Eğitim, günümüz dünyasında, toplumsal ve ekonomik refaha erişmenin en kritik aracı olarak tanımlanmaktadır. Eğitim yoluyla bireyler, bir yandan kişisel beceri ve yeteneklerini geliştirirken diğer yandan kendini gerçekleştirme imkânına sahip olur. Dahası, eğitim düzeyindeki artış ile bireylerin refah ve gelirleri arasında doğrusal bir ilişki vardır. Eğitime atfedilen bu önem dolayısıyla, Türkiye dâhil tüm dünya ülkelerinde, okullaşma oranları ve sürelerini hızla artırma, öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayılarını azaltma ve eğitime giderek artan bir oranda daha fazla yatırım yapma konusunda daha etkin politikalar uygulanmaktadır. Eğitime ayrılan kaynaklar ve yatırımlar arttıkça bu gelişmelerin eğitimin kalitesini nasıl etkilediği, sistemin ne kadar etkin ve verimli çalıştığı, hizmetlerin ne kadar eşit bir şekilde dağıtıldığı daha da önemli hale gelmektedir. Bundan dolayı, eğitime ayrılan kaynakların ve imkânların ne kadar etkin ve verimli kullanıldığının, vatandaşların bu hizmetlerden ne derece eşit bir şekilde faydalandığının mutlaka izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) uzun zamandan beri çeşitli göstergeler halinde Education at Glance’i hazırlayarak eğitim sistemlerinin performanslarını karşılaştırmalı olarak analiz etmekte ve çeşitli öneriler sunmaktadır. Bu çalışma ile ülkeler eğitimde karşılaştırmalı olarak kendi performanslarını, güçlü ve zayıf yanlarını görme imkânına sahip olmaktadır. Benzer bir şekilde ülkelerin kendi eğitim sisteminin performansını veriye dayalı olarak analiz eden çalışmalar yapması, kendilerine eğitim sistemlerinin gelişen alanlarını ve sorun alanlarını tespit etme ve sistemi iyileştirme fırsatı sunmaktadır.

Aralık ayında Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) tarafından yayınlanan Zafer Çelik, Hasan Bozgeyikli ve Sedat Gümüş’le birlikte ortak kaleme aldığımız Eğitime Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu’nda; eğitim sistemi birçok yönüyle veriye dayalı olarak incelenmiştir. Eğitim alanındaki nicel gelişmelerin izlenmesi ve bu gelişmelerin OECD ülkeleri ile karşılaştırılmasının yanı sıra, nitel sonuçların da değerlendirilmesi açısından önemli bir ihtiyacı gideren Eğitime Bakış 2017; eğitime erişim ve katılım, eğitimin çıktıları, öğretmenler, eğitim-öğretim ortamları, finansman başlıkları olmak üzere beş ana bölümden oluşmuştur. Raporda MEB, ÖSYM, TÜİK gibi kuruluşlar tarafından yayınlanan açık veriler ile OECD’nin her yıl yayınladığı Education at Glance, TIMSS ve PISA verileri kullanılmıştır. Eğitim sisteminin bütüncül bir yaklaşımla izleme ve değerlendirmesini kapsayan bu raporda; eğitim sistemini iyileştirici tartışmalara ve kaliteli eğitim noktasındaki hedeflere ulaşmayı mümkün kılacak politikaların geliştirilmesine ışık tutması hedeflenmiştir. Buna ilaveten, bu rapor ile halen uygulanan ve uygulanması planlanan politikaların etkinliği ile verimliliğinin değerlendirilmesi, hangi alanlarda yeni politikaların geliştirilmesi gerektiği, veri temelli olarak analiz edilmiştir. Bu hedefler çerçevesinde, raporda, Türkiye’deki eğitim sistemine ilişkin göstergeler incelenmiş ve çeşitli veriler OECD ülkeleri ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca, veriler ekseninde eğitim sistemini iyileştirmeye yönelik yapıcı öneriler sunulmuştur. Eğitim sisteminde yaşanan gelişmeler ve sorun alanlarına ilişkin öne çıkan bulguları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Okullaşma ve Öğrenci Sayısı Artarken Depo Haline Gelen Açıköğretimdeki Öğrenci Sayısı da Artıyor

2016-2017 öğretim yılında teorik olarak ilkokul ve ortaokul kademesini kapsayan 6-9 ve 10-13 yaş gruplarında hem kız hem de erkek öğrencilerin net okullaşma oranları OECD ortalamaları düzeyinde iken, okul öncesi ve ortaöğretimde ise OECD ortalamalarının altındadır. Okullaşma konusundaki daha önemli veri ise okul öncesinde ve ortaöğretimde net okullaşma oranlarında bölgelere ve illere göre önemli bir farklılaşma söz konusudur.

Yükseköğretim hariç tüm kademelerde öğrenci sayısı 17 milyonu aşmıştır. Bu rakam, birçok dünya ülkesinin nüfusundan yüksektir. Öğrenci sayıları açısından bakıldığında dikkati çeken hususlardan ilki, açık ortaokul ve liseye devam eden öğrenci sayısıdır. 1,7 milyon öğrenci açık ortaokul ve lisede öğrenim görmektedir. Açık lisedeki öğrenci sayısı 1,5 milyonu geçmiştir. Yani, ortaöğretimdeki her 4 öğrenciden 1’i açık öğretim lisesindedir. İki yıl sınıf tekrarı yapan öğrencilerin açık liselere yönlendirilmesi, TEOG yerleştirme sistemi dolayısıyla her yıl 300 bine yakın öğrencinin bir liseye yerleşemediğinden açık liseye yerleştirilmesi gibi faktörler açık lisedeki öğrenci sayısını büyütmüştür. Bu politikaların sonucu olarak, açıköğretim liseleri, başarısız öğrenciler için bir  “depo” haline gelmiştir.

Temel Liselerin Kapatılması Zor Görünüyor

Öğrenci sayıları ile ilgili diğer önemli bir gelişme de özel öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenci sayısında yaşanan artıştır. Son yıllarda özel okul öğrenci sayısı hızlı bir artış göstermiş ve 1,2 milyonu geçmiştir. Son yıllardaki bu artışın temel nedenleri arasında, dershanelerin kapatılma sürecinde bazı dershanelerin temel liselere dönüştürülmesi ve özel öğretim kurumları öğrencilerine 2014 yılında verilmeye başlanan öğrenim desteği yer almaktadır.

Liseden Mezun Olma Oranlarında Hâlâ Gerideyiz

2011 yılından itibaren meslek liselerine yeni kayıt yaptıran öğrenci sayıları, genel liselere yeni kayıt yaptıran öğrenci sayılarından fazladır. Buna karşın genel liselerin öğrenci sayısı hep meslek liselerin öğrenci sayısından fazla olmuştur. Bu ise meslek liselerinde sınıf tekrarlarının ve okul terk oranlarının yüksekliğini göstermektedir.  

Türkiye’de 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olanların oranı son yıllarda önemli oranda artmış ve 2016 yılında %61 olarak gerçekleşmiştir. 25 yaş altı ilk kez ortaöğretimden mezuniyet oranı 2015 yılında OECD ülkeleri ortalaması %80 iken bu oran Türkiye’de oldukça düşük olup %68’dir. 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olanların oranlarında, bölgelere göre yıllar içinde önemli ölçüde artışlar yaşanmış fakat bölgeler arasında belirgin bir eşitsizlik var olmaya devam etmiştir.

Bölgeler ve İller Arası Farklılıklar Devam Ediyor

Son yıllarda Türkiye eğitim sistemindeki en önemli gelişmelerden biri de derslik, şube ve öğretmen başına düşen öğrenci sayılarındaki azalmadır. Eğitime ayrılan kaynakların artırılmasının bir sonucu olarak şube ve öğretmen başına düşen öğrenci sayılarında önemli oranda bir azalma yaşanmış ve OECD ortalamasına yaklaşılmıştır. Bu gelişmelere rağmen illere ve bölgelere göre öğretmen ve şube başına düşen öğrenci sayılarında eşitlik sağlanamamıştır. Halen, bölgelere ve illere göre şube ve öğretmen başına düşen öğrenci sayıları önemli oranda farklılaşmaktadır.

Eğitime Ayrılan Pay Artmasına Rağmen Öğrenci Başına Yapılan Harcamada Sonlardayız

Son yıllarda eğitime kamu bütçesi içinden en büyük payın ayrılmasının bir sonucu olarak gayri safi yurt içi hâsıla ve genel bütçeden eğitime ayrılan pay açısından Türkiye hızla OECD ortalamasına yaklaşmaktadır. Geçmiş yıllarda OECD ortalamasından oldukça uzak bir oranda eğitime GSYH’den pay ayrılırken, şimdi bu oran son yıllardaki artışlarla birlikte OECD ortalamasına oldukça yaklaşmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen öğrenci başına harcama bakımından Türkiye OECD ülkeleri arasında en sonlardadır.  

TIMSS ve PISA’daTemel Düzey Becerilere Erişemeyen Öğrenci Oranı Hayli Yüksektir

Eğitimde yaşanan bunca nicel gelişmelerin eğitimin kalitesini nasıl etkilediği önemli bir husustur. TIMSS ve PISA gibi uluslararası karşılaştırmalı çalışmaların sonuçları eğitim sisteminin niteliğindeki gelişmeler hakkında bir fikir sunmaktadır. Bu araştırmaların sonuçlarına göre Türkiye’nin ortalama puanları OECD ortalamalarının altında ve en sonlarda olduğu görülmektedir. Daha önemlisi özellikle temel düzey becerilere erişemeyen öğrenci oranı hayli yüksektir.  TIMSS 8. sınıf matematik testinde bu oran alt düzey ve alt düzey altındaki öğrenci oranı %60’a yaklaşmış durumdadır. PISA’da da temel düzeyin altındaki öğrenci oranı matematik testinde %50’nin üzerindedir. Dahası bölgelere ve okul türlerine göre öğrencilerin başarısı önemli oranda farklılaşmaktadır.

Bölgeler ve İller Arası Eğitimsel Eşitsizlikler Giderilmelidir

Hem TIMSS ve PISA gibi uluslararası öğrenci başarısını değerlendiren araştırmaların hem de ulusal yükseköğretime geçiş sınavlarının sonuçları, Türkiye’deki öğrencilerin önemli bir çoğunluğunun temel düzeyde bilgiye sahip olamadığını göstermektedir. Bundan dolayı öğrencilere temel becerileri kazandıracak telafi imkânları sunulmalıdır. TIMSS ve PISA verileri Türkiye’de bölgeler arasında eğitim başarısı konusunda ciddi bir eşitsizliğin olduğunu göstermektedir. Bölgeler arasındaki eğitimsel eşitsizliği azaltmak için beşeri ve fiziki kaynakların dağılımında dezavantajlı bölgelere öncelik verilmelidir. Derslik ve şube başına düşen öğrenci sayıları noktasında bölgeler arası eşitsizlik bulunmakta ve buna ilaveten de ikili öğretim devam etmektedir. Bu eşitsizliği gidermek ve ikili eğitimi sonlandırmak için yeni okul ve derslik yapımında dezavantajlı bölge ve illere öncelik verilmelidir. Eğitim sistemimizde, bölgeler ve iller arası eğitim eşitsizliklerini giderecek politikalara öncelik vermemiz gerektiği ortadadır. Unutmamalıyız ki eğitime yapılan yatırım, ülkenin geleceğine yapılmış demektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.