Erdoğan'ın önünü kesemezler

 

 

RÖPORTAJ: Özlem DOĞAN

milat.ozlem@gmail.com

 

Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor.  Bununla birlikte Soma ve Gezi'nin yıldönümü gibi olaylarla Türkiye, iç ve dış meseleler yerine gergin iç gündeme yoğunlaştırılıyor. Muhalefet partilerinin “çatı aday” arayışı sürerken ülke gündemini Zaman Gazetesi'nden ayrılan yazar Etyen Mahçupyan'la konuştuk.

 

 

Yerel seçimler sonrası ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinin siyasi gündemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yerel seçim AK Parti'ye bir konsolidasyon imkanı verdi. AK Parti şu anda önümüzdeki seneye daha kendinden emin olarak bakıyor. 17 Aralık sonrasının nasıl bir hasar vereceği belirsizdi. O yönde tekrardan güven tazeleme şansı yakaladı. Bu yerel seçimlerde karşı gruplar biraz fazla ümitvar idiler ama onların istediği gibi olmadı. Öyle olmayınca da şu anda bir dağınıklık dönemi yaşanıyor.  Özellikle mesele cumhurbaşkanlığı seçimine geldiği için bu dağınıklık daha da belirgin oluyor. Çünkü her partinin bir aday seçmesi gerekiyor. Bu adayın sırf seçilmesi değil mesele,  bir sonraki aşamada o adayı seçmiş olmanın getirdiği bir yük var. Dolayısıyla şöyle bir ikilem var; herkes kendi adayını seçerse her şeyi normale bırakırsanız AK Parti yine kazanacak. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak ve hiçbir şey yapmamış olacaksınız. Kısa vadede görünen bu. 

 

Başkanlık sistemi de muhalefetin çok sert tepkisini çeken meselelerden?

Hiçbir başkanlık sistemi bugün Tayyip Erdoğan'a bu parlamenter sistemin verdiği yetki kadar yetki veremez. Başkanlık sistemi bunun altında bir yetki verecektir ona. Sistemi başka türlü yapılandıracak ve sistemi Türkiye'yi daha hızlı dönüştürecek bir noktaya getirecek.  Bu AK Parti'nin kazancı olacak.

 

Hükümet sürekli kalkınmacılığa işaret eden ekonomik projeler ve gelecek projeksiyonu çiziyor. Bu proje ve reformlar Türkiye'yi ileri vadede nereye taşır?

Şu an ekonominin iyileşmeye gittiği bir dönem.  AK Parti yeniden reform adımı atma şansı yakaladı. Bunu iyi kullanırsa AK Parti rakipleri için hoş olmayan bir sıkıntılı döneme gidiyoruz demektir. Buna karşılık AK Parti'nin yeniden dizaynlaşması meselesi söz konusu. O da şuan ki gündemin önemli parçalarından birisi. Yani Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına gelmesiyle beraber AK Parti'de parti başkanlığı ve Başbakanlık arasında bir farklılaşma olacak mı? İkisinin aynı insan olma ihtimali pek gözükmüyor.  Yeni kanla beraber nasıl bir parti olacak, geleceğe nasıl bakılacak? Bu da meselelerden bir tanesi.  Ve tabi bütün bunların yanında bürokrasinin yeniden tanzimi var. Jandarma ve polisin valilere bağlanması, yerel yönetimlerin daha güçlü olması vs. gibi birbirini besleyen projeler var. Aslında bütün bu saydıklarım çok muhtemel yeni anayasanın zemini olacak. Bu dediğim dinamikler çalışırsa bir sene sonra Türkiye daha ucu açık ve kendinden emin yeni bir anayasa yapma tartışmasının eşiğine gelecek.

 

ERDOĞAN KAYBETMESE DE YARA ALSIN İSTİYORLAR

 

Cumhurbaşkanını ilk kez halk tarafından seçilecek. Muhalefet de “Çatı aday” arayışına girdi. Soma faciası, Başbakan'ın Almanya gezisi öncesi yaşanan gerilim, Gezi Parkı olaylarının yıldönümü gibi günlerde yine gerginlikler çıktı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça Paralel yapı veya başka odaklar gerilimi tırmandırmaya çalışır mı?

 

Eğer AK Parti'siz bir Türkiye hayal ediyorlarsa bu bir sene içinde muhakkak başarılı olan bir hamle yapmaları lazım. Muhalefet açısından böyle bir durum var. Cumhurbaşkanlığı seçimi bir kişi üzerinden yapılıyor ve o kişilerden biri Tayyip Erdoğan. Başbakan'ın seveni olduğu kadar sevmeyeni de var. Dolayısıyla muhalefet gücünü gösterip o sevmeme potansiyelini oya tahvil edebilirse bu karşıt gruplar açısından moral yükseltici bir durum olur. Çünkü bu seçimde de yenilirlerse o zaman çok bir şansları kalmıyor. Öte yandan hizmet hareketi ile olan çatışmaya bakarsak orda da bir tür engelleme çabalaması olarak böyle bir enerji olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın kazanmasıyla beraber bu çatışmanın daha da derinleşmesi ve AK Parti'nin sonuna kadar gitmesi ihtimali artıyor. Hizmet hareketinde birçok insan bir tür beka savaşı verir gibi hissediyor. Dolayısıyla da Tayyip Erdoğan'ın kaybetmesi veya zor kazanması, yara alması, onların epeyce isteyeceği bir şeydir.

 

TARİHLE BARIŞMADAN OLMAZ

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir sürpriz bekliyor musunuz? Ya da Başkanlık sistemi Türkiye'de uygulanabilecek mi?

Ak Partili olmayan kamuoyu şirketlerinin yaptığı çalışmalarda bile partinin oy oranı yüzde 47-48 gözüküyor. Buna Almanya'yı da eklemek gerekiyor ki Almanya net iki puandır. Dolayısıyla zaten yüzde 50'ye gelmiş olan bir Cumhurbaşkanı adayı var. İlk turda şu anda garanti edemeyebilir ama ikinci turda garanti eder.  Bununla birlikte AK Parti bu noktadan sonra kendi hayalindeki Türkiye'yi inşa etmek üzere bir takım yapı taşlarını önermeye başlayacaktır. Bunun için de Başkanlık sistemi de var. Halkın bir Cumhurbaşkanı seçmesi buna bir adım gibi görünüyor.  En azından psikolojik olarak bunu hazırlıyor. Ama sonuçta bu bir anayasa değişikliğine bağlı. Sadece Başbakan ile uyumlu çalışacak bir Cumhurbaşkanı olacak. Bu iki kişinin uyumlu çalışması zaten kendiliğinden bir tür başkanlık sistemini hazırlayan bir atmosfer de getirecektir.  Ama dediğim gibi ondan sonrası anayasa ile bağlantılı. Dolayısıyla anayasa veya onun çevresindeki bazı kanunların Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu vs. gibi bütün bu kanunların birlikte ele alınacağı model olacaktır. Burada da bir problem olacağını sanmıyorum. 

 

Türkiye'de atılımlar ve açılımlar devam ediyor. Önümüzde bir çözüm süreci var. Yine aynı şekilde Almanya  gezisi sırasında Başbakan Alevlilikle ilgili bazı açıklamalarda bulundu ve Ermeni Tehciriyle alakalı bir taziye mesajı yayınladı. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Eğer yeni bir Türkiye'ye doğru gidilecekse zaten olması gereken adımların belki de başı bu açıklamalardır. Türkiye çok muhtemel tarihsel bir parantezi kapatıyor ve yeni bir inşaat sürecine giriyor. Önümüzdeki on senenin bu yönde olacağını düşünüyorum. Bu anlamda Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı da sembolik anlam taşıyor. Türkiye'nin daha derin toplumsal yapısını dikkate alan bir meşruiyet zemini üzerine oturan bir rejime doğru gitmesi lazım. Bu rejimin en önemli noktalarından birisi tarihle yeniden barışmak olacak. Osmanlı'yla barışmak olacak. 19. Yüzyılla ve ondan öncesiyle yeniden karşılaşmak olacak. Öyle olduğu zaman bu çoğulculuk dediğim şey normalleşecek. Onun için bunlar birbiriyle bağlantılı şeyler. Aynı zamanda buna kendi çevresinde ve dünyada etkili olan bir Türkiye hayali koyacaksınız. Yani eğer siz Ortadoğu'yu etkilemek istiyorsanız bunu çok monolotik bir yapıyla yapamazsınız. Ortadoğu zaten çorba gibi bir şey, bu yüzden ona uygun bir yaklaşımınızın olması lazım. Bütün bu parçaların birleştiği tablo var karşımızda.  Bütün bu sorun alanlarının birer ayak bağı olduğunu, geçmişten geldiğini ve onlardan kurtulunulması gerektiği çok açık.

 

İSLAMCILAR YAPAMAZSA KİMSE YAPAMAZ

Bir röportajınızda 1994 seçimlerinden beri Refah Partisi'ne ve onun çizgisindeki AK Parti'ye oy verdiğinizi açıklamıştınız. Bu açıklamanız çevrenizde şaşkınlığa neden oldu mu?

 

Ben bunu her zaman söylüyorum. Niye öyle yaptığımı da anlatıyorum. Türkiye uzun süreli bir sıkışmadan sonra toplumsal dinamiğin getirdiği enerji sayesinde bugün dönüşüyor ve o dinamiğin en önemli kısmı İslami kesim. İslami kesimin kendi iç dönüşümü zaten 90'larda başlamış durumda ve giderek derinleşiyor. Eğer İslami kesimde bir dönüşüm olmasa başka kim ne yaparsa yapsın Türkiye dönüşmez. Çünkü çoğunluk, tarihsel ve kültürel zemin büyük çapta orada. Dolayısıyla da orada ne olduğu çok önemliydi ve değişim başladıktan itibaren de eğer Türkiye'nin demokratlaşmasını isteyen biriyseniz o kesime destek vermemeyi ben düşünemiyorum. Bu yüzden de 1994'ten beri bu kesime oy veriyorum.

 

 

Bir yazınızda ‘'kendine jilet atan adam'' ifadesini kullanmıştınız. Bu ifadenin üzerinden  yola çıkarsak Türkiye'de böyle bir entelektüel kesim mi var?

 

Burada iki durum söz konusu;  biri bazı insanların çok fazla siyasetçi haline dönmesi, yani bir yazarsanız,aydınsanız, gözlemciyseniz olaylara karşı bir mesafe almanız lazım. Bu olaylara mesafe alma yeteneğini kaybederseniz çok fazla siyasetin içinde düşünmeye başlarsınız, siyasi aktörleşirsiniz. O zamanda bir tür panik hali önünüze gelebilir çünkü siyasetçi kazanan, kaybeden kişidir.  Gözlemcinin öyle bir derdi yoktur. Gazeteci gözlemciyse eğer, kim kazanırsa veya kaybederse onu gözlemler ve değerlendirir, analiz eder. Ama siz kendinizi bu işin bir parçası haline getirirseniz o zaman yavaş yavaş kaybetme durumlarında paniğe kapılma psikolojisi içine girebilirsiniz. Türkiye'de  o durum çok sık gözlemleniyor. Bir sürü yazar kendisini bir siyasi aktör sanıyor ve öyle olduğu zamanda kendi stratejisini hayata geçirmeye çalışıyor. Olmayınca bir anlamda bunu derinleştiren, bunu karmaşık hale getiren bir çaba içerisine giriyor. Bir acilci tavır sergilemeye başlıyor ve bu acilci tavrın  bir parçası da büyük çapta mağduriyetler üretmek olabiliyor. Bir gazetecinin gözlemci ve soğukkanlı olması gerekirken fikir adamı veya akademisyen bir anda kendisine büyük haksızlık yapılmış bir siyasetçi gibi yazmaya başlıyor. Buda bana bu jilet atma tabirini getiriyor. Yani ne haldeyim, benim halimi görün, bana acıyın, destek verin türünden bir panik hali yaşıyor.

 

 

KÜÇÜMSEMEYİ TERCİH ETTİLER

O halde bu bahsettiğiniz kesim sizin tabirinizle yerel seçimlerde ki ‘halk ihtilali'ni göremedi mi?

Çoğunlukla bunu görmediler, görmemeyi tercih ettiler. Küçümsemeyi tercih ettiler. Burada da siyaset öne çıktığı için bu oldu. Burada tarihsel bir olay yaşanıyor. Yaşananlar hasbelkader kurulmuş olan bir siyasi partinin, hasbelkader başına geçmiş olan bir liderin becerebileceği şeyler değildir. Onlar bu zemini doğru kullandıkları için şuanda sürekli seçim kazanıyorlar ama o zemini yaratan tarihsel gelişme ve değişimdir ve daha büyük faktörlerdir. Mesela Batı'da modernliğin yıkılmaya ya da tartışılmaya doğru gitmesi, dünyanın tamamen küreselleşmesi, yerelin öne çıkması gibi şeylerdir. Bu ortamın içinde İslami kesimin de içerden dinamik üretmesi mümkün oldu. Onun sonucunda Refah Partisi çatladı, AK Parti çıktı. Bütün bu olayın kıymetini ve ima ettiği şeyi anlamamışsanız ve anlamak istemiyorsanız o zaman şuanda ki AK Parti başarısını da anlayamazsınız. AK Parti'nin bütün yanlışlarına rağmen niye hala oy aldığını da anlamazsınız. Ve ille de AK Parti'nin düşeceğini sanırsınız.

 

Uzun süredir seçimlerden yenilgiyle çıkan muhalefet sizce nerede yanlış yapıyor?

Onların sosyolojik tabanı henüz bu değişimi hazmetmeye hazır değil. Yenilgiyi yeni yeni idrak etmeye başladılar. Bu his onlara hep geçmişten gelen pozisyonları savunmalarına neden oluyor. Onların geleceğe bakma alışkanlıkları yok. Geleceğe yönelik bir referansları yok.  Kemalizm'den hareketle Türkiye geleceği kurulamaz. Osmanlı hareketiyle de kurulamaz. Yeni bir kadro kurmanız lazım. Ben böyle CHP'yle uzun bir süre daha yola devam edileceğini hiç düşünmüyorum. Bu noktadan sonra AK Parti'nin de değiştiğini göreceğiz. Bir on sene daha bu tarihsel misyonu AK Parti taşıyacak ve Türkiye'yi gerçekten siyaset yapmanın eşiğine getirecek.

 

 

Türkiye'nin komşularıyla olan ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye pozisyon alanı açısından ilk defa olarak dış politikaya ahlaki ve insani boyut getirme açısından çok önemli bir iş yaptı. Dünya düzeninin Batı'da da tartışmaya açılacağı çok açık. Türkiye çok fazla proaktif olacağını sandı ama olmadı. Bazı yanlışlara rağmen pozisyonları doğruydu. Bir tür yeni bir dil üretme noktasına geldik.  Doğru bir diplomasi yürütmemiz gerekiyor. Türkiye temel perspektifi doğru olan bir politikaya sahip.

 

 

DİNK DAVASI BAŞTAN BAŞLAYABİLİR

Hrant Dink davasının çözüleceğini, olayın gerçek katillerin bulunmasıyla neticeleneceğini düşünüyor musunuz?

Şimdiye kadar kötü gitti. Bunu tahmin etmek zor değildi. Bu cinayetin arkasında en az bir senelik bir bilgi akışı var. Dolayısıyla polisin, jandarmanın içinde çok sayıda insan bunun yaşanacağını bildiği halde bir şey yapmadı. Dolayısıyla gözünü kapadığı için çok sayıda suçlu var. Mahkeme zaten “risk almadan, bana bulaşmadan ben bunu nasıl hallederim” düşüncesi içindeydi. Son ana kadar uzattılar. Beşinci yılın sonunda herkesin bildiği bir karar verdiler ki savcı ve hâkimler de bu kararın doğru olmadığını dile getirdi. Şimdi bürokrasideki yeniden yapılanmayla beraber yeniden bu davaya bakma şansı doğdu. Hükümet de bunun önünü açık tutuyor. Eğer olursa bunun üzerinden önemli bir bürokrasi temizliği yapma imkânı var. Bu diğer davalara benzemiyor çünkü geçmişe yönelik yazışmalar var. Bu dava yeni bir Türkiye yolunda arınmaya hizmet edecek davalardan biri.

 

ZAMAN TARAF OLDU!

Zaman gazetesinde insani boyutta olumsuz bir şey yaşamadım ama gazete zaman içinde taraf oldu. Bir şeyin savunucusu haline dönüştü. Dolayısıyla bir tür silah oldu. Böyle olunca da benim genel gazete çizgisinin dışında durmam rahatsızlık vermeye başladı. Alttan gelen iki yönlü dürtüler bunu etkilemiştir diye düşünüyorum. Doğrudan benim atılmamı isteyen bir okuyucu kitlesi de vardı. Buna karşılık benimle diyalog içinde olan ve benden etkilenen bir okuyucu kitlesi de var. İşte birincisinin baskısı ikincisinin de tehlikesi gazeteyi adım atmaya zorladı. Mayıs başında söylemişlerdi, niyet belliydi ben de dolayısıyla ayrılma kararı verdim.

 

AK PARTİ'NİN YANLIŞ YAPMA İHTİMALİ ZAYIF

Gezinin 1. Yıldönümü geçti ve iki gün sonra hiç konuşulmayacak. Gerçekten AK Parti'yi ve Erdoğan'ı yaralayacak olan bir şey AK Parti'nin ancak kendi yanlışıyla olabilir. Ona dışarıdan zarar verme şansının artık olduğunu sanmıyorum. İhtimal az görünüyor ama AK Parti'nin kendisinin hata yapması lazım.  Fakat tam tersine doğru şeyler yapma ihtimali daha yüksek,  özellikle Kürt meselesinde ve Alevi meselesinde. O zaman da muhalefetin pek bir şansı kalmayacak.

 

ERDOĞAN'IN ÖNÜNÜ KESEMEZLER

Türkiye milli geliri kısa zamanda üç misline çıkmış, küresel bir dünyada yaşayan ve küresel dünyanın bir parçası olmaya çalışan çok hevesli bir genç kuşağa sahip. Bu insanların önünü kesmeniz çok da mümkün değil. Bu insanlar dünya vatandaşı olmak istiyor. Sırf T.C vatandaşı olmak istemiyorlar. Bütün dünyanın içinde söz sahibi olmak istiyorlar. O zaman da dünya tarafından saygı gören bir ülke vatandaşı olmanız lazım. Saygı görmenin en önemli unsurlarından birisi; tarihle olan meselenizi çözmenizdir. Tarihle meselenizi çözmezseniz geleceği inşa edemezsiniz. Türkiye şu an da bunu istiyor ve bu isteğe cevap vermeye hazır bir hükümet ve ona çok uygun bir lideri var. Bunun önünün kesilmesi  artık çok zor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.