4-6 Mayıs tarihleri arasında Belçika’nın Genç Ensar Vakfı’nın Ardennen Gençlik Ribatının misafiri idik. Gurbetçi kardeşlerimizle ‘’dava, şahsiyet, bilinç ve sorumluluk’’ başlıkları altında yoğun derslerimiz oldu. Bereketli geçen kamp ortamının sonlarına doğru bir sürprizlerinin olduğunu ifade ettiler. Sürpriz gerçekten güzel ve duygulandırıcı idi. Müslüman olmuş Belçikalı bir genç ile bizi buluşturdular. 21 yaşlarında Carl Plees isminde pırlanta gibi bir delikanlı… Yeni ismi ise Selim Plees… Kamptaki arkadaşlar kendisine ‘’enişte’’ diye hitap ediyorlar. ‘’Enişte’’ hikâyesini de merak ediyorum.

Bu vesileyle mühtedi kardeşimizin hikâyesini kendisinden dinleme imkânımız oldu…

‘’Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak sürekli kendimi manevi bir boşluk içinde hissettim. Annem katı Katolik, babam daha liberal, işi gereği fazla görüşemediğim bir durumu vardı…

Henüz 12 yaşlarındaydım. Ruhumdaki manevi boşluktan dolayı muzdariptim. Kendi çapımda arayışlarım oldu… Teknoloji ilgim fazla idi… Sanal âlemde sorularıma cevap arıyordum. Merakım daha çok yaratılış ile ilgili idi… İncil’i, Hıristiyan öğretiyi araştırmama rağmen bir türlü doyurucu olmuyordu… Diğer dinlere ve ideolojilere merak sardım ve bir türlü tatmin edici sonuçlara ulaşamıyordum…

İçimde bir yaratıcı inancı var, birden fazlası bana anlamsız geliyordu… Hıristiyan inancında yaratıcı, ‘’yerleri, gökleri altı günde yarattı, yedinci günde istirahata çekildi.’’ İnancı saçma geliyordu. Yaratıcı nasıl yorulur? İstirahata neden ihtiyaç duyar ki?

Bir ara İslam’a da merak sardım… İnternette Flamanca aydınlatıcı İslami bilgiye ilk etapta ulaşamadım. İngilizce sitelere yöneldim. Doyurucu kaynaklara ulaşmaya başlamıştım. Ama bazı sorularımı doğrudan soracağım Müslüman arıyordum… Faslı Müslüman bir berberim vardı… Ondan destek istedim. Berber yeterli olmadığını söyledi… Beni Türkiyeli Müslümanların buluştuğu bir adrese yönlendirdi… Tasavvufi bir çevre idi… ‘’Bakalım içimdeki boşluğa burası cevap olacak mıydı?’’ O ortama bir süre devam ettim… Gözlemliyorum… En çok cemaatle namaz ilgimi çekiyordu… Hatta henüz Müslüman bile değilim, ama namaza başladım… Namaz çok çarpıcı idi… Beni çekiyordu… Namazın çekim gücüne kapıldım, İslam’a girmeden namazın manevi atmosferine girdim.’’

Selimi dinlerken düşünüyorum… Şu dünyanın garabetine bakın…

Elin gâvuru henüz Müslüman olmadan namaza başlıyor, benim yılların Müslüman bildiklerim namazı kılmıyorlar… Ya Rabbi, bu nasıl bir iştir?

Selim devam ediyor…

İslami araştırmam derinleştikçe İslam’a yakımlaştım.16 yaşına geldiğimde artık kararımı vermiştim. İslam’a teslim oldum, adımda Selim’di…

Önce ailemden gizledim. Annem notlarımı görünce Müslüman olduğumu anladı. Çok baskı uyguladı. Kararlığımı görünce kabullenmek zorunda kaldı… Diğer yandan nefsin ve şeytanın baskısı altındaydım… Nefsim İslam’ı yaşamanın zor olduğunu, bu yükü kaldıramayacağımı sürekli telkin ediyor.

Şeytan vesveselerle beni yoruyor… Nefsin ve şeytanın hamleleri karşısında tercihimin doğru olduğuna iyice arttı. Artık aradığım huzuru bulmuştum Namaza sımsıkı tutunmuştum. O hızla okuduğum lisede namaz kılmak için yer arayışına girdim. Okul idaresine karşı ciddi bir mücadele verdim. Okulda Türkiyeli ve Faslı öğrenciler namaz konusunda duyarlı değillerdi. Okulda mescid açılmasını başardım.

İlkokul yıllarımda sınıfımda Müslüman bir öğrenci vardı. Onu hatırladım. Abilerine ulaştım. Durumu-mu anlattım. İslami kimliğimden bahsettim. Evlenmek istediğimi belirttim. Sözü kız kardeşlerine getirdim. Önce şaşırdılar. Sonra Allah yazdıysa neden olmasın, dediler… İnternetten kızla görüştüm. Kız olumlu yaklaştı, ama bu işin babası ile çözüleceğini ifade etti. Doğrudan babama gidersen olumsuz karşılar. Babasının saygı duyduğu saygın dostları üzerinden teklifi götürürsen sonuç alman mümkün’’ dedi. Bu yöntemle Çorumlu bir ailenin kızı olan Nisanur’u istedim. Rabbim yardım etti sözlendik…

Sizi Ekim ayında düğüne bekliyoruz, dedi...

İşte bizim Enişte Selim’in serüveni…

Soruyorum, ‘İslam’ı ve Müslümanları tanıdın, bu konuda ne söylersiniz?’

-İslam başka, Müslümanlar başka… Müslümanlar İslam’ı niçin gereği gibi yaşamıyorlar, anlamıyorum? İyi ki Müslümanlardan önce İslam’la tanıştım…

-Selim geldiğin dünyayı göz önüne alarak soruyorum. Biz Müslümanlara ne söylemek istersin?

Batılı insan İslam’a karşı aşırı önyargılı… Medya üzerinden gelen negatif algı çok etkin… Bundan dolayı Müslümanların Avrupa insanına İslam’dan önce insani ilişkilerinde güzellikleri ve ahlaki değerleri ile yaklaşmaları lazım… İnsani iletişimde aşamalı olursak, İslami etkileşimin daha güzel olacağını düşünüyorum…

Enişte Selim’e son sözlerim şunlar oldu… Selim kardeş senden özür diliyoruz ve helallik istiyoruz. Normalde bizim sana İslam’ın hakikatini ve hidayetini ulaştırmamız gerekirdi, ama biz ihmal etti, geciktik. Görevimizi yapmamanın mahcubiyeti içindeyiz… Sen kendi çabanla çırpınışınla İslam’a ulaştın seni tebrik ediyoruz. Bizi affetmeni istiyoruz…

Ve düşünüyorum… Üzülüyorum, insanımızın Avrupa’ya gidişi üzerinden 60 yıl küsur yıl geçti… Avrupa insanına yönelik henüz bir davet açılımımız yok… Kendi gettolarımızda sıkıştık kaldık… Bizi bekleyen boşluktaki yürekleri daha ne kadar bekleteceğiz?..

‘Evrensel davetin neresindeyiz?’ sorusunu kendimize sorma vakti gelmedi mi?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.