Cumhurbaşkanı, geçen hafta YÖK’ün resmi açılış toplantısında önemli bir gerçeğin altını çizdi ve ciddi bir özeleştiride bulundu: Yazık ki öteki bütün alanlarda elde ettiğimiz başarıya maarifi ekleyemedik. Maarif konusunda sınıfta kaldık…

Biz bunu zaten biliyorduk bilmesine de, Cumhurbaşkanının ağzından duymak, hem de bir itirafname kabilinden işitmek elbette işin boyutunu değiştirdi.

Peki mesele nedir? İnsan yetiştirmeyi bilmiyoruz. İnsan yetiştirme ile meslek sahibi yapma arasındaki sınırları tayin edemiyoruz. Meslek sahibi olmayı, insan olma ile karıştırıyoruz. Hem de toplum olarak… Belki de toplumumuzun tek ortak paydası daha ilkokulda iken çocuklarımıza iyi insan olmanın yöntemleri yerine iyi meslek sahibi olmanın kısa yollarını öğretmeye yönelik çaba içine girmesidir. İyi de neden? İyi insan olmak iyi meslek sahibi olmaya, iyi meslek sahibi olmak da iyi insan olmaya engel değil ki? Bu ikisini birbirinin zıddı addetmek yerine, her ikisini birbirinin içine geçirerek meseleyi halletmek daha doğru değil mi?

Çocuklarımıza, akıl baliğ olduktan sonra aşama aşama şunları söyleyemez miyiz? Ders kitaplarının ünite sonlarına ‘okuma metni’ olarak ‘insanı olgunlaştıran değerleri’ özendiren telkinlerde bulunamaz mıyız? Şunları söyleyemez miyiz? Doğduk ve bir gün öleceğiz. Ölmemek için doğmamak gerekirdi. Doğmuş olmak, bu dünyaya misafir gelmek aynı zamanda bir vazifesi bulunmak, bir görevi icra etmek demektir. Bir görevi icra etmek; sağlığını korumakla, sağlığını korumak akıl ve beden sağlığını kuvvetlendirmekle mümkündür. Öyleyse bedenimizi ve aklımızı ona zarar verecek her türden dış tehditten korumalı; birini sağlığa, ötekini erdeme yaklaştırmalıyız. Bu da bedene faydalı besinleri tüketmek, ruha faydalı düşünceleri kabullenmekle mümkündür. Yine beden ve ruh sağlığı elbette bir sanatı, bir mesleği, bir işi olmakla sağlandığına göre iyi birey olmanın yolu, iyi bir ahlak sahibi; sorumlu bir kişi olmanın da kendine yetecek kadar, hatta çalışacak durumu olmayanlara da faydası dokunacak kadar bir alanın uzmanı olmaktan geçtiğini bilmek gerekir. Erdemli, ama ruhunu ve bedenini tehditlerden koruyamayan birinden bahsedilebilir mi? Erdem, bunları korumak demektir. Erdemden yoksun ama ruh sağlığı yerinde birinden bahsedilebilir mi? Hayır, bir işi olmak ve kötü kişiliğe sahip bulunmak da iyi kişiliğe sahip ve bir işi olmamak da kusurdur.

Türkiye’nin maarifteki eksikliği buradan kaynaklanmaktadır. İlkokul birinci sınıftan başlayarak lisans son sınıfa, hatta lisansüstüne kadar mesleki formasyonun yanına bir de kişilik formasyonu eklenememiştir. Kişilik formasyonu yorgun ailenin, riskli arkadaş çevresinin, dağınık müfredatların, hatta cep telefonu, bilgisayar gibi kablo uçlarıyla ruha zehir taşıyan aygıtların insafına bırakılmıştır. Teknolojinin böyle savrukça genç nesillerin kucağına itelendiği başka bir ülke var mı? İşte bundan dolayıdır ki belki karşımıza iyi bir doktor ama burnundan kıl aldırmayacak kadar şişmiş bir ego; iyi bir mühendis ama sanattan, edebiyattan anlamayan, içi kupkuru bir özne; etik dersi verirken bile dersine geç gelen, erken çıkan, bu ikisi arasında kurduğu cümlelerin neredeyse hepsiyle etiğe hakaret eden bir öğretmen; halkıyla ortak paydası bulunduğunu söyleyen ama vekil seçildikten sonra ona gözlerini kapatan siyasetçi; kendisini o mevkie halkının taşıdığını söyleyen ama yakın arkadaşlarına bile randevu vermeyen, muhatabının bırakın gözlerinin içine bakarak konuşmayı, saçlarının üstünden tavanı seyreden bürokrat; velhasıl yerine göre nefes alıp verircesine yalan söyleyen, köşeyi dönene kadar dost, sonrasında çelmeyi takan, mülkiyeti değerler hiyerarşisinde en yukarılara koyarken ruh güzelliğinden haberi olmayan, paçalarından dalkavukluk akan tuhaf nesilller çıkıyor.

Bence maarif meselesi sil baştan ele alınacaksa öncelikle insan yetiştirme ilkelerinin yeniden yazılması; Batı özentili müfredatlardan, Batı’dan esintili, aparmalı ders kitaplarından vazgeçilmesi gerekir… Okul bir insan yetiştirme fabrikasıdır. Okul fabrikasyonuna girecek olan hammaddeden nasıl bir insan profili istediğinizi tayin ettiniz mi?.. Sürekli isteyen, arzulayan ve istekleri karşılandıkça daha da kamçılanan sınırsız tüketim ve talep öznesi mi, olanla yetinip daha fazlasını olsa olsa başkaları için isteyen sınırları çizilmiş kontrollü bir erdem harikası mı?

Ve elbette şuna da karar vermeniz gerekir: Niteliğin insanı bir yerlere getireceğini mi, yoksa hayatı boyunca başına bela kesilebileceğini mi? Kurduğunuz sistematikte ‘hiyerarşi’ arkadaşlık, ahbaplık, akrabalık ilişkilerine göre tayin edilmişse en erdemli insanın oturacağı yer devletin topuğu olmayacak mı? Devlet mekanizmasındaki hiyerarşik sistem nitelik merkezli olmadığı sürece ideal insan modelinin teorisi iyi kurulsa bile pratiğine ulaşılabilir mi sanıyorsunuz? Unutmayın ki insan evrenin; erdem, değerlerin gözbebeğidir… Gözü bulanık hangi değer kendine yön bulabilir ki?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.