“İşte ey ehli-i Kur’ân olan şu vatanın evlatları, altı yüz sene değil, belki Abbasiler zamanından beri bin senedir Kur’ân-ı Hakimin bayraktarı olarak, bütün cihana meydan okuyup, Kur’ân’ı ilan etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur’ân’a ve İslâmiyete kal'a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehâcümâtı def ettiniz. Diyor Bediüzzaman.

Evet Üstad’ım, dediğiniz gibi; Abbasiler döneminden beri İslam’ın bayraktarlığını yapan, içinde ki tüm imanlı unsurlarla birlikte Kahraman Türk Ordumuz, sınır genişletmek için değil, sınırlarımızın güvenini arttırmak, mazluma sahip çıkmak için İdlib'e girdi.

Bu kahraman ordu ve bu imanlı millet, Allah rızasının sınırlarını genişletmeye devam edecek. Mâide Sûresi, 5:54. "Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzet sahibidirler ve Allah yolunda cihad ederler." Ayeti ile bu milletin başka amaçlar, ya da alçaklıklar peşinde olmadığını gösterir. Ecdadımız bu âyete nasıl güzel şekilde layık olduğunu gösterdi; biz torunları da layık olduğumuzu elbette göstereceğiz... Başkaları sahip çıkmasa da, biz din kardeşlerimize ve mazlumlara sahip çıkmaya devam edeceğiz…

Biz asırlardan beri coğrafya genişletmekten ziyade, güveni genişletmek, mazlumların umudunu genişletmek ve de koruma alanını genişletmeyi esas almış milletiz. Koruyamıyorsanız, el uzatmıyorsanız elbette devlet olamazsınız. Öyle iktidar olduğumuzda Suriyelileri geri göndereceğiz demekle ne iktidar olunur, nede devlet!

Sınırlar, dessas İngiliz ve alçak batı tarafından çizilmiş... Bu sınırlar, sadece küffarın istediği gibi at koşturmasına açılacak, biz ise yardım etmek, düzeni korumak için girmeyeceksek demek ki bizim sınırlarımız çoktan çizilmiş! Evet, bizim sınırlarımızı çizmiştiler ama bizim büyük yüreğimiz bu daracık kafeste rahat çarpmıyor. Biz, bu daracık kafesten çıkarak, sevgi dolu yüreğimizi Müslüman kardeşlerimize göstermek için bize çizilen sınırları elbette aşacağız! Toprak için değil, Allah için sınırlarımızı aşmaya devam edeceğiz... Eğer biz sınırlarımızı aşmaz isek, çizilen sınırlar boğazımıza ilmik olacak. Biz ilmikle yaşamaktansa; ayağımızın altında ki sandalyeye tekmeyi ha vurdular, ha vuracaklar diye beklemektense kurulan bütün kirli masaları ve sandalyeleri devirmeliyiz… Küffar, kendi topluluğunda sınırları sembolik tutup, bizimle kardeşlerimiz arasına kasıtlı sınırlar çizip; odalara ayırıp, rahat kurcalayacağı hale getirdi... Biz içimizdeki bize ait olmayan çocukların haricinde bu olup bitenlerin farkındayız ve İdlip’e giren Kahraman Askerimizin yanındayız… Şimdi bundan rahatsız olan başka diyarların çocukları artık şunu kafasına iyice soksun. Suriye, Irak, hatta Mısır hikâye asıl mesele Osmanlının mirası olan yiğit ruhlu çocukların yaşadığı Anadoluyu parçalamak ve 1071’de açılan kapıları suratımıza çarpmak içindir. Eğer bunun farkında değilseniz hala ısrarla Suriye meselesinde devletimizin ve askerimizin yanında durmayıp, Amerika’nın ekmeğine yağ sürecek şekilde ifadeler, satırlar kullanıyorsanız zaten sizin sınırlarınız belli ve o sınırlar içinde şahsiyetsizce kısaca haince yok olup gideceksiniz... Ne yapalım? Siz sınırını bilmez, haddini bilmez Amerika ve küffarın yanında durmaya devam edin; biz sizin yerinize de bu toprakları, bayrağı ve ezanı sevmeye devam ederiz ve zaten ölümlü olan bu dünyadan şahadet şerbeti yudumlayarak gitmeyi tercih ederiz…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.