Vizyon çizenler her zaman eleştirenlerden bir adım öndedir. Vizyon; geleceğe bakış, geleceği kurgulama ve ona yönelik tasarruf çağrışımlarını barındırırken eleştiri halihazıra kilitlenme, oradaki eksikleri görme ve gösterme eğiliminin egemen olduğu göstergelerden ibarettir. Haddizatında, eşyanın özü gereği ikisi de gereklidir. Eleştiri, içinde bulunulan zaman diliminin aksaklıklarını tamire uğraşırken bir taraftan da şimdiyi geleceğe taşımanın sağlık öğelerine dikkat çeker. Vizyon ise gidilmekte olana yön tayin edip deneme yanılmalardan kurtulmayı, zaman kaybını ve geriye düşmeyi engeller. Dolayısıyla yeri ve zamanı gözetildiğinde eleştirinin de vizyonun da kendine özgü tamamlayıcı bir işlev gördüğünü, bir yaraya merhem olduğunu söylemeliyiz. Bununla birlikte zaten eleştiri dediğimiz şey de illa olumsuzu görmek ve oraya parmağını sokmak değil; olumsuzu olumluya dönüştürmenin yöntemlerini de ortaya koyarak vizyonu tamamlayıcı bir işlevi de haizdir. Ayrıca eleştirirken hakkın teslim edilmesi de gerekir ki marifetin iltifata tabi olduğunu marifet sahipleri görsün, gayretlerini artırsın.

Sosyal, siyasal, kültürel yahut sanatsal, hayatın neredeyse bütün alanlarında, öyle ya da böyle eleştiri ile vizyon bir şekilde karşımıza çıkar. Yönetici, bürokrat, entelektüel yahut sanatçı güruhunun mensupları da söylem olarak zaten bu ikisinden birini tercih eder. Ya yaratıcılıkları gereği bir şeyi, bir yeri işaret ederek yola düşmeyi ve düşülmüş olan yolda kılavuzluk etmeyi üstlenirler yahut zaten gidilmekte olanı geriden seyredip ona dair izlenimlerini, tespitlerini ortaya dökerler. Yeri, zamanı ve bağlamı gözetildiğinde her iki eylem biçimi de faydalıdır. İnsanlar, hele hele belli mevkilere, makamlara, statülere gelmiş kişiler çevreleri tarafından hoş sözlere alıştırıldıkları için genellikle eleştiriden hoşlanmazlar. Bu eleştiriden hoşlanmayışlık eleştirinin dozajıyla ilgili olduğu kadar güç zehirlenmesine de bağlıdır. Sorun kendisini ya eleştirinin haksızlığında ya ölçüsüzlüğünde yahut da eleştiriye maruz kalan kişinin egosunda gösterir. En büyük kriz de eleştiribilmez ile eleştiridenhoşlanmaz arasında çıkar. Bir nevi körler sağırlar diyalogunun temeli burada atılır ve eğer bu genelleşirse ülkedeki kaosun görünür tetikleyicilerinden birine döner. Oysa usulüne uygun bir eleştiri ve hakşinas bir eleştiri dinleyiciliğiyle bütün meseleler hallolur.

Benzeri bir durum vizyon çizicileri açısından da böyledir. Türkiye’nin en alışık olduğu sözlerden biridir zaten bu. Hangi makamı işgal ederse etsin bütün yöneticiler, bütün güç kullanıcıları ve profesyoneller inanılmaz vaatlerle gelir, odalarını büyük hayallerle süslerler ama resmi dairelerin duvarlarından aşağı dökülen hep hayal kırıklıkları olmuştur. Bu sebeptendir ki hayatın hangi alanını doldurmuş ve domine etmiş olursa olsun motor rolü üstlenmiş aydınların sahip oldukları rolün gerektirdiği bir altyapıyı haiz olmaları gerekir. Vizyon çizmek elbette hayatidir. Hayat durmuyor ve devam ediyor. İnsanlar, toplumlar, devletler ha bire birbirinin önüne geçmek için inanılmaz bir savaşın içinde. Doğrusuyla yanlışıyla, iyisiyle kötüsüyle bize getirilmiş dayatılmış olan bir siyaset, kültür, sanat ve edebiyat var. Bize düşen onu olduğu yerden alıp daha ileriye taşımak. Daha doğru yere, daha az zayiatla ama daha çok emekle yapmak bunu. Peki bir vizyon içeriği doluluğu nedir? Bir söylem mi, gelip geçici vaatler mi, olmayanı var gösterme hokkabazlığı mı? Hayır, değil, hiçbiri değil bunların. Bir vizyon; içinde bulunduğun durumun hesap kitabını, içinde bulunduğun duruma getirilmesi süreçlerini de göz önünde bulundurarak bütün paradigmaları ve değişkenleri gözeten bir perspektif, bir bakış açısıdır. Bağlamına oturmuş bir söz, bağlamına oturmuş bir eylem, bağlamına oturmuş bir projedir. Peki bunun asli öğesi? Bilgidir, bilgi…

Bilgi, doğru bilgi, hem eleştiri hem de vizyon için vazgeçilmez harçtır. Onsuz ne eleştirebilir ne vizyon çizebilirsiniz. Eleştirdiğiniz zaman yanlış ve hakkaniyetten uzak iklimlere gider, dinlerken de öfke çukurlarına boğulur, vizyon çizerken de daha ilk durakta hesap etmediğiniz değişkenlerden birine çarpar, yolunuza devam ederken de ha bire önünüzü kesen bariyerlerle karşılaşırsınız. Bilgisiz bir eleştiri de bilgisiz bir vizyon da insanları ve toplumları yolda bırakır.

Kim ne derse desin, Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu iki konu var: Hakkaniyetli ve cesur eleştiri; amacına kilitlenmiş ve bütün değişkenleri hesap edilmiş sağlam bir vizyon. Yazık ki bu ikisi de bilgiye dayanıyor. Üstelik kulaktan dolma, alelusul, rastgele edinilmiş bir bilgiye değil, eskilerin tabiriyle “terbiye edilmiş”, adab usul gözetilerek, belli bir mantıkla kotarılmış bir bilgiye. Her disiplin alanında, her çalışma ve uğraş alanında, söze konu edileni tarihi bağlamını da gözeterek net bir vizyonla görebilecek gözlere muhtacız. Yoksa günübirlik dijital dünyadan aparılmış, son yirmi dört saatin dedikodularından esinlenilmiş kes yapıştır imajlara değil.

Ne ekonomi ne siyaset ne ana muhalefet, Türkiye’nin en büyük sorunu bilgi sorunudur. Dün böyleydi, bugün de böyle… Bu kafayla gidilirse yarın da böyle olacak, yazık ve korkarım ki okumaya kapalı, seyretmeye ayarlı gözlere emanet edildiğimiz sürece böyle olmaya devam edecek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.