Ümit Meriç’in Genişletilen ve Yenilenen Kitabı: Dualar ve Âminler – Bir Dua Makamı

Ümit Meriç’in, geçtiğimiz yıllarda Dualar ve Âminler olarak basılan kitabı, Dualar ve Aminler-Bir Dua Makamı başlığı ile yeniden yayımlandı. Kitap, ilk baskıdaki duaların yaklaşık yarısı kullanılarak ve yeni dualar eklenerek genişletilmiş ve yenilenmiş olarak Kapı Yayınları tarafından, estetiği incelikli bir mizanpaj ve Allah sevgisi ile yükselen ve yücelen melek tasvirli insan figürlerinin yer aldığı etkileyici bir kapak ile, 328 sayfa halinde, 2018’in Ramazan ayında basılarak, adeta bir bayram hediyesi olarak, gönüllerdeki ve raflardaki yerini aldı.

“Dua etmek, hâlin şükrünü ertelemek midir? Bir nankörlük müdür dua? ‘Hâl’e bir isyan mıdır? İnsan dua ederse, insandır. İnsan, dua eden insandır. İnsan dua ettikçe insandır.” (s. 281)

Modern çağ insanın özüyle buluşması

Kitabın özü şudur: Bir modern çağ insanının kendini, özünü ve İslâmı nasıl keşfe çıktığının, bu yolculuğunun ve varlığının hangi duraklardan geçtiğinin adımlarını görmek.

Hakikate ulaştırabilecek bir maneviyatla buluşma susuzluğu çeken modern çağ insanına hitap eden bir dua kitabı.

Bu sebeple Ümit Meriç, kitabını, böylesine bir maneviyatla buluşmasında kapıları açan rehberler olarak gördüğü iki değerli insana ithaf eder: “Bu kitabı, huzurlarında bulunmuş olmaktan, ömrümün en büyük şerefini duyduğum pek muhterem iki insana, Muzaffer Ozak ve Safer Dal Beyefendilere ithaf ediyorum.”

“Aslında hepimiz, dünya ile âhiret arasına çekilmiş, gergin bir ipin üzerindeyiz. Dengemizi bozmadan, rızana uygun bir hayat sürmemiz için, bizlere ferâset lûtfet, ya Rab! Âmin.” (s. 17)

Dua, yakaza hâlidir

Ümit Meriç için duâ, “merkezi ben, çevresi kâinat ve hatta ötesi olan bir mekân ya da mekânsızlık buudunda, bütün yaratılmış ve henüz yaratılmamış olan zamanlardan kendini sorumlu hissetmenin şuuru ve şiiri” (s. 255), “koşarken durmak, dururken düşünmek, düşünürken, geçmişe ve geleceğe sahip çıkmak” (s. 256), “zamanı ve mekânı sıfırlarken şimdiye kanat açmak” (s. 256) ve “bir tür yakaza hâli”dir (s. 272).

“Damlada deniz var mı? Denizde damla var mı ki? Var. Bize damladaki deniz olma idrâkini ver ki, denizdeki damla olmanın muhasarasından kurtulabilelim. Âmin.” (s. 36)

İnsanın özünden kâinata uzanan dualar

Kitapta, sosyal-psikolojik ve kısmen siyasi tahlillere, insanın en derinindeki duygusal durumlarına, geniş bir coğrafya, mekân ve zaman algısına, yaratıcının en ince ayrıntıdaki yansımasına, İslâm’ın her yeri aydınlatan nûruna, Kâbe merkezli olarak dünya saatinin ve mekânının yorumlanmasına, bireysel deneyim ile varlık bilincinin güçlü kesişimlerine ve bu birleşimin oluşturduğu yüksek varlık idrâkine, en derûni sırların tevhîd eksenindeki mânâ iklimine, bir insanın öz-sorgulamasının ince izlerine, sadece düşünen değil hisseden insanın hayatı anlamlandırışına, bir modern çağ insanının Rabbi ile buluşmasına ve bu buluşmadan sonra her daim güzel haller içinde güzel kelimelerle güzel bir varlık esintisi içinde olmak arzusunun çırpınışlarına ve Rabbi ile arasındaki en derin muhabbetlerden süzülen gönül damlalarına, ruhu kanatlandıran, aklı dizginleştiren, nefsi durduran ufukları veren, imân ve inanç kapaklarını sonuna kadar açan, ben idrâkinden varlık idrâkine geçişi sağlayan o en büyük varoluş gemisine binme hedefine götüren duanın engin yakamozlarına şahitlik edeceksiniz.

 

“Hz. Ali’nin kılıcı gibi, ucu ikiye ayrılmış gözükse de, Alevilerle Sünnîleri tutan kabza, tek eldedir. Anadolu’mun ana yüreğini ortadan ikiye bölmek isteyenlere fırsat verme Allah’ım! Âmin.” (s. 204)

İslâma ve bütün insanlığa yayılan bir sevginin incelikli dokunuşlarını göreceksiniz.

Okuduğunuzda sadece dua etmeyi değil, anlamayı, hissetmeyi, düşünmeyi, idrak etmeyi, “Allah’ım varsın ve ben bununla mutluyum” diyebilmenin huzurunu hissedeceksiniz.

Günümüz insanının onu Rabbinden alıkoyan durumlarına başka bir açıdan yaklaşacaksınız.

İnsan ilişkilerine, şehir yaşamına, gündelik heveslere dalarak kulluk idrâkini yitirmekle baş başa kalan insanın bunu aşma çabasının nasıl olabileceğine dair örnekler bulacaksınız.

Okuduğunuzda kimi zaman uzun uzun düşünecek, kimi zaman derin derin dalacak, kimi zaman gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız.

Her okuduğunuz duadan ayrı bir zenginlikle, ayrı bir dokunuşla, ayrı bir bakışla, ayrı bir olgunlaşma ile ayrılacak, dualara yönelişinizi değiştireceksiniz.

“Hudutlarımızdaki katliam; birleşen küfürle, dağılan ümmetin kavgası değil. Bu savaş; Müslümanların İslâm ile imtihânı! Kazanırsak, Allah indinde var olacağız. Kaybedersek, defter-i uşşâktan silineceğiz. Ehl-i imâna liyakat, basiret ve uhuvvet lûtfeyle ya Rab! Âmin.” (s. 209)

Dua pozitivizmi aşar

Bu dualara “sosyolojik dualar”, “modern dualar” veya bugün ihtiyacımız olan “çağdaş dualar” da diyebiliriz. “Olmaz” demeyin hemen. Pozitivist, yani dinden arındırılmış bir insan ve toplum tasavvuru üzerine inşa edilen sosyolojinin öğrencisi olup bir süre sonra mânâ âleminin kapılarından giren ve meslekte 50. yılına ulaşan bir sosyolog olursanız ve nihayetinde aldığınız pozitivist sosyoloji eğitiminin içinde sıkışıp kalmaz ve bu yapay balondan çıkarsanız, böylesine sosyolojik-psikolojik-siyasi analizlerle iç içe geçmiş dualarla hayat yolculuğunuzun kesişmesi, mümkün, olağan ve oldukça anlamlı olur.

Ümit Meriç, sosyolojiye inanç mürekkebini akıtarak bu duaların zeminini oluşturmuş, sosyolog olma hâlinin getirdiği bakışı zerreden küreye bütünsel varlık planında kalp fırçasıyla kelimelere dökerek, dualarına vücûd vermiştir. Bu da, bir mümin ve Müslüman için az bir şey değildir.

“Allah’ım, baş başa kalışımızda bazen gözyaşlarım sel olup akıyor. Ruhuma abdest aldıran bu gözyaşlarımı, dünyanın her yerindeki müminlerin döktüğü gözyaşları ile birleştir, dünyamızın kirlerinden arınıp pir ü pak olmasına vesile eyle. Âmin.” (s. 243)

Dua etmeyi unutan Rabbini unutur

Şurası bir gerçektir: Modern çağ insanı dua etmeyi bilmiyor ve bilmediği için de büyük ölçüde yitirdiği Rabbi ile arasındaki uhrevi bağı,  maalesef ki tamamen kaybetme noktasına geliyor.

Bu uhrevî bağın yerini maddî yaşamın uzantıları doldurduğunda ise inançsız, imânsız, deist veya agnostik, daha da ötesi maddi putlara kendini kaptırmış insanlarla dolu bir dünyaya doğru yol alıyor, nihayetinde yaratılış idrakini taşıyan özünden uzaklaşan bir insan kitlesiyle karşılaşmaya başlıyoruz.

Allah’a ulaşamayınca ellerindekini “putlaştıran” bir insanlık.

Rabbini unutunca insanlığını unutan bir insanlık.

İnsanlığını unutunca kötülüğün temsilcisi olan bir kalabalık; kuru, özsüz, köksüz, ruhsuz ve maneviyatsız bir kalabalık.

Düşmanlık, kin, nefret, kötülük, savaş, ölüm, yok etmek ve bunları üreten modern tüketim sistemlerinin kölesi olmuş et yığınları.

Kendini yaratan Rabbi için değil; hazları, putları ve başkaları için yaşayan ruhsuz bedenler kaosu ve korosu.

Ruhsuz, şuursuz, mânâsız, anlamsız, hedefsiz, idealsiz, gelecek tasavvuru olmayan, geleneksiz, köksüz ve sonrasız, birkaç on yıllık bir tüketim robotu hâlinde hazzın ve hızın kölesi olarak yaşayıp giden madde birikintilerinden oluşan insanımsılar.

Duâ, bunlardan bizi çekip çıkaran, koruyan, bize rûh veren, mânâ veren, anlam veren, bizi Rabbimizle buluşturan, ona yakınlaştıran, onunla muhabbete sevk eden, bizi “kul idrâki” ile kaynaştıran ve birleştiren, ibadetlerimizin tacı, süsü ve tamamlayıcısı bir varlık bilinci kapısıdır.

Duâ, insanı, insan olmak kemâline yakınlaştıran bir yoldur.

“Haritayı açıp bakın, Hint alt-kıtası, Afrika, Güney Amerika hepsi de kalbe benzemiyor mu? Biz insanlığın kalbini de, dünya haritasına nakşettiğin kıt’alar gibi büyüt ve içini muhabbetle doldur ya Rab! Âmin.” (s. 188)

Gönül dilinden bir çiçek sepeti

İşte bir modern çağ insanın dalgalı yaşamının sükûnete erdiği o güzel dua damlalarından örnekler, bu kitapta yer alır.

Bir gönül pınarından akan dualar harmanı.

Gönül ikliminin en sırlı odacıklarından çıkıp geliveren parıltılar deryası.

Bu dualarda, yeni bir kavrayış boyutu kazanacağınız yumuşak, latif ve tüy gibi sizi saran haleler iç içe akıyor.

Görünmez nadide çiçeklerden oluşan bir dua sepeti.

Doyasıya koklayın. Doyasıya okuyun. Doyasıya hissedin, düşünün ve yaşayın bu duaları.

Bireyin en derininden kâinatın en geniş bulutlarına uzanan dualar.

Ruhu okşayan ve kalbi şevklendiren dualar.

İnsanın gönlünü neşelendiren, huşûlandıran, sükûnetle buluşturan dualar.

Geçmişi ve geleceği insanın varoluş amacında bütünleştiren dualar.

Zaman ve mekânı birleştiren, bütünleştiren, iç içe bitiştirerek kendini zaman ve mekân üstü hale getiren varlık köprüsü dualar.

“Ağaçların dalları semaya yükselir, kulların avuçları göğe açılır, o avuçlardan dualar kanatlanır, hatta göğü de aşar-geçer, Rabb’in katına ulaşır. Dualarımızı, duaları katına varan kullarının kanatlı dualarından eyle ya Rab! Âmin.” (s. 276)

Yolculuklardan yolculuklara taşıyan dualar

Kıtalardan kıtalara, ülkelerden ülkelere, camilerden camilere, secdelerden secdelere çok boyutlu yolculuklar sizi bekliyor.

Yaşamın her anındaki dua makamları sizleri latif yolculuklara çıkarıyor.

Her biri kalpten geldiği bunca aşikâr olan dualar içerisinde sizin kalbiniz de güzelleşiyor, parlıyor ve parlatıyor.

Böylesine bir dua yağmurunun altında kalmak, ondan güzel kokular bırakacaktır.

Bu dua kitabını okuduktan sonra, emin olun dualarınız daha farklı boyutlarla genişleyecek, zenginleşecek ve güzelleşecektir.

Bir dua ziyafetinin tam anlamıyla ortasındasınız.

Bu sofranın paylaştığı gönül sohbetine kalbi olan herkes iştirak edebilir.

Duaya yanaşabilmek, dua edebilmek, duayla yaşayabilmek ve duanın derûni zenginliğiyle buluşarak varlığı saran idrâke ulaşabilmek dileğiyle.

“Su, balıkların havası, dua da ruhumuzun. Bizi, duasız kalıp boğulan kullarından eyleme Rabbim, kanatlanan dualarla ruhumuza nefes aldır. Âmin.” (s. 277)


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.