İnsan, bir düşüncenin; medeniyet ise insan düşüncesinin eseridir. Bu durumda insanın kendini oluşturan düşünceden, medeniyetin ise insan özünden fışkırması, ona uzak durmaması gerekir. Zamanın gölgesinde, akıl ile mekan arasında kurulan bütün gramerler, insanın ve doğanın özüne uygun kurallara göre biçimlendiği sürece bizi güzele ve güzelliğe götürür; insanın ve doğanın tersine ilişki biçimleri ise çirkinliği doğurur. Birinciler medeniyet ihdas ve inşasına, ikinciler ise çöküşe ve bozulmaya zemin hazırlar. Düşünce ile insan arasındaki hikayenin özü budur. Başlangıçtan beri insan, kendini üreten düşüncenin atmosferine; evren ise insan düşüncesinin atmosferine göre biçimlenseydi hiçbir sorun kalmayacaktı. Sorun, insanın kendini üreten düşüncenin cenderesinden çıkması, uzaklaşması, uzağa düşmesi; uzak bakıştan kaynaklı perspektif kaymasının yarattığı düşünce bozukluklarıdır. Tıpkı suyun, yukarıdan yağmur olarak gelirken rahmet, uygun toprakla buluşunca merhamet; siyanüre karıştığında ise hararete dönüşmesi, öldürücü bir doğaya bürünmesi gibi…

Bir filmin ‘motor’ sesinden hemen sonra karanlığı aralayarak onun yerine yavaşça geçen görüntülerde olduğu gibi, insan bilinci perdesini kaldırmaya başladığı andan itibaren de çevresindeki şeyler yavaş yavaş ‘görünür’ olmaya başlar. İnsan varoluşunun gözü, düşüncesidir. Zihin yoksa bakış da yoktur. Bakış yoksa düşünce de yoktur, düşünce yoksa insan da yoktur. İnsan yoksa tercih de yoktur. Tercih yoksa imtihan da yoktur. İmtihan yoksa ceza da lütuf da yoktur. Ceza ve lütfun olmadığı yerde hangi hayattan bahsedilebilir ki!

İnsan iradesi, zaman koridorları arasında -düzlüğe dikey yerleştirilmiş nesneler gibi- rastladığı durumlar, olaylar, düşünceler karşısında kendine çentik açarak ilerler. Zaman, mekan, hayat, memat, hacim, şekil, boşluk, renkler ve sesler arasındaki bu yolculukta en büyük rehber kuşkusuz düşüncenin ta kendisidir. Düşünce, iradenin ete kemiğe bürünmüş, somut bir görüntü olarak dışarıya uzanmış halidir. Hem farkında olduran hem yol gösteren hem hüküm veren hem de acı ve sevinç duyuran iradenin yola çıkmış hali; yürüyen, dans eden, yorulan ve bir kenara çekilip hayatı geriden seyreden düşüncenin ta kendisidir…

İnsan, ruh ve bedenden ibaret bir organizmadır. Beden kısmı bitkisel ve hayvani oluşu temsil ederken ruh kısmı insani öz ile mülemmadır. İnsani tecessüm bedende değil ruhta, solukta değil zihindedir. Öteki canlılar sadece gövdelerini beslediklerinde kendilerini iyi ve mutlu hissettikleri halde, insanoğlunun karnını doyurduktan sonra da açlık hissetmesinin, ruhunu doyurmaya ihtiyaç duymasının sebebi işte bu insani özdür.

Düşünce, her durumda zihnin çiçeğidir. Düşünceyle buluşmayan bir zihin, üzerinde hiçbir şey yeşermeyen topraktan çok daha sevimsizdir. Çölü güzelleştiren şey nasıl yağmursa yağmurun dokunduğu toprak nasıl yumuşaksa insanı güzelleştiren şey de akıldır. Aklın dokunduğu yüzeyler bütün katılıklarından soyunarak bir anda yeğnileşir, insani zemine çekilir. Elbette merhametin indiği toprağın üzerinde görünüşü hoş olsa bile zehirli çiçekler de yeşerebilir. Elbette zihnin çiçekleri içinde sayısız zararlı düşünce de boy verir. Ama değil mi ki, toprağa yakışan çiçek üretmek, zihne yakışan ise düşünce üretmektir; öyleyse, düşüncenin, insan varlığının somut zorunlu koşulu olduğunu söylemek abartı sayılmamalı. Zaten bütün kutsal ve beşeri kanunların insan olma sınırını zihne göre çizmelerinin, zihnin baliğ halini esas addetmelerinin ve yükümlülüklerimiz ile sorumluluklarımızı tam da zihnin düşünce üretebilme yahut üretilmiş olan düşünce konusunda tercih yapabilme yetisine göre ayarlamalarının sebebi kuşkusuz budur.

Akılla bağlanırız hayata. Akıl kendimizi bilişimizin, Rabbimizi duyuşumuzun, dünyaya inişimizin, hayata tutunuşumuzun, Hakka ve hakikate sarılışımızın bağıdır. Düşünceler ise bu bağa daha güçlü tutunmanın kıvrımları, düşüşümüzü zorlaştırmak için ipin kayganlığına döşenmiş zihin ilmekleridir. Ara sıra insan aklını karıştırmalarının sebebi de bu değil mi zaten? Düzgün sarılmadığında, ip elbette birbirine karışır. Ama yerli yerinde kullanıldıklarında düşünceler yaşam dantelinin ayrıntıları, tek boyutlu zincirlerin motifleridir. İnsana dair bütün iyilikler oradan geçer, bütün güzellikler orada açar. İnsana iyilik, toprağa çiçek, zihne düşünce yakışır.

Yaratıcısının insana verdiği en güzel hediyedir düşünce… Hiç açmamak da, açıp hor kullanmak da, her nefeste yanında taşımak da insana kalmış. Sana kalmış…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Semih 2017-12-21 22:02:05

Yüreğinize sağlık hocam.