Nezaketten yalıtılmış eylem, kabalığa; bilgelikten uzaklaşmış güç, eninde sonunda zulme götürür. İç dünya zenginliği yerine, mülkiyet zenginliğini merkeze alan her iktidar iklimi, mutlaka dalkavuk asalaklarıyla çevrelenir, boğulur. Dalkavukluk kendini hoş gösterdiği, gövdeyi sarıp sarmalayarak çirkinliği örttüğü iddiasında olduğu için dünyanın en eski yöntem ve kurumudur. Üstelik sadece cümleyi kuranla değil, duyanla da ilgilidir. Tarih biraz da, güzel sözlerin kendilerine gerçeği unutturduğu unutulmuş liderler galerisi değil midir?..

Hangi güçlü bünye asalaklığa izin verir ki? Kendi kendine yeten hangi organizma koltuk değneğine ihtiyaç duyar? Bilgelik, ilikte başlayan gücün kılcal damarlarla yüzeye taşınması, asalaklığa izin vermemesidir. Belki bu yüzden, erdemli liderin birincil vasfı bilgelik olmalıdır. Erdemli insanın vasıflarından biri olan kendi kendine yeterlik, erdemli lider için de geçerlidir. İstişarede bulunduğu çevreler dışında son aşamada inisiyatif almayı bilmeli, kriz anlarında geriye çekilip seyretmek yerine toplumunun önünde yürüme cesareti gösterebilmelidir. Olgun insan nasıl cahillerin kendisi hakkındaki kanaatlerine gülüp geçerse erdemli liderin de –hakarete varmadığı sürece- kendisi hakkında yapılan eleştirileri göğüslemesi, hatta ondan birtakım dersler çıkarması gerekir.

                Tek kaygısı günü kurtarmak olan lider erdemli olmayı hak etmez. Erdemli liderin toplumuna mutlaka bir istikbal çizmesi, dünün verdiği hızla yarını belirleyecek bir iç dünya tahkimine girişmesi gerekir. Sadece vatandaşlarının yaşam standardını yükselterek iktidarda kalan lider, en küçük bir maddi sarsılışta yerle bir olur. Toplumun iç dünya ideali olarak maddi mülkiyeti belirleyen bir lider, daha ilk maddi krizde toplumsal sarsıntıyı göze almalıdır.

Bitkiler, köklerine su yürüyünce sevinir; hayvanlar, karnı doyunca… İnsanın ise karnı doysa bile ruhu aç kalabilir. Karnı doymuş, ruhu aç insan sınırlarını çiğner; canavarlaşır. Hobbes’un Leviathan’ındaki ‘insan insanın kurdudur’ lafzı bunu açıklar; Machiavelli’nin Prens’indeki ‘amaca giden her yol mubahtır’ lafzı ise beden tokluğu için ruhunu satma stratejisinden başka bir şey değildir. Mutluluk sahip olunan mülkiyetle ilgili olsa bütün zenginler mutlu, bütün yoksullar mutsuz olurdu. Ama değil. Mutluluğun kalbi, kenar mahallelerde daha hızlı atmıyor mu?.. Yetinmeyi bilmedikten sonra bütün dünya senin olsa ne yazar? Demek ki maddi mülkiyet, manevi mülkiyetle buluşmayınca sefaleti davet ediyor. İşte tam da bunun için, erdemli liderin görevi toplumuna sürekli manevi hedefler çizmek, iç dünya zenginliğini maddi zenginliğe tercih edecek bir sosyolojik atmosfer ortamını hazırlamak olmalıdır. Günümüzün en büyük yanılgılarından biri de şu değil mi? Yüzey muhafazakarlığa karşı derin maddecilik içinde olmak… Maneviyatın deride, maddiyatın ilikte dolaşmasından daha aldatıcısı var mı? İslam, bir toplumun sadece dışını etkilemiş, karakter ve mizacının harcı olamamışsa hangi erdemli bireyden, hangi erdemli toplumdan, hangi erdemli liderden bahsedilebilir ki?

                Toplumunu ruhun ölümsüzlüğü ile bedenin ölümlülüğüne inandırmayan bir liderin bedenen öldüğünde ruhen yaşama şansı ne kadar olabilir? Yine buna bağlı olarak en büyük zenginliğin ruh, ikinci büyük zenginliğin beden sağlığı, üçüncü büyük zenginliğin maddi mülkiyetler olduğuna toplumunu inandırmamış bir liderin gösterdiği hangi hedef sağlam olabilir ki? Buna inandığı ve bunu söylediği, hatta yerine getirdiği halde, çevresindekilerin hiyerarşiyi altüst edip birinci sıraya maddi mülkiyeti, ikinci sıraya beden sağlığını ve ancak üçüncü sıraya ruh zenginliğini koyduğu bir ortamda, halkın iç dünyasında liderin safiyeti ne zamana ve nereye kadar muhafaza edilebilir ki?

                Erdemden yoksun ama yaşam standardı yüksek bir toplum liderinin, yanlış yöne hızlıca koşan maratoncudan ne farkı var? Kendisi erdemli, istikameti düzgün ama yetkilendirdiği insanların öyle olmadığı bir liderin, istikamet ustası kaptanına sürekli müdahale eden, yolculardan dolayı kafası karıştığı için ha bire kaza riski yaşayan bir şoförden ne farkı var?

                ‘Her kuş dengiyle uçar’ der bir Fars atasözü. Erdemli lider, ancak ekibini erdemlilerden kurarsa erdemli bir toplum inşa edebilir. Değilse, bütün vadileri aşıp zafer şarkısı söylerken bile buruk bir mağlubiyet hissi arar bulur o boğazı, bir yumruk gibi, her nefes alışverişinde, kilitleyip durur…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.