Dost olmak için illa bir evden çıkmak ve biraz uzaklara mı gitmek lazımdır? Dost olmanın “il sınırı” nerede başlar? Evimizin barkımızın ne kadar uzağında?

Yaşamımız bize bu soruyu iki de bir sormak için bizi yakalamaya çalışır. Biz kaçarız.

Çok soru var böyle yüzüne kapılarımızı çarptığımız. Çok soru var burnu kısılan… Kanayan.

Doğrusu dostluk iki insan arasındaki en mesafeli mesafesizliktir, desek fena olmaz. Şimdi bir dakika. Hemen heyecanlanmayalım. Her şeyi hemencecik ezbere alma alışkanlığını bir terk edelim. Henüz düşünüyoruz. Belki değiştireceğiz fikrimizi. Sakin olalım. Dostluk diyorduk, iki insan arasındaki en mesafeli mesafesizlik olabilir. Belki de bu mesafeli/saygılı oluş diğer, yani mesafesiz yakınlıklarımız için dost olma ihtimalini sıfırlıyor. Yani biyolojik bağlarımızın emri vaki sevgisi yüzünden, eşimiz, çoluk çocuğumuzla salt gönüllü, müsebbibi yalnızca kalbimize dair kıpırtısı olan bir dostluğu yaşayamayacağımıza inanıyoruz. Şu asil kanın ettiklerine bakınız. Dönüp bize dediklerine. Yakınlık ötesine geçtiğinizden ötürü dostluk yakınlığı kurulamıyor, diyor bize öyle mi? Kan bağına neredeyse kızacak gibi oluyorum. Damarlarla bağlayıp, mesafesizlikle kelepçeleyip bize dostluğu çok görüyor iyi mi? Ölçüsüz yakınlık ölçülü yakınlığı yakıp yıkıyor. Hep aramayı, hep özlemeyi, sıkı fıkılığı, yargılanma korkusu olmadan dilediğimiz gibi dertleşmeyi, güzelce yargılanmak için sessizce teslim olduğumuz adaleti, ocak üstünden hiç inmeyen bir demlik gibi daima kaynayan birbirimizi anlama gayretini ve daha pek çok şeyi… Öyle ya dostluk bunlar ve bunların daha ötesi…

Yoksa kan bağı tersinden, hiç beklemediğimiz yerlerden mi bağlıyor bizi? Sorguya çekmeli bir damarın başında eşkıyalık yapıp ta! Şah damarı ne der bu işe bilmem ki? En Yakınımız ne buyurur?

Bu yüzden cümle kapısından(apartman kapısı veya güvenliğin misafiri telefonla bildirdiği o aptal kulübeyi mi neyi kast ettiğimi bilemedim) bilmem kaç adım/km ötede başlıyor dost listesi. İki, üç, bilemedik kaç kişilik liste… Eş’i geç, evladı geç, anne-babayı geç, yok, o da olmaz, akrabayı geç. Hah burada başla! Artık yeterince uzağız. Dost olabiliriz.

Halbuki eşle dost olunabilir. Anne-baba ile, evlat ile de…

Mevcut mesafesizliklerimiz sebebiyle, o çok yakınımızı bizden apayrı, müstakil bir şahsiyet olarak sayamama, bu yüzden pek çok kereler hürmetini ihlal etme gibi hatalar bizim onlarla, onların bizimle dost oluşuna engel oluyor.

Olunması durumunda var olan bağ, yeni yakınlığın derecesini tavan yaptıran acayip bir zemin olur. Düşünsenize eşinizle dost olmuşsunuz. Veya düşünsenize dostunuz aslında zaten eşinizmiş. Üstelik muhabbete doyunca çok uzaklara gitmemiş. Yan odaya kitap okumaya geçmiş. Bir su getirir misin diyebileceğiniz bir mesafede. Fakat su bize daha yakınsa yormayacağımız mesafede. Gelirken ona da bir bardak getirebileceğimiz. Mesafede! Veya karşılıklı yaşanan bu ruhsal tokluktan sıkılmış, biraz dağıtmak, acıkmak için sokağa, daha uzağa gitmiş. Fakat bir açlıkla, bir arayışla değil. Cebinde kalbiyle gözlerinden dökülüvermek için dış kapının arkasından çarpılmasını bekleyerek değil. Güle oynaya. Islık çalarak çıkmış. (Bir dakika ıslık çalmak günahtı değil mi en son? İlahiyatçılara soralım. Ben mi? Mezun olalı çok oldu. Sayılmam. Hem felsefe gibi bir mazeretim var.)

“Zaten zorunlu olarak ve başka türlü yakınız. Bir de dostluğa ne lüzum var! İşgüzarlık sizin ki…” demeyin. Dostluk daha uzak eşlikten, haklısınız. O yüzden dostumuza söylediğimiz her şey, eşimize gelince birkaç şeye dönüşüyor. O yüzden yürek dolusu muhabbeti, sohbeti dostumuza götürüyor, etek dolusu taşı, kavgayı eve getiriyoruz. Neşeyi, gamzeyi, çay-kahve demlenmeyi dosta, sus-pus suratları eşimize saklıyoruz. O yüzden çok yorgunken birden bire dosta diriliyor, akan suları dostla durultuyor, eşe gelince ölmüş rol oyuncusu gibi keyifsiz, tatsız oluyoruz. Çünkü eşlerimizle dostlarımızdan daha yakın, daha samimiyiz. Tabii. Ben inanıyorum bize! Ve samimiyet suiistimal için biçilmiş kaftan. Sömürü için en verimli toprak; samimiyet…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sibel Çetiner 2018-03-10 01:36:22

Sömürü için en verimli toprak; samimiyet demişsiniz ya işte bu sebepten peygamberimiz [sav] eğer bu dünyada bir dost edinseydim Ebubekiri dost edinirdim buyurmuş...Peygamberimizin bu tavsiyesinden ve edindiğim tecrübelerden dolayı dost edinmiyorum.Tek dostum ailem zaten benim.Tebrik ederim sizde bunu keşfetmişsiniz insanın çekirdek ailesinden başka dostu olmuyor.