Siz! Hayat süren leşler! Sizi kim diriltecek?(N.F.K.)

Duymayanlar!

Görmeyenler!

Konuşmayanlar!

Düşünmeyenler!

Geleceği karanlığa gömenler!

Bütün dünyayı açık hava tımarhanesine çevirenler!

Aklına tapanlar!

Şehvetinin kölesi olanlar!

Aklını kullanmayıp sorumluluktan kurtulacağını sananlar!

Seçimlere kilitlenip yaşanan olumsuzluklara kulak tıkayanlar!

Dünya kan gölüne çevrilirken alışkanlıklarla haberlere film bakar gibi bakanlar!

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler!

Rahmet ayının feyzinden, bereketinden faydalanamayıp ramazanı panayıra çevirenler!

Ve işte bayram!...

Sözüm egolarının esiri olup hak hukuk demeden her istediğini yapan, kendi rahatından başkasını düşünmeyen, bir gün Allah’ın emrine uyup orucunu tutmayıp bayram derdinde olan,  evlerini yangın yerine çevirerek evde eşkıyalık yapan, verilen emanetleri hunharca harcayarak kıymetini bilmeyen, yaşadığı topluma ve yetiştiği ailesine karşı görevlerini yapmayan, eşlerini ve evlatlarını çantada keklik olarak görüp haklarını vermeyen, mallarının tek sahibi olduğunu düşünüp infak etmeyen, hayatının sonlu olduğunu unutup ölmeyecekmiş gibi yaşayanlaradır.

Sözüm makam ve mevki peşinde koşarken benliğini yitiren, mazlumların haklarını koruması gerekirken  gözetmeyen, haksızlıklar karşısında dik durması gerekirken eğilen, kaybetme korkusuna kapılmaması gerekirken kaybeden, sokakta yaşanan hayat dramlarına kör sağır ve kör olan, hayatsız kadınlara “hayat kadını” diyen, köleliğin olmadığı günümüzde bedenlerini satarak para kazanan,  evsizlere ev olmayan, sokaklara terkedilenlere bir de kendisi tekme vuran, gücü nispetinde zulmeden, zalimin karşısında susmaması gerekirken susan dilsiz şeytan olanlaradır…

Halbuki Nebimiz (a.s.)“Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.” buyurmamış mıydı?

İnanılan gibi yaşamamanın doğal sonucu, yaşanılan gibi inanmak değil miydi?

İnandığımız gibi yaşamamanın verdiği sıkıntı ile bedenlerimize hapsettiğimiz hastalıklı ruhlar, dünyayı herkese zindan ettiği gibi kendilerine de zindan etmektedir.

Matematikte kural; iki artı iki dörttür. Lakin hayatın kuralı her zaman başkadır. Bazen beş, bazen de üç etmektedir. Hayata matematik gözü ile bakmamızın sonucunda insanların kurdukları ne devletlerde, ne toplumda ne de yuvalarda huzur ve bereket kalmamıştır.

Ne devletin altında refah içinde yaşayan insanlar  başındakilere, ne aynı çatı altında aç ve açık kalmayan aile fertleri babaya, ne her sıkıntısına koşan ve yanında olmaya çalışan akrabaya, ne de “komşu komşunun külüne muhtaçtır” denilen komşusuna güvenmemekte, saymamakta sevmemektedir.

Halbuki söylemleri ve eylemleriyle alemlere Rahmet  olan Allah Resulü; “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehiy edersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.” demiştir.

Hak Teala bu durumu Rum suresinin 41. ayetinde anlayanlar ve akıl edenler için şöyle özetlemiştir; “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah dönüş yapsınlar diye işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”

Amerika’nın tekrar keşfedilmesine gerek yoktur. Mutluluğun ve huzurun yolu bellidir. İnandığımız gibi yaşamalı, emredildiğimiz gibi dosdoğru olmalıyız. Bu kadar basit…

Bu vesile ile bayramı emredildiği gibi orucunu tutup, kendini koruyan,  güzel işler peşinde olan, iyiliklerde öncülük yapan, bu öncülere destek olan, erdem mücadelesi verip kendinden başkalarının derdinde olan, sokaklarda kalan evsizlere evlerini ve gönüllerini açan, hayatın kendisine vurduğu mazlumların dertlerine ortak olabilen, evlerinde huzur kaynağı olan, hayatlara dokunan kardeşlerimin Ramazan Bayramlarını kutlarım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.