İnsanlık numunesi Osman Nuri Koçtürk ABD’nin soya operasyonuna karşı açtığı savaşı yazdığı makaleler, kitaplar, katıldığı seminer ve konferanslar, konuştuğu radyo programlarıyla nefessiz sürdürüyordu. Operasyonun yerli işbirlikçileri baskı, tehdit ve saldırılarla yıldıramayınca bu defa küresel odak 1962 yılında Koçtürk’ü Amerikan Soya Birliğinin davetlisi olarak ABD’ye çağırır. Düşüncelerini değiştirmesi için ikna edilmeye çalışılır. İkna faaliyetinin içeriğinin teklif ve tehditlerden müteşekkil olduğunu düşünmememiz için pek bir sebep olmasa gerek. Ama O boyun eğmedi, geri adım atmadı. CIA tarafından Türkiye’deki pasifize edilecek insanlar listesine alındı.

            Zamanının geldiğini düşünen ABD ucuza ve Türk Lirası üzerinden piyasaya soktuğu soya yağı için bu defa dolar istiyordu. Sattığı soya için tonuna 300 Dolar isterken bizden satın alacağı zeytinyağı için 450 Dolar fiyat verince dönemin hükümeti soya anlaşmasını fesheder. Ancak akabinde düşülen yağ sıkıntısı nedeniyle bu ihtiyacı Avrupa piyasasından soya ve pamuk yağı ithal etmek suretiyle karşılama yoluna gidilmiş, neticede o yağların da kaynağı ABD olduğundan anlaşmayı feshetmenin de çok manası olmamıştır. Hikâyenin gerisini yine Koçtürk’ten dinleyelim:

            “Soya, pamuk ve don yağlarının ithalatını üzerine alan Et ve BalıkKurumu ithalattan komisyon alıp, bunu halkın sırtından bir vergigibi tahsil ettiği için hayvancılık ve balıkçılık kesimlerindekibaşarısızlığınıbununla örtmekte ve hayvancılık gelişmediğindenTürkhalkı ekmek ve yağ gibi boş kalori kaynakları ile yetinme zorundakalmaktaydı. Bu husus emperyalistlerin halkıaz etle besleme maksatlarınauygun düşmekte ve fakat o tarihlerdegenel müdürlük yapan bir emekli General, Millet Meclisinde,zararda olan bir kurumuyağ komisyonu ile kara geçirdiğiiçin bilinçsiz bir davranışla öğünmekteydi.

            Türkiye'ye soya ve pamuk yağları ile don yağlarının ihtiyacımızolmadığı halde ithal edildiği ve margarinlerin dengesiz bir şekildekullanılışının halk sağlığı üzerine kötü etkiler yaptığı, zamanlaveyapılan devamlı neşriyat sayesinde anlaşılmış bulunulduğuiçin ikinciBeş Yıllık Kalkınma planında mahalli kaynaklarıngeliştirilmesive yağ açığının kendi imkânlarımız ile karşılanarakyabandan yağithalinin durdurulması yağ ihtisas komitesininkararı ile öngörülmüştür.

            Soya, pamuk ve don yağlarının ithalinden ve margarin yahut sabunolarak işlenmesinden çıkar sağlayan yerli kompradorların, soyaithalatının durması veya azaltılmasına en az Amerikalılarkadar içerlediklerive alaturka tehdit ve ithamlarda bulunarakbu kampanyayıidare edenleri etkisiz hale getirmek istedikleride bilinmektedir.”

            Osman Nuri Bey’in karşılık beklemeden sürdürdüğü mücadelesinin karşılığı kamu kurumlarında görev verilmemesi ve üniversitelerde ise unvanı yükseltilmeden(profesörlük unvanı hiç verilmemiş doçent olarak emekli olmuştur) istihdam edilmesi olmuştur. Ama O bu muamelelere küsmemiş insanları aydınlatmaya, yazarak, konuşarak devam etmiştir.

            Bir diğer savaşını da Meksika Buğdayının ülkeye sokulması sürecinde vermiştir. Kısaca şöyle anlatır süreci:

            “Bize karnınızı doyurabilmeniz için, Meksika buğdayı ekmeniz gerekir diyorlar. Ekiyoruz arkasından gübre satıyorlar, ilaç satıyorlar, traktör satıyorlar, tohum satıyorlar. Bir başka zaman, karnınız doyurmanız için endüstrileşmeniz gerekir diyorlar. Kendi ülkelerinde kullanmadıkları modası geçmiş tesisleri getirip ülkemize kuruyorlar. Onların çıkarına çalışan kâr dolapları dönmeye başlıyor. Montaj endüstrisi, margarin, lastik, plastik endüstrisi geliştikçe gelişiyor.”

            Tıpkı soya yağı, margarin ve süttozunda olduğu gibi buğdayda da aynı senaryo işlemiş 1960’larda 1 milyon tona ulaşan buğday ithalatı yerli buğday üretimini baltalamış, çiftçiler daha çok para ettiği için tütün, pancar ve pamuk ekimine yöneldiğinden ülkemiz dışa bağımlı hale gelmiştir.

            Osman Nuri Koçtürk ABD’nin ticari operasyonlarının sonucunu birkaç cümle ile özetler, “1938 yılında Türkiye’de insan başına bir yılda 22 kilo et ve 151 kilo süt düşerken, bu miktarlar 1962 yılında et için 12 kiloya, süt için 103 kiloya kadar düşmüş bulunuyor. Buna karşılık tahıl üretiminde akla hayret veren ters bir gelişme meydana gelmiş ve yıllık tahıl miktarı 150-180 kilodan 248 kiloya kadar yükselmiştir. Bu ters gelişmelerde bilhassa PL 480 kanalı ile Amerika’da bir üretim artığı haline gelmiş olduğu için pazar arayan buğday ve pirinç gibi tahılların yurda ithali ile hayvancılığın ele alınmamış ve bilhassa bilimsel çalışmaların yeterli bir şekilde yapılmamış olmasının önemli bir payı vardır…”

            Peki, ne yapmalı? Cevabını şöyle verir, “Ticari operasyonlar, yabancı uzmanlar, yardım şeklin de başlayıp, ticari mukavelelerle sonuçlanan anlaşmalar bu zengin memleketlerin besin kaynaklarını ileri memleketlerin eline geçirmiş ve kaynakların asıl sahipleri aç kalmışlardır. Bunlar aç kaldıkça zayıflayacaklar ve zayıfladıkça da sömürüleceklerdir. Bu fasit daireden kurtulabilmek için yapılacak tek şey İsrail ve Japonya'nın yaptığını yaparak öncelikle beslenme zeminini düzene sokacak planlar hazırlamak olabilirdi. Hâlbuki geri kalmış toplumlar belirli bir tarımsal üretim planına sahip değillerdir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.