Hafta Sonu Kastamonu’nun bir köyünde, ihtiyar delikanlılarla sohbet ederken, her vakit olduğu gibi “eski”ye özlem dile getirildi.

Dendi ki;

“Eskiden saygı, sevgi vardı.

Evin uslusu bir şey dedim mi, diğerleri ses çıkartmazdı.

Bizler, çocuğumuzu bile sevemezdik büyüklerimizin yanında.

Şimdi, o eski saygı nerdeee!”

Büyükler bir konuda karar verdiğinde diğerlerinin itirazsız kabul etmeleri veya büyüklerin yanında  çocuk sevmenin ayıptan sayılması, ne kadar iyidir, ne kadar değildir, orasına aklım ermez.

Bilebildiğim, şu kısacık ömrümün her safhasında, “eskiye özlem”e dair nice lâf işitmişliğimdir.

Katıldığım Ramazan programlarının “fiks menü”sünde “Çocukluğunuzdaki Ramazanları anlatır mısınız?” yollu bir soru “mutlaka” olmuştur.

Ben de her seferinde, “Çocukluğumdaki Ramazanların hiç de huzurlu geçmediğini” belirterek karşılık vermişimdir.

Soruyu yöneltenlerin beklentisi “Ah, aaah, nerede o eski Ramazanlar”dan başlamam ve “eskiye güzellemelerle” devam etmem yönünde olmalı ki, her seferinde “verdiğim cevaptan hoşnut olmamış” tavrı sergilenir.

Oysa gerçek bu; “Eski Ramazandan” aklımda kalan en belirgin sahneler, sokak çatışmaları, sağ -sol kavgalarıdır…

Yağ, tüp, şeker kuyruklarıdır!..

Elbette o yılların başka görüntüleri de vardı…

Ülke tek kanallıydı ve televizyon denilen illet, Ramazanlarımızı “magazine” dökmüş değildi.

İftar için açılırdı televizyonlarımız, TRT’nin duasına iştirak edilirdi…

Allah'ım.
Senin rızan için oruç tuttum.
Sana inandım.
Sana sığındım”
la başlayıp, “devletimi ve inanları koru” ile devam eden “klâsikleşmiş” dua…

O dönem o dönemdi işte; “iyi”si ve “kötü”süyle, dünde kaldı.

 Bugün dünden ders almalı.

İnsanoğlu dünde kalmamalı ve dünü asla unutmamalı.

“TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?..”

Bu yazıda, “Eski Ramazanları” anlatmak gibi bir kastımız yok elbette.

Kalem oraya götürdü, maksada gelelim:

Son vakitlerde, “Türkiye nereye gidiyor, gidişatı nasıl görüyorsun?” yollu sorularda artış görüyorum.

Bizim gibilere bu türden sorular hep yöneltilir  de, şu sıralar durum biraz farklı galiba…

Sorunların sayısında belirgin bir artış var ve “enseler kararmaya başlamış” durumda.

“Gidişâtı pek iyi görmediğimi” söylemem, “bilmiş tavırlarla” iç karartmam bekleniyor gibi.

Sohbetlerine iştirak ettiğim bir grup vatandaş,  “Sıkıntılı bir durum görmüyorum” demem üzerine hayli şaşırmış bir görüntü arz edince böyle düşündüm.

Başka yerlerde de benzeri tavırlarla karşılaşıyorum.

Bizde bazı “cevaplar” klâsik hale gelmiştir…

Misal;

Bir vatan evlâdına araçtan başınızı çıkartıp,   “Şuraya nasıl gidilir?” diye soracak olursanız, büyük ihtimalle “Yanlış gelmişsin!” karşılığını alırsınız.

“Be kardeşim, doğru gelecek olsam sana niye sorayım!” deseniz, bir sürü lâf!

Diyen düşünerek demiyor, ağzı alışmış, “öylesine” diyor!

Birilerinin “şişmanladığınızı”, başka birilerinin de “kilo verdiğinizi” söylemesine alışkınsınızdır.

Karşınızdakiler sizin kilonuzla o kadar da yakından ilgileniyor değildirler, sizi o kadar çok düşünüyor da değildirler..

“Lâf ola, beri gele” derler ya, hali öyle bir haldir!..

Bu “klâsik” lâflar beni hasta eder.

 “Gidişâtı nasıl görüyor sunuz?” sorusuna verilen, “Valla, pek de iyi görmüyorum!” karşılığı da böyledir.

Kırk yıl evvel böyle derlerdi, otuz yıl evvel böyle derlerdi, yirmi yıl, on yıl evvel…

İnsanoğlu…

Büyük mütefekkir Sadî Şirazî’nin “İnsan nedir?” sorusuna  verdiği cevap:

 “Üç beş damla kan ve binbir endişe!”

Müthiş!..

Osmanlı’nın en parlak dönemini yaşadığı Kanuni Sultan Süleyman’ın Padişahlık günlerine gitmeniz mümkün olsa da, sokaktan geçen herhangi bir vatandaşa “Gidişâtı nasıl gördüğünü” sorsanız..,.

 “Hiç de iyi görmüyorum!” karşılığını alma ihtimaliniz yüzde 90’dan az değildir!..

Bizim kısacık hayatımızda da böyle; 12 Eylül öncesi çok kötüydü, gidişât hiç de iyi değildi.

Darbe sonrasında Merhum Özal iktidara geldi, yapmadığımızı bırakmadık adamcağıza.

“Bu gidiş fren tutmaz!” dedik biz.

“Çağ atladık!” dediğinde, dalgamızı geçtik…

Birileri de, Merhum’un Köşk’e çıkmasından sonra iyice azdı.

“Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı!” diye de bir sloganları vardı!

Merhum Özal’ın ne kadar “büyük” bir adam olduğunu, başımıza 28 Şubat belâsı gelince anladık.

“Meğer” dedik, “Ne pisliklerle uğraşırmış Merhum. O zor şartlarda neler yapmış, helâl olsun Vallahi!”

Dedik ama…

Neden sonra!..

Şimdi…

Bir Lider’imiz var.

İflas eden esnafın çareyi “yazar kasa fırlatmakta” bulduğu o zorlu günlerde Ak Parti’yi kurup, ülkeyi krizden çekip çıkartan bir Lider.

Bugünlerde…

“Gidişâtı hiç de iyi görmüyorum!” diyenlerden yaşı müsait olanların, “mâziye bir bakıver”melerini tavsiye ederim naçizane.

Yaşı müsait olmayanlar da, büyüklerine sorabilir, okuyabilir, öğrenebilirler.

Kimse “bilmiş bilmiş” konuşmasın!..

Türkiye, büyük bir dönüşümden geçiyor.

“Zihniyet dönüşümü”, bütün karşı koyuşlara rağmen devam ediyor.

Yıllarca birikmiş kirin pasın sökülüp atılması elbette bir anda, birkaç yılda olacak şey değil.

Her büyük temizlik operasyonunun yan etkileri de olacaktır haliyle.

Bugün böyle bir durumu yaşıyoruz.

AK Parti, bir parti, “demokratik sistemin vazgeçilmezlerinden” biri, “kutsallık” atfedilemez.

Bir kaba konulup dondurulduğunda CHP’ye döner.

Her yapılana kulp takmaya gayret eden “müzmin muhalif” takımına diyecek söz yok.

Bir de…                                       

“Ak Parti civarlarında” yaşayıp sürekli olarak moral bozmaya gayret edenler var.

Bunların bir kısmı, “kişisel beklentilerinin” karşılanmamış olmasından dolayı böyle davranıyor olabilir.

Bazı tipler görüyorum;  “istediği” olmadığında anında tezvirâta başlıyor, etrafa “karamsarlık” yayıyorlar.

Sonra…

Bizde herkes her konuda uzman;

“Bilmiyorum” demek, “racona ters” mi geliyor, ne oluyor?

Her şeyi bilmeye gerek yok, mesele “haddi” bilmekte.

Yakın geçmişle bugünün kıyaslamasını yapmaya yetecek kadar “bilgi” sahibi olsan…

Ve “kişisel beklentilerini” biraz arka plâna atıp, “sağduyu” ile hareket etsen yeter.

Hayır, dün bugünden hiç de güzel değildi.

Yollar berbattı…

Merhum Babam’ın vefatına da “Okmeydanı SSK Hastanesi”ndeki  rezillikler sebep olmuştu!..

NE FİLMLER ÇEVRİLİYOR?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yok olmasını” istediklerini açıkça ifade edenlerde sıkıntı yok.

Onlar “düşman.”

Ben “düşman”ı “dalkavuk”tan çok daha az tehlikeli görürüm.

Düşmanı bilirsiniz.

Dalkavuk, “gizli düşman”dır.

Ayağınız kaydığı an, dirseğini yapıştırır!..

Hiç unutmam; FETÖ’cüler AK Parti’yi neredeyse yüzde yüz etkileme gücüne sahip oldukları günlerde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a övgüler yağdırmakta liderliği kimseye bırakmazlardı!..

O kadar ki, bana bile saldırırlardı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı söz ve uygulamalarına karşı çıktığım için!..

O günlerde el üstünde tutulan bu zâtları dinleyen, birer Recep Tayyip Erdoğan âşığı olduklarına rahatlıkla inanabilirdi.

Ve işte bugün gelinen nokta!..

Şimdilerde de…

Sanki…

FETÖcülerin hâlâ etkili olduğunu gösteren hareketlere şahitlik ediyoruz…

“Film” üzerine “film” çevriliyor.

Hastanelerde acayip durumlar oluyor, sanki “pasif itaatsizlik” eylemleri var, “randevu” almak birden bire zorlaşmaya başladı, “hizmetler” aksar oldu!..

“Trafik” kısmında birşeyler oluyor, “Cam Filmi”ne  Sayın Erdoğan el koydu ama, bununla sınırlı değil.

Mesela…

“Tüplü araç”ların “muayene” işlerinde olmadık zorluklar çıkartılıyor, “güvenlikle” uzaktan yakından alâkalı olmayan “fantezi”ler “şart”a bağlanıyor…

Bedelini ödeyip bunları yerine getirmediğiniz takdirde aracınız muayeneden geçmiyor.

Bunu her yıl yapıyorlar, her yıl bir “yenilik” ekliyorlar ki…

Ekliyorlar ki…

Evet…

Vatandaşta, “Reis’in 2019’da takılmasını isteyenler mi var?” sorusu yer ediyor!..

Sonra…

Şu birbiri ardına gelen akaryakıt, özellikle de “MAZOT” zamları!..

Zam, gençlik yıllarımızın âşina olduğumuz kelimesiydi…

Zamsız günümüz geçmezdi, enflasyon canavarı da o günlerde çok ünlüydü.

AK Partili yıllarda da devam etti zamlar ama makul, mantıklı şekilde, uzun aralıklarla…

Şimdilerde “sanki” başka bir şeyler oluyor!..

Dikkatle izlemekte fayda var!.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
JALE AKSOY DEMİRKIRAN 2017-11-14 00:02:46

Nedeni bilinmez ama sizlerin yazılarınızda,Sene 84-85 yıllarında Baba Ocağındaki Konuşma ve Muhabet Sıcaklığını hatırladım.O,Geçmiş yılları ve Yaşadıklarımızı hatırladım.
Duygulu olduğum bu anlarda bu gece birşeyler,Yorumlar yapamayacağım.
Kaleminize,Beyin ve Fikirlerinize Sağlık.
Sizin Gibi,Eli öpülecek bir kulu ancak Sahibine Emanet ediyorum.
Çok duygulandım.Çok...Hayırlı Geceler ve Günleriniz olsun.
EYVALLAH.

Avatar
ENES BABACAN 2017-11-14 09:54:58

Serdar abi harika bir yazı olmuş

Avatar
Nihat Çelik 2017-11-14 10:24:55

medya bir dolu düşman ve goygoycu. Serdar Arseven dost ve ikaz etmeyi de biliyon. Ne yazık ki böylelerinin üzerinde baskı var.

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-14 11:59:28

Güzel bir yazı olmuş kaleminize gönlünüze sağlık. AK Parti dönemi daha güzel önceki dönemlere göre 42 yaşında birisi olarak benim gençliğim ile şimdiki durum arasında Türkiye de epey yol alındı. Bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın farkı var. Yazarımızın dediği gibi 2019 seçimleri çok önemli ama maalesef sanki AK Parti içinde Siyasetçisi veya bürokratı yanlış kararlar almak da ALLAH dan Serdar abi vb. Yazarlar bu konuya dikkat çekiyor. En basiti Abdullah Gül u Cumhurbaşkanı yapan destekliyen Sayın Erdoğan dır. Ama şimdi Abdullah Gül çıkıpta Sayın Erdoğan lehine açıklama yapmiyarak yanlış yapmaktadır, Arkadaşlık,Dostluk,Vefa bumudur, Dava arkadaşlığı bumudur. Halk herşeyin farkında. Bu çıkan dedikodulara ve fitneleri karşı çıkıp açıklama yapman gerekli olduğunu dusunuyorum bir vatandaş olarak. Reise destek olman lazım Gül ve digerleri. Biz büyüklerimizden saygı vefayi ogrendik

Avatar
yk 2017-11-14 22:38:25

doğru tespitler güzel bir yazı