bedava safhası bitmişti bu kötü mamulü parayla alıyorduk. Üçüncüsü üretim fazlası bu süttozlarına kalite kontrolü yapılmıyor, içeriğini bilmiyorduk. Dördüncüsü, çocuklarımıza zorla tükettirilen ve ihtiyacımız olmayan bu mamul yerli üreticiyi baltalıyordu. Kendi sütümüz olduğu halde ABD’nin üretim fazlası kalitesiz sütünü para verip alıyor üstelik adına yardım diyorduk. Osman Nuri bu isyanını her mahfilde öyle çok dile getirdi ki zaten izzeti nefsi kırılmış olan Anadolu insanının gözünde Amerikan süttozu hiçbir vakit matah bir gıda olarak görülmedi.

Kamuoyuna yine yardım adı altında pompalanan bir diğer pazar açma operasyonu soya yağı ve margarin satışıdır. Koçtürk’ün anlatımıyla durumun özeti şudur, “Türkiye’mizin dünyanın en lezzetli yağı olan zeytinyağını külliyetli miktarda üretebilen bir memleket olmasına rağmen son yıllarda PL 480 kanalı ile çok miktarda soya yağı ithal etmiş olması, ileri memleketlerin tereciye tere satmakta ne kadar mahir olduğunu gayet mükemmel bir şekilde gösteriyor.” Amerikalılar, lobi faaliyetleriyle memleketimizde sık kullanılan tereyağının kalp ve damar hastalıklarına yol açtığı, zeytinyağının ısıtıldığında kanserojen olduğu yolunda güya tıbbi açıklamalar yaptırarak halkımızı soya yağı ve soya yağı hammaddesi içerikli margarin kullanmaya sevk ediyordu. Finansal kolaylıklar ve teknik desteklerle yurtiçinde kısa sürede kurulan margarin fabrikaları ucuz Amerikan soya yağının piyasaya girmesi ve yerli yağlara karşı yürütülen olumsuz propaganda ile ürettiği margarinleri hemen her eve sokmayı başarmıştı. Gelin işin iç yüzünü Koçtürk’ün “Gıda Emperyalizmi” kitabından okuyalım:

“Türkiye'de bol olarak üretilen ve soya yağına nazaran çok daha lezzetli, şifalı ve besleyici bir yağ olan zeytinyağını ve zeytinciliğimizi baltalamak için 1960 yılından sonra Türkiye'de Amerikan Soya Birliği’nin bir şubesi kurulmuş ve bu şubenin başına Türk asıllı ve becerikli bir şahıs getirilmiştir. Bu şahsın Ticaret Odaları yetkilileri ile işbirliği yaparak İzmir'de hazırladığı bir yağ seminerinde Amerikan Ziraat Ataşesi, Türkiye'nin Amerika’dan ucuz fiyatla ve Türk lirası karşılığı soya yağı ithal ederek, kendi zeytinyağlarını pahalı fiyatlarla ve dolar karşılığı Avrupa ülkelerine ihraç etmesinin, yatırımlar dolayısıyla muhtaç olduğumuz döviz temin ve gelir sağlama bakımından faydalı olacağını söylemiş ve teklifte bulunmuştur. Akla yakın gelen bu teklif seminere iştirak eden zeytinyağı üreticileri tarafından sevinçle karşılanmış ve daha sonra kandırılmış olduklarını feci şekilde anlayacak olan bu saf insanlar böylece yola getirilmiştir. Emperyalistler ilk iki yıl dediklerini yapmışlar ve zeytinyağı gibi lezzetli bir yağı yüzyıllarca kullanagelen bir toplumu bu alışkanlıklarından vazgeçirerek yavan bir yağ olan soya yağı ile ondan yapılma margarinlere alıştırmak için Avrupa ve bilhassa İtalya'daki firmaları harekete geçirerek Türk zeytinyağlarını satın aldırmışlardır. Bunun neticesi olarak iç piyasada zeytinyağı fiyatları 10-12 liraya çıkmış ve elinde zeytinyağı bulunanlar milyonlar kazanırlarken dar gelirli tüketici gruplar ve işçiler zeytinyağı için sessiz yürüyüşler tertiplemişler ve sonunda zeytinyağı fiyatının yarısı ile tedarik edebildikleri Amerikan yağından yapılma margarinleri kullanmaya ve bunlara alışmaya mecbur olmuşlardı.

Radyolarda şarkılı ve türkülü reklâmlarla halka empoze edilen ve Türk mutfağına yerleştirilen margarinler durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, emperyalistler zeytinyağı fiyatlarını düşürmek için başka bir oyun oynamaya başlamışlar ve zeytinyağlarımızı satın almamışlardır. Satın almadıkları zeytinyağlarının başka ülkelere satışını da anlaşmalarla daha önceden önlemiş oldukları için, Türkiye'de geniş stoklar meydana gelmiş ve zeytinyağı fiyatları 480 kuruşa kadar düşmüştür. Bu sırada halk margarine iyice alıştığı için zeytinyağı artık iç pazarda da alıcı bulamıyordu.

Zeytinyağının iç pazarda daha az ve margarinlerin ise hızla artan miktarlara göre kullanılışı halk arasında kalp ve damar hastalıklarının çoğalmasına ve bu yüzden ölenlerin artmasına sebep olduğu için Amerika'da rahat rahat söylenen bir gerçeği Türkiye'de kamuoyuna açıklayanlar ve margarinlerin sağlık için zararlı olduğunu söyleyenler tehdit edilmişler, korkutulmuşlar ve peşlerine adam düşürülmüştür.”

Tehdit edilip takip ettirilenlerden biri de Osman Nuri Koçtürktür. Tekerine çomak soktuğu menfaat çevrelerinin susturmak için her yolu denedikleri nihayetinde bir suikast ile Konya’da canına kastettikleri Tarhana Osman uğraştı, didindi, atıldı, bağırdı ama hiç susmadı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.