“Benim milletim birbirini sevme, birbirine acıma ve birbirini koruma konusunda bir vücuda benzer” der efendimiz mealen. “Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvların da keyfi kaçar”. Erdemli toplumun şifreleri burada gizlidir.

Aşkla yaratıldığı için insan mayasının ilk harcı sevgidir. Oluşun, yaratıcılığın merkezinde bu duygu yer alır. İstikamet çizgisindeki bütün duygular aşkı takip eder. Aşk sevgiye, sevgi güvene götürür. Güven umut aşılar, o da kuvvetle buluşturur. Kuvvet toplumla buluştuğunda şerefe, şeref gıptaya rücu eder. Gıpta lütufa, lütuf ise iyiliğe tahvil olunur. Erdemli toplumda aşk noktasından başlayan bütün yolculuklar dalga dalga yayılarak ana caddelerden, ara sokaklardan, keskin dönemeçlerden geçerek iyilik sarayına ulaştırır. İyilik hem birey hem de toplum ruhunun en sağlıklı duygusudur.

Acı ise bir anormalliği, bir bozulmayı, bir patolojiyi işaret eder. Sevgi yitimini, sevgiden uzaklaşmayı… Aşkın öteki ucunda salınan nefretin gölgesinde mayalanır acı. Korkuyu çağırır ha bire, o da umutsuzluk aşılar. Umutsuzluk yılgınlığa, yılgınlık da utanca davetiye çıkarır. Kıskançlığın ortaya çıkma noktası tam da burasıdır. Kendi kendine yetmeyen insan gıpta yerine kıskançlığı tercih eder ki kıskançlık zulme, zulüm de kötülüğe vardırır. Aşk ile başlayan yolculuk nasıl iyilik sarayında biterse nefretle başlayan yolculuk da kötülük çukurunda nihayetlenir.

Bütün canlılar kendilerini korumaya programlanmıştır. Sevinç, varlığını pekiştirmenin; acı ise tehlikeyi haber vermenin sinyalidir. Bu ikisinden mahrum olma ise doğrudan doğruya güvensizliğe, boşluğa, yokluğa yaklaşmak demektir ki böylesi toplumlar erdemden mahrum bir atmosferi tefessüh etmektir.

Erdemli toplum, erdemli bireylerden oluşur. Bir toplumda erdemli birey sayısı fazlaysa o toplumda sevinç hakim olur. Erdemli toplumun birbirine yönelik birincil duygusu sevinçte ortaklıktır. Açık havada nasıl uzaktaki nesneler bile net biçimde görünürse erdemli toplum bireylerinin birbirine olan muhabbeti de daha konuşmaya başlamadan, yüzlerinden okunur.

Diyelim çağ, şimdi olduğu gibi, sevgi çağı olmaktan çıktı, nefret çağına dönüştü. Zulüm bütün coğrafyaların üstüne bulut gibi çöktü. Diyelim değerler hiyerarşisi yukarıdan aşağıya değil de aşağıdan yukarıya yönelik hale geldi. Sevginin yerini hoşnutsuzluk, güvenin yerini korku, umudun yerini yeis, liyakatin yerini kayırmacılık aldı. Bu durumda, erdemli toplumun ikincil vasfı devreye girecektir; acıyı paylaşarak hafifletmek... Bu da yetmez elbette. Acının koruyucu bir tarafı olduğu ortadadır. Ağrı, tehdidi haber vermektedir. Zulmün geliş yönünü ve alınması gereken tedbirleri… İşte o tedbir de birbirini korumadır. Erdemli toplumun her hangi bir uzvu, parçası kötülüğün tehdit yahut saldırısına maruz kaldığında onu korumak için harekete geçmek…

Bütün işlerimiz iyi gitse bile aldığımız küçük bir kötü haber keyfimizi kaçırır. Vücudumuzun bütün organları saat gibi tıkır tıkır işlese bile elimize diken batsa keyfimiz kaçar. Ama olaylara ve acıya duyarsız kalmışsak, sinirlerimiz ölmüşse yapacak bir şey yoktur. Maneviyat sinirleri ölmüş toplumların, kalbi bile yerinden sökülse haberleri olmaz. Efendimiz, ideal İslam toplumu için sevgiyi bir enerji çoğalması, acı paylaşımını ise bir yük hafiflemesi olarak sunmuştur. Erdemli toplumda acıyı paylaşmak son sınırdır. Ama artık onu bile unutmuşsak, döneceğimiz tek yer var. Söz başına, sözün başına, insanlığın Altın Çağı’na…

İlk cümle, son cümlemiz olmayacaksa, aradaki cümlelerin ne anlamı var?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.