“Durmak Yok Yola Devam” ilkesi ile 14 Ağustos 2001’de Erdoğan liderliğinde yola çıkan AK Parti, çökme noktasına gelen Türkiye’yi 16 yılda imar, inşa ve ihya ederek zirveye taşıdı. Bir taraftan yaptığı hizmetlerle gönüllere taht kurarken, diğer taraftan ise son 10 yılda dünyada yapılan 10 mega projeden 6’sına imza atmayı başardı. Ana muhalefet partisi CHP ise bu eserleri desteklemek yerine yine salası verilen vesayet odakları ile birlikte hareket etmeyi sürdürdü.
Gizli koalisyon dönemine kapı aralanan bir seçimin arefesindeyiz. Bir tarafta AK Parti ve MHP'nin oluşturduğu, BBP'nin destek verdiği “Cumhur İttifakı” diğer tarafta ise CHP, İYİ Parti, SP ve DP’nin kurduğu “Millet İttifakı” ve diğerleri (HÜDA PAR, VP, HDP, BTP) Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekilliği için kıyasıya yarışıyor.
Türkiye büyüme oranlarında rekor üstüne rekor kırmasına rağmen “manidar” bir şekilde uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Standard&Poor’s, Moody’s ve Fitch Ratings tarafından kredi notu düşürülerek karalama kampanyalarıyla âdeta terbiye edilmeye çalışılıyor. Döviz ve faizlerdeki “önlenemeyen” oynaklıklar sayesinde Türkiye âdeta gizli olarak devalüasyon üzerine devalüasyon yaşıyor.
Diğer taraftan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı “Gel Bakalım Buraya!” Muharrem İnce’den ümidini kesen uluslararası dezenformasyon kanallarından CNN International, “başbakan olacağım” modundan “cumhurbaşkanı olacağım” moduna geçiş yapan İYİ Parti’nin adayı Meral Akşener’e göz kırparak, “Erdoğan'ı ofisinden çıkarmaya çalışan kadın”, “Türkiye’nin Demir Lady’si” replikleriyle boyayıp cilalamaya kampanyası yürütüyor.
Şayet “Böl, Parçala, Yut” oyunu bu seçimlerde hayat bulursa; siyasal, sosyal ve ekonomik hayat yeni bir krizin eşiğine gelir. Tıpkı 19 Şubat 2001’de olduğu gibi. 2001’de ne oldu? Millî Güvenlik Kurulu Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer tartıştığı Başbakan Bülent Ecevit’e Anayasa kitapçığını fırlattı; fırsat kollayan piyasalar karıştı. TCMB, IMF onayıyla dövizde dalgalı kura geçti. Bu uygulamayla Türk Lirası’nın değeri yüzde 40 civarında düştü. Devletin borcuda 29 katrilyon Türk Lirası arttı. Kriz günü 685.500 Türk Lirası olan ABD Doları 3 gün sonra 920.000 Türk Lirası oldu. Ülkede dövizle borçlanan vatandaş büyük sıkıntıya girdi. Esnaflar battı, işsizlik arttı. Hükümet krizi çözmesi için Kemal Derviş’i ekonominin başına geçirdi.
Evet şayet Türkiye istikrarını kaybederse; tıpkı 2001’de olduğu gibi IMF’nin kapısına dikilip, yeni Kemal Dervişlerle pazarlıklar başlayacaktır. Hiç şüpheniz olmasın; görünen köy kılavuz istemez.
İşte bu sebeplerle, 24 Haziran'da “Cumhur İttifakı”na verilen her oy darbe ve kriz üreticisine, eski Türkiye sisteminin tabutuna çakılmış son çivi olacaktır.

***

KÜRESEL ÇAPULCULARIN 
KİRLİ OYUNLARINI…

27 Mayıs 2013 gecesi Taksim Gezi Parkı’nda yayalaştırma projesi kapsamında sökülen ağaçların “sosyal medya”aracılığı ile yayılmasıyla birlikte bütün “çevreci aktivistler”adeta birer domino taşı gibi Ankara, İzmir ve diğer vilayetlere serpilmeye başladılar. Masumbir “çevre protestosu” olarak başlayan eylemler, 28 Mayıs sabahı “barış elçisi” BDP Milletvikili Sırrı Süreyya Önder’in Taksim Gezi Parkı’nda meydana çıkması ve ardından polisin biber gazına maruz kalan “Kırmızılı Kadın” Ceyda Sungur’un simge pozuyla çığrından çıkmaya başladı.
CNN ve BBC başta olmak üzere dezenformasyon medyası Gezi Parkı’nda yaşananları “Taksim Meydan Savaşı” olarak dünyaya duyurdu. Haberler yayıldıkça, barış süreciyle daha kendini yeni yeni toparlayan Türkiye’nin üzerine yeni bir moralsizlik kabusu çökertilmeye çalışıldı. İstanbul’un en canlı bölgesinde kepenkler kapatıldı, dövizin ateşi fırladı, borsa çökmenin eşiğine geldi; “Lider Ülke” imajı Taksim Meydanı’nda çöpe atıldı. Türkiye’yi Suriye bataklığına çekemeyen küresel güçler, Gezi Parkı’nda “cambaza bak cambaza” aldatmacasıyla diz çöktürmek istedikleri ülkelere uyguladıkları “renkli devrim”lerinden birini daha “çevre hassasiyeti”yle devreye soktu. 
Masumâne başlayan protestolar, günler geçtikçe adeta bir “hesaplaşma”ya dönüştü.
Çünkü, mesele sadece Gezi Parkı değildi, iktidarı alaşağı etmekti. 
Olaylar sonucu 10 kişi hayatını kaybederken, 8163 kişi yaralandı.
28 Şubat kalkışmasından sonra raflara kaldırılan tencere tavalar tekrar gündemdeki yerini alırken, anadan üryan sloganlarla AK Parti’ye diz çöktürme operasyonları hem içerden, hem de dışardan balon gibi şişirildi. Adnan Menderes’i asanlar, Turgut Özal’ı zehirleyenler, Erbakan’ı siyaseten gömüp; üzerine beton dökenler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı “yemek” için ellerini ovuşturmaya başladılar. Paradan para kazanan “rant lobisi” bütün imkânları seferber ederek yeni bir “mahalle baskısı”yla ortaya çıktı. 28 Şubat sürecinde sahada olan figürler topyekün yeniden sahaya sürüldü.
Suriye’den sonra sırayı Türkiye’ye getirme gayretinde olan küresel aktörler, emellerini gerçekleştirmek için Türkiye’ye diz çöktürme operasyonlarının dozunu yükseltmeye başladı.
İstanbul Kazlıçeşme’de milyonları meydanlara toplayan Başbakan Erdoğan, ulusa değil dünyaya seslenerek; “küresel çapulcular”a teslim olmayacaklarını, oynanan kirli oyunu bozacaklarını haykırdı.
UNUTMADIK!..

***

PLAJDA OYNAYAN 
MASUM ÇOCUKLARIN 
KATLEDİLİŞİNİ...

Tevrat’ta yer alan ve 10 emirden altıncısı olan “öldürmeyeceksin”e rağmen 1948’den beri Filistinlilere hayat hakkı tanımayan İsrail, hürmetli belde Mescid-i Aksa’da ve çevresinde her fırsatta zulüm yapıyor. 
Kanlar akıtılıyor, ırzlara geçiliyor, hürmetler çiğneniyor, çocuklar yetim anneler dul bırakılıyor, haneler yıkılıyor, insanlığa dair ne varsa hepsi ifsat ediliyor. Plajda oynayan masum çocukların; anneleri, babaları, kardeşleri, arkadaşları, kucaklarındaki bez bebekleri, elleri, yüzleri, dahası minicik bedenleri delik-deşik ediliyor.
Siyonist İsrail’in Gazze’ye insani destek vermek üzere yola çıkan Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs 2010’da düzenlediği kanlı baskında şehit düşen İbrahim Bilgen’i, Ali Haydar Bengi’yi, Cevdet Kılıçlar’ı, Çetin Topçuoğlu’nu, Necdet Yıldırım’ı, Furkan Doğan’ı, Fahri Yaldız’ı, Cengiz Songür’ü, Cengiz Akyüz’ü, Uğur Süleyman Söylemez’i...
UNUTMADIK!..

***


KÂBUSA 
ÇEVRİLEN GÜNLERİ...

28 Mayıs sabahı Taksim Gezi Parkı’nda startı verilen ve 17 Aralık’ta zirve yapan operasyonlarla Türkiye’ye âdeta “İkinci 28 Şubat Postmodern Darbesi” yaşatıldı.
Tam da “28 Şubat'ın etkisi 1000 yıl sürecek” diyenlerin “kağıttan kaplan” ilan edildikleri bir süreçte“mânidar” bir şekilde “paralel yapı” karşımıza çıktı.
11 yıldır iktidarda olan AK Parti Hükümetleri’nin millete vaadettiği “Prangalarından Kurtulan Türkiye” rüyâsı kâbusa dönüştü.
Recep Tayyip Erdoğan’a partisinin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle hazırlanan “kafa kopartma” iddianamesiyle, 27 Nisan Mıhtırası’yla, ameliyat masasına giderken Oslo tuzağıyla, şeytanın sözcülerinin ağız ve kalemlerinden akan iftiralarla, Gezi Olayları’yla, 17 Aralık’ta başlatılan ve 25 Aralık’ta devam eden yolsuzluk operasyonlarıyla, “parelel yapı” tarafından 7 bin kişinin “Selam Terör Örgütü” adı altında dinlendiği telekulak skandalının ortaya çıkartılmasının hemen ardından internete düşürülen  (başbakanla oğlu Necmettin Bilal arasında geçtiği iddia edilen) montajlanmış ses kayıtlarının piyasaya sürülmesiyle âdeta “one minute” ayarı verilerek; “despot ve vurguncu” ilan edenler...
28 Şubat’ın akabinde AK Parti’ye yol verenler; 16 yıl aradan sonra tekrar düğmeye bastı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Gezi Olayları’nda “diktatör”lükle yalnızlaştıramayanlar; bakanlarını“yolsuzlukla  itibarsızlaştırarak”,  “temiz eller operasyonu”yla abluka altına almaya çalıştı.
Refahyol Hükümeti’nin kurulmasından sonra âdeta 11 ay boyunca siyaseten dövülerek komaya sokulan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başına gelenler, Erdoğan’ın başına 11 yıl sonra geldi.
28 Şubat’ta “yerli ve millî ruh”a askerle, yargıyla, YÖK’le, çetelerle, STK’larla savaş açanlar; bugün“adanmış ruhlar”ın önderliğinde oluşturulan “polis, yargı veses kayıtları”yla iktidara diz çöktürme eylemlerini birer birer devreye soktu.
28 Şubat’ta “genç subaylar rahatsız” diyerek askerlere tank yürüttürenler; AK Parti’yi 11 yıl boyunca çöpe attıkları vesayetçilerin, ergenekoncuların, balyozcuların peşine takarak “paralel yapı”yı oluşturdu. Bu yapı tarafından “mânidar” bir şekilde “dostmodern darbe”ye tabi tutuldu.
28 Şubat’ta bankaları hortumlattırarak 250 katrilyonu bulan yolsuzluğun faturasını doğmamış çocukların hesabına yazdıranlar; Gezi Olayları ve 17 Aralık “rüşvet operasyonu” adı altında milletin cebinden 167,9 milyar lirayı buharlaştırdı.
UNUTMADIK!..

***


2016’DA PATLATILAN 17 CANLI BOMBAYI...

12 Ocak'ta İstanbul Sultanahmet'te 11, 17 Şubat'ta Ankara Çankaya'da 29, 13 Mart'ta Ankara Kızılay'da, 38, 19 Mart'ta İstanbul İstiklâl Caddesi'nde 5, 28 Nisan'da Bursa'da 1, 1 Mayıs'ta Gaziantep Şehitkamil'de 4, 7 Haziran İstanbul Vezneciler'de 13, 28 Haziran'da İstanbul Atatürk Havalimanı'nda 45, 15 Temmuz'da genelde Türkiye özelde İstanbul ve Ankara'da 246, 20 Ağustos'ta Gaziantep Şahinbey'de 57, 26 Ağustos'ta Cizre'de 13, 9 Ekim'de Şemdinli'de 17, 16 Ekim'de Gaziantep Şahinbey'de 4, 10 Aralık'ta İstanbul Beşiktaş'ta 46, 17 Aralık'ta Kayseri Melikgazi'de 15 insan “canlı bomba”lar tarafından katledildi. Türkiye'nin Suriyeleşmesi için düğmeye basanlar, 2016'da tam 17 kez milleti yasa boğdu. Pusuda bekleyen “korku imparatorluğu”- nun eli kanlı kiralık katilleri FETÖ, DEAŞ, TAK, PKK birer birer sahaya sürüldü. Fakat bilmezler ki, biz millet olarak “bir ölürüz, bin diriliriz.” 
 UNUTMADIK!..

***


İÇ SAVAŞ İÇİN DÜĞMEYE BASANLARI...

Erbakan'ın iktidarında denemek istedikleri “iç savaş” senaryosunu uygulama fırsatı bulamayanlar, kirli oyunlarını tam 19 yıl sonra 15 Temmuz 2016 akşamı devreye soktu. Müslüman görünümlü teröristler millî iradeyi esir almak için düğmeye bastı. 
Kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak tanımlayan FETÖ'cü bir grup terörist; İstanbul'daki Boğaziçi Köprüsü'nü kapatarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Sarayı'nı basarak, Vatan Emniyet Müdürlüğü'nde tank yürüterek, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ni, Gölbaşı Havacılık Dairesi'ni, Gölbaşı Özel Harekât Daire Başkanlığı'nı, Emniyet Müdürlüğü'nü, TÜRKSAT tesislerini bombalayarak darbe teşebbüsünde bulundu. Milletin üzerine çevirdikleri tank, tüfek ve uçaklarla 249 vatan evladını şehit etti, 2 bin 193 kişiyi ise yaralandı.
Bölgesel istikrarsızlıklar da göz önüne alındığında “son kale” olarak direnen Türkiye'de “iç savaş” senaryosu; milletin dik duruşuyla bir kez daha savuşturuldu.
UNUTMADIK!..

***

NEFRET DİLİNİ 
AYYUKA ÇIKARANLARI...

16 Nisan'da 18 maddelik Anayasa değişikliğini oylamak için sandığa gidecek halkı “EVET” vermeleri halinde kaos ve kanla korkutarak bütün yollara tevessül ettiler. Barış ve gönül dilinin yerine birbirini yeren, ayrıştıran nefret dili kullanıldılar. 
Halkların Demokrasi Partisi Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve yandaşları dağdan şehirlere inerek “çukur” kazıp “kan” döken PKK'nın sözcülüğüne soyunup, Ahmed-i Hani’nin yeşerttiği coğrafyayı çorağa çevirdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz. Açık ve net...” ifadeleriyle Hacı Bektaş-ı Veli’nin gönüldaşlığına nifak soktu.
UNUTMADIK!..

***


KÜFRÜN TEK MİLLET OLDUĞUNU...

Faşizmin öncü kuvveti Almanya gerek yayın organlarıyla, gerekse politik tavrıyla Türkiye'ye alenen hasımlığını ilân etti. Almanya'da yaşayan 3 milyon Türk'ün özgür iradesine ipotek koyarak Hitler'in Nazi kalıntısı faşist ruhunu tekrar hortlattı. İnce siyaset, hakiki feraset sahiplerinin küfrün tek millet olduğunu görmemesi ahmaklıktır.
Almanya'nın goygoyculuğunu yapan Hollanda ise gün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ise referandumu gurbetçilere anlatmak için geldiği Hollanda'da polisin kanun tanımaz tutumuna maruz kalarak sınır dışı edildi. Rotterdam sokaklarında bu faşizan tutuma tepki gösteren Türkler at ve itlerle yerlerde sürüklendi. 
 “Hıristiyan Kulübü” ve “Haçlı İttifakı” olduğunu susarak teyit eden Avrupa Birliği rüştünü bir kez daha ispat etti. 
UNUTMADIK!..

***


YA İSTİKRAR, YA KAOS!..

Bizleri ayrıştırıp savaştıranlar; fikrimizi, zikrimizi, kardeşlik damarlarımızı lime lime etti. Fitne kurşunlarına hedef olan cennet coğrafyamız; cinnet meydanına çevrildi.Bu cinneti atlatmanın ilâcı; uyanmaktan, sevgiden, kardeşlikten, metanetten, sabırdan, sözü, duayı, himmeti ve kalbi bir etmektir.
24 Haziran günü oluşturulan “siyasi olağanüstü hal”i ve icra edilen kirli oyunları bozmaktan başka çare yok.
AK Parti’nin iktidardan uzaklaştırılması demek; yerli ve millîliğiyle öne çıktığı için “diktatör” ilan edilen RecepTayyip Erdoğan'ın hal'edilmesi demektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hal'edilmesi demek; bir asır aradan sonra ayağa kalkmaya çalışan Türkiye'nin yeniden köleleşmesi demektir.
Köleleşmek; Afrikalıçocukları akbabalara yem etmek, Filistinli yetimlerin umudunu diri diri toprağa gömmek, Evlâd-ı Fâtihân'ın can damarlarını kesmek, Suriyeli Aylan bebekler gibi ölmek demektir.
Unutmayalım; Türkiye 25 Haziran sabahı ya istikrara, ya da kaosa uyanacak!..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bülent Bozdağ 2018-06-27 00:30:29

Dikkat et kafana çakmasinlar civiyi