Sözlerle harekete geçireceğiz eylemsiz kalan sevgi faslımızı. Şu derin ve kırılgan ürkekliğimiz artık aşkın saltanatına yenik düşmeli. Dağlara ve göklere yârin müzeyyen nazını nakşedeceğiz. Onsuz geçen demlere isyan edecek gücü bulabilmeli âdemoğlu. Ruh, sinir harplerinden çıkmışçasına dinlenmeli yârin örgülü saçlarında. Artık sözle ve sazla cümbüş olmalı her hâl ve her dem, aşk elzem. Güneşi esir etmeye gerek yok, bir dal çiçek ve bir simitle samimiyet serp yârin yollarına, sana yetecektir bu fetih her çağ. Ruhun azap asrına mı denk gelecekti ömür denen harabe. Kelimelere kifayet yüklemenin Hira’sında senin cemaline çarpıntıdadır kalp denen dergâh… Ve aşk tezdir ve gözlerin antitez ve aşk sentez…

Tamam diyorum işte tamam, tam da şudur nam, mahşer ürkek bir hâl kesiliyor kelimelerimizin sessiz avazına, nam servetim, servetim hiçliğim… Aslında her şey ortada ve her şey kopuk birbirinden, eksilen ve çoğalan… Ağlamaklı olan bu mevsimin meyvesine kimdir mihmandar. Göğüslere bir gül tohumu ekmek için, kalbe neden baltayla vuruyorlar. Niye haydutları bekçi eylemişler sol yanımıza. Kendine rüşvet veren bir ahın bedelini ödüyor dünyalı denen dünyaya yabancı o haydut. Yorgun olan zaman değildir, günahlar bile yorgun, yol bile durgun. İnsan hiç kendini terk eder mi, aynaları unuttuğumuz bu uyutulmuşluk neyin yorgunluğu.

Hüzün bizi sarhoş ediyor ve dünya tanık ve dünyalı kirli bir sanık. Ve dünya izzet ve dünya zillet saltanatı. Kalbine sığın kalbine, seni sarsın kalbin kefen niyetine. Ve sözler kefene desen, gönüllere merhem, gönül eksenini yitirdiğimiz o özlem.

Kendini yitirmiş olan beşerin akıbetini merak etmiyor değiliz. Korkusu ve ümidi nasıl yıpranmışsa artık, kaybetmiş kendine ait ne varsa her celseyi kaybetmenin tükenmişliğinde insan evladı. Madde ve ‘ene’ sapkınlığını çözme gayretine girmeyen bir bedelin pahası git gide kabaran. Beden ve ruh birbirine nasıl da bu kadar yabancı neden. Yazılım ve donanım birbiri içindi oysa. Uyumsuz çabalara giriştiğimizden beridir şu azap rüzgârı dünyayı saran. Ruhunu kadavra niyetine kiraya veren bir insanı hangi kelime ve hangi duygu ikna edebilir acaba. Çözümsüz duran bu belirsiz zamana ne tarif olabilir acep. Zamana mı kızmalı yoksa suç zeminde mi. Gaflet denen uyku sadece insana ait bir hâl değil miydi.

Kendini anlamanın fethine yönelen bir gönül coğrafyasına gitmeli. Metruk gönüller viran hanesinde kendi kendini asmalı insan ve kendi kendini kurtarma teşebbüsündeki tecrübeye ermeli. Kendi ve kendi. Sonrasında kendisi ve dünya ve dünyalı. Kendi varlığındaki tasavvura hayret kesilecek ümide yönelmeli. Kendini hayret makamıyla kuşatan o varlığa teslimiyetin tadı. Tadın adını aramalı insan. Kendinin çoraklığından kendinin vahasına rüzgâr gibi koşan kaygıda olmalı insan. Kaygısındaki kavgayla yoğrulmak.

İnsan, insan denen muamma. İnsan, insan denen o şeffaf mana.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.