Ülkemizin seçim sathi mahalline girdiği bir mecrâda iktidar olma ve muhalefet etme tarzında kaygan ve kırılgan bir zeminin hüküm sürdüğü, tartışmaların ve eleştirilerin çoğu zaman bağlamından çıktığını, yapılan müzakere, mülahaza ve fikri müsamerelerin hayra hizmet etmediği ve çoğu zaman da tansiyonu gittikçe yükselttiği şüphe götürmez bir gerçektir. Kameralar karşısında, basın toplantılarında, açık hava mitinglerinde birbirlerine karşı en sert eleştirileri yapan ve bazen eleştiri sınırını aşarak hasım olarak gördüğü siyasi rakibinin şahsiyetini ve kişiliğini küçük düşüren, aile efrâdına hakaret eden, mahrem bilgilerini teşhir eden kişilerin veya kurumların tarihin kısa hafızasının hakemliğinde dahi yaptıklarının yanlışlığına, yersizliğine, insafsızlığına ve çirkinliğine şahit oluyoruz.

Türkiye’de ana muhalefet anlayışı


Maalesef cari politik ve siyasi iklim, yaşadığımız ülkede gerek muhalefet ve gerek iktidar olunduğunda bir kaç istisnai durum ve zorunlu koalisyon dönemleri hariç tutulursa, yanlış ve haksızlıkların siyasi ve politik tarafgirlikle savunulduğu görülmektedir. Muhalefet edenler açısından ise iktidarın yaptığı tüm icraatlar ve reformlar, milletin menfaatine dahi olsa sert biçimde eleştirilmiştir. Kronikleşmiş problemler, asırlık sorunlar çözülse dahi çözümü yok saymak, alay ve istihza ile yaklaşmak, genel bir tavır halini almıştır. Sözgelimi yakın zaman önce çok sert bir şekilde siyasal iktidar eleştirisi yapan bir muhalefet partisi liderine hitaben "İktidarın yaptığı hiç bir doğru icraat yok mu?" diye sorulduğunda "Bizim görevimiz muhalefet etmek. Halk bize muhalefet görevi verdi" diyerek bu meseledeki sorunlu yaklaşımı ortaya koymuştur. Yine aynı şekilde muhalefetin Avrupa Birligi uyum yasaları sürecinde, parlamentodan geçen bir takım düzenlemeler ile ilgili itirazlarını hükümetin peşinen red etmesi, süreçte zinanın suç olmaktan çıkarılması (Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda hata yaptıklarını net olarak beyan etmiştir) asla kabul edilemez.
Kürt sorununun çözümü noktasında örgüt ile yapılan görüşmelerde düşülen hatalar (silahlı örgütün Kürtlerin tek meşru temsilcisi gibi kabul edilmesi, halkın güvenlik ile ilgili yaşadığı sorunların görmezden gelinmesi ve örgütün hareket kabiliyetini artırarak toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet edip nüfuzunu artırması) ile bu süreçte izlenen yönteme dair bazı partilerin ve İslami STK'lar ile kanaat önderlerinin getirdiği yapıcı eleştiriler ile iyi niyetli uyarılara hükümetin kulak tıkaması da iktidar cenahında yapılan hatalardır. Bu meselede ezberleri bozan ve sorunun çözümüne dönük atılan adımları, eksikliklerine rağmen desteklemek yerine kendi manevra alanı ve istismar zemini tükenen, ırkçı ve seküler Marksist kırması siyasi hareketin ve örgütün, şehirlerde Kobani bahanesi ile estirdiği terör de hafızalarda tazeliğini koruyor.

Nefret siyaseti, yakın tarihte ana muhalefet partisi tarafından kan akıtılması pahasına desteklenmiştir. Nitekim, Gezi olaylarında sergilenen yıkıcı, tahripkâr olaylar, ahlaki ve insani bir tepkiden ziyade kin ve nefret tarzı muhalefet anlayışının hafızalara kazınan bir örneğidir.

Şehir Hastaneleri konusunda ikaz


Son 15 yıllık dönemde Hükümetin sağlık alanında biriken onlarca yıllık soruna ciddi anlamda çözüm ürettiği inkar edilemez bir vakadır. Ülkenin en ücra noktasında dahi gerektiğinde hava ambulansı da kullanılarak her hastaya müdahale edilmesi, hekime ulaşılabilirliğin artırılması, hastanelerimizin fiziki şartlarının iyileştirilmesi, anne ve çocuk ölümlerinde ciddi anlamlarda düşüşler yaşandığı gerçektir. Ülkemizin Avrupa'da teşhis ve tedavi amaçlı hasta turizminde üst sıralara yerleşmesi, Sosyal Güvenlik Kurumunun işlevselliği muhalefet tarafından takdir ve tasdikle karşılanmasa dahi, reform niteliğindeki düzenlemelerdir.

Hayata dokunan bu düzenlemeler ile birlikte nüfusu her geçen gün artan, ülke içinden ve ülke dışından göç alarak milyonlarca insanı barındıran şehirlerimizde yapılan ve yapılması düşünülen şehir hastaneleri (Adana, Mersin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Kayseri, İstanbul, İzmir, Antalya gibi) yerinde bir hizmet iken, nüfusu 50-100 bin olan ve mevcut yatak kapasitesinin yarısı ile hizmet veren ve gerçekten yeni sağlık kurumuna yakın zamanda ihtiyaç olmayan illere devasa kurumlar yapmak da ülkenin öncelikleri düşünüldüğünde tekrar gözden geçirilmelidir.

500 milyon TL’lik israf

Ülkedeki hava limanlarının sayısının artması ve uçak ile seyahat eden insanımızın sayısındaki yaklaşık 15 kat artış takdirle karşılanmalıdır. Ancak aralarında 60-70 km mesafe olan her ile havalimanı yapılması da yerinde bir yaklaşım değildir. Marmaray Projesi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 3. Havalimanı inşaatı ile Kanal İstanbul Projesi ve Nükleer Santral Projeleri ülkemizin bu anlamdaki zorunlu ve yerinde mega projeleri olup takdire şayandır. İdeolojik saikler ile bu projelere karşı çıkmak ucuz siyaset, siyasal körlüktür. Ancak HES projeleri ile ekolojik dengenin tahrib edilmesi de kabul edilemez bir uygulamadır. Cumhuriyet tarihinden itibaren yapılanın beş katı duble yollar ile sağlanan rahatlama ortadadır. Lakin iki şehir arasında hali hazırda duble yol ile sorunsuz hizmet veren bir alanda yapılacak viyadük ve tünel ile yolu 1-2 km kısaltacak bir projeye 500 milyon TL harcamak, yerinde, acil ve zorunlu bir hizmet değildir.

Eğitim, hepimizin sorunu

Eğitim sistemimizde sık yapılan değişiklikler ve müdahaleler, istikrarsızlığa neden olmaktadır. Bina ve öğretmen sayısındaki artış elbette ki önemli ancak, en üst seviyeden de dillendirildiği gibi öğretmen yetkinliği ve donanımı açısından irtifa kaybı da göz önünde bulundurulmalıdır. Yabancı dil eğitiminde yaşanan yetersizlik inkâr edilemez bir problemdir. Gençlerimizde yaşanan mefkûresizlik ve değer yitimi ile bireyselleşme, alkol tüketimi, müstehcenlik ve madde bağımlılığı sadece iktidarın değil; STK, cemaat, tarikat, siyasi parti velhasıl hepimizin sorunudur.

Ülkemiz, yaşanan darbe girişimleri ile siyasi ve toplumsal kırılmalar ile sorunlara rağmen insani yardımlar noktasında
kişi başı gelir baz alındığında Afrika ve mağdur İslam ülkelerine en fazla yardım yapan ülkedir. Bu takdire şayan bir durumdur. Filistin, Arakan, Somali ve Sudan gibi fakir ve mazlum coğrafyalara yapılan yardımlar, ülke içinde 4 milyon mülteciye din ve ırk ayrımı yapmaksızın verilen hizmet inkâr edilemez. Bu meyanda muhalefet parti liderlerinin veya muhalif STK'ların bir mülteci kampını ziyaret ederek maddi ve manevi yardım yaptıklarına, mesela ana muhalefet parti liderinin Kilis ya da Reyhanlı'da binlerce insanın misafir edildiği kampları ziyaret ettiğine, bir yetimin başını okşadığına ya da Somali, Arakan'da yaşanan zulme-vahşete yerinde şahitlik edip mağdur insanlar ile bir dayanışmaya girdiğine hiç şahit olmadık. Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesine karşı çıkmak da bu anlamda insafsızlık ve ırkçılıktır. Bir kısmı Balkan, Kafkasya veya başka bölgelerden gelen muhacir kökenli bazı seküler zihniyetli politikacı ve gazetecilerin nefret söylemi, bu meyanda insanlık dışıdır. Bir milyon insanın katili bir diktatörün ayağına kadar giden bazı muhalefet parti milletvekillerinin milyonlarca mültecinin yaşadığı kamplara DEAŞ denen mühendislik çetesini Türkiye ile irtibatlandırma iftirasını atmak için gittikleri de bilinmektedir.

SİYASET VE İ’TİDAL

Yapıcı ve insani muhalefet, bir toplumdaki ve ülkedeki en önemli denetim mekanizmalarından biridir. Muhalafetin insani, adil ve vicdani olması topluma irtifa kazandırır, sorunların çözümüne katkı sağlar. Kör muhalefet ve siyasi kindarlık tıpkı koşulsuz tarafgirlik ve politik amigoluk gibi iktidarı ve liderleri lâyüsel yapar. Tarihimizde Hz. Ali'ye yıkıcı ve tahripkâr bir zihniyet ile karşı çıkan ve fitne ateşini asırlarca sönmeyecek şekilde alevlendiren harici-tekirci zihniyet yerine, Hz. Ömer'e sınırlarını hatırlatan mesciddeki yaşlı kadın ve eğri kılıçlarıyla yine Hz. Ömer'e ve Hz. Ebubekir'e istikamet tayin eden adil şahitlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Hasımlarımıza ve dostlarımıza karşı takınacağımız tavır Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.S) uyarısı doğrultusunda itidalli ve ölçülü olmalıdır. (Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız, belki bir gün dostun olabilir.” (Tirmizî, Birr ve’s-Sıla, 60). İslam düşünce ve fikir tarihinde İ'TİDAL kavramı çok geniş bir çerçevede ele alınmıştır. El Kindi bu kavramı İslam felsefesi açısından, Gazali ve İbni Hazm gibi meşhur alimler ise inanç ve amel açısından, Farabi ve İbni Sina gibi alimler meselenin inanç, amel ve içtimai boyutuna beslenme ve sıhhi açıdan gösterilecek tavır ve davranışları da eklemişlerdir. Temelde adaletli davranışı ifade eden ve "adl" kökünden neş’et eden bu kavram, Müslüman insanın hayatının hemen her alanına hükmetmesi gereken bir tavır ve "vasat" olma halidir. Meşhur hadisin rehberliğinde dahi dış ve iç siyasette bu Nebevi ikaz, iyi anlaşılıp uygun tavır belirlense idi yaşadığımız sıkıntıların derinliğinde ciddi azalmalar olurdu. Ve her şeyden de önemlisi ilahi aklın, meşveret emri ile istişare kültürünü canlı bir şekilde uygulamak, iyiliği sürekli desteklemek, güzel hizmetler ve uygulamalara destek vermek (emri bil maruf) ve toplum lehine olmayan uygulamalara ifsada, israfa, adaletsizliğe hizmet eden tavırlara karşı çıkmak (ney'hi anil münker) en yakın aile efradımızdan başlayarak sevdiğimiz liderlerimize karşı da olsa hakkı (Nisa/3-105-152, Nahl/90) ve hakikatı dillendiren adil şahitler olmak, kin ve intikamla değil, akıl, hikmet, erdem ve adaletle hükmetmek ve muhalefet etmek, içtimai hayatımızın olmazsa olmaz şartı ve inancımızın da bir gereğidir. Bu tavır, bazı kişi ve kurumlarca reel siyasetin tabiatına aykırı ve yaşadığımız politik süreçler düşünüldüğünde hayal ve ütopya olarak değerlendirilse de, yakın tarihsel kırılmalar ve toplumsal savrulmalar düşünüldüğünde bu konudaki ilahi ve nebevi ikazların haklılığı ve evrenselliği net biçimde ortaya çıkıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Çolak 2018-05-11 21:19:41

Kısa mesafeli yolda yapılan tünelde eğer gerçekten ölümcül kazanın önüne gecikmişse yapılsın nelere harcanmıyor ki

Avatar
Mehmet günay 2018-05-11 22:16:50

Bu yazıyı yazanın sabiha gökcene ucak inmiyor diye eleştire n K.K daki kafadan farkı yok. Maksat yaptılar ama yanlış oldu kafası.

Avatar
Mehmet Yalçın 2018-05-12 08:49:41

4 milyon Suriyeliye vatandaşlık verilmesine karşı çıkmak insanlık dışı ve ırkçılıkmış . Lafa bak ne dediğinizi kulağınız duymuyor sanırım. İşin ilerisini gerisini düşünmeden edilen laflar .