Bu yazı bir savunma değil. Eleştiriye karşıtlık da değil. Nefs Muhasebesi ve Sorgulama Günü’ne inanan hiçbir mümin, her sessizliğinde içinde kendisinin de olduğu, bütüncül eleştiriyi ihmal etmez. Ancak eleştiri dediğimiz şey; kendimizden başlar, yine en çok kendimizde kalır ve özellikle başkasına yöneldiğinde kendisine özgü bir ahlaka, insafa sahip olarak gerçekleşir.

KİMİLERİ kendileri “yan gel” tarzı kaykıldıkları halde, daimi sahneye diktikleri anlık değişim mucizeleri bekleyen alık bir bakıştan sonra, o bilindik eleştiri ağızlarında sakladıkları balta dilleriyle saldırıya başlıyorlar. Şunu da unutmamak lazım. Daima konuşanlar büyük ihtimalle hiçbir şey yapmayanlardır. İşi konuşmak olanların dışında… Ayrıca konuşmanın bir iş olarak kabulünü oluşturan şartları ve bunun hangi yıllara tekabül ettiğini daha sonra tartışırız.

Bir kere daimi yergiye alışık bir dil, kulağı tıkayan bir dildir. Eleştiri ahlakında yıkıcı dil, en başta kendisini yıkar. Hiç eleştirilmesin demediğimiz çok açık. Fakat hakikatsiz ve üslupsuz olmasın isteriz.

YILLARDIR farklı başlıklarda, adalete doğru değişim ve dönüşüme yönelik, yıllardır kemikleştirilmiş olumsuz şartlara bakılırsa "erken", yeni sözler duyuluyor kürsülerden. Kimi kendi kurulu düzenciğinde yan gelip yatmış insanlar ise, bu sözlerin zorlu bir sürece tabii olduğu gerçeğini göremiyor ve söz kürsüden söylenir söylenmez her şeyin hemen bir oldu bitti ile değişivermesini, adeta bir mucizeyi bekliyorlar ve olmadığını görünce eleştirmeye, yaralamaya başlıyorlar.

Bir değişimin en alt yapısının insanların kafalarından ve kalplerinden geçmesi gerektiğini öğrenerek büyüdük. Bir toplum, bir insan kendisini değiştirmek istemediği sürece mucize değişim, dönüşüm ve tekamül beklemesin diyen bir Kitab’ın gölgesinde yetiştik. Tövbe olgusu her insanın hayatında mevcut durumdan bizzat şikayetçi olmak, dönüp kendisine “Böyle gitmez! Gitmemeli!” diye rest çekebilmek,  kısa bir pişmanlık ve yağmurdan sonra başka bir tercihe, bahara uyanmak, başka türlü çiçek açmak ve meyvelenmek olaylarının zincirinde gerçekleşebilir diye biliriz. Yani hiçbir değişim kolay değil. Kişinin veya toplumun bir ülkenin tövbesi/ mevcut olumsuz ahvalini kötüden iyiye, iyiden daha iyiye değiştirmesi hiç kolay değil. Hele bu değişime bizzat katkı sağlamayı unutmuş, hep karşıdan bekleyen, hep hükümetten, devletten bekleyen eleştiri sakızını toplum içinde çirkin sesler ve görüntülerle çiğneyen bir kısım halkı da varsa…Hiç kolay değil. Hatta kendi esas işini, gücünü, üretimini, vatanına, toprağına özgün katkısını bırakıp koşa koşa siyasi atışmalar, uzaktan asılsız, hedefini şaşırmış tenkitler, muhalifliği beceremeyen ağızlardan toplama kulak artıkları ile yetinen bir entelektüeli, aydını varsa da…Hiç kolay değil. Ülkesini duman altı olmuş siyasi dedikodu kaavesine(kahvehane) çevirmiş bir takım medyası varsa da kolay değil. Kısım ve takım kelimeleri burada anahtar değil belki fakat anahtarlık keyfiyetinde tabi…

Kendilerinin bizzat katkısının ne olacağını düşünüp yapmak yerine, sürekli karşıt bellediklerini eleştiren, belki özel hayatlarında bu gibi hassasiyetlere de dikkat etmeyenlere yattıkları yerden hiç bir şeyin kolay değişmeyeceğini hatırlatmak gerekir.

DEĞİŞİM; kanepeye uzandıklarında, koltuğa gömüldüklerinde verilmiş bir televizyon kumandası idaresine benzer bir şekilde olacak şey değildir. Bir kanalı bile kolay değiştirmiyoruz. Önce kalmamız gerekiyor mu diye anlamaya çalışıyoruz. Hele ki topyekûn bir ciddiyet isteyen, adalete, merhamete  doğru değişim öyle kolayca olacak bir şey değildir.

ZAMANIN DEĞİŞMESİ, sadece takvim yaprağının yırtılması ile değil, o anlayışın kafalara, kalplere işlediği düşünce zerreleri, üstüne kurulmuş alışkanlıklardan oluşan kültür, gelenekler, yaşam pratikleri, senin benim bile vazgeçemeyeceğimiz menfaat”cik”lerin yanı sıra, bundan kendine derebeylik kurmuş büyük menfaat odakları ile fikri ve hukuki ve belki farklı, istenmeyen çatışmaların olması ile gerçekleşebilir. Kendisi ile hiç çatışmamış, kendi nefsiyle yenişmeyi bir yaşam zevki bilmemiş, yetişmemiş, ergenlikte ısrar eden bir insan topluluğuyla değil…

Değişimin tabii yasalarını düşünmelerini öneriyorum bu insanlara. Aynı zamanda o balta dillerini, birazda kendilerine, nefislerine ve kendi hususi hayatlarındaki öz değişimlere vurmalarını...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.