Apoletli tarihçimiz İlber Ortaylı bir “Kemalist kışkırtma seansında” daha, müthiş laflar etmiş. “Bazı insanların etnik dürtüleri ve kimlikleri dolayısıyla, tarihi karalama hakları yoktur. Etnik milliyetçilik yapacak adam, kendi dilini kendi tarihini, edebiyatını olabildiği kadar öğrenir, anlatır başkasına saldırmaz, bu iptidailiktir” diyor zât-ı âlileri…

Kim oluyor bu iptidailer peki?

Kürtler olmalı bahsettikleri…

İçimizde kıpırdayıp duran Kürtlük duyguları bizi resmi tarihe saldırtıyor...

Ah biz saldırgan Kürtler yokmuyuz!.. Elimize bir fırsat geçse biz de İlber hocanın Türkçe konuşmasını yasaklar, Türk kimliğini Mezopotamya’nın dağlarında yaşayan Kürtler olarak tanımlardık...

Vay be...

Profesör doktoruma bak!

Bu mudur yani?

Medâr-ı iftihârımız, devletimizin resmi tarihçisi İlber Ortaylı’nın meseleyi açıklayışı bu şekilde mi olmalıydı?

Sadece kendi adıma değil, bütün Türkiye halkı adına üzgünüm. Alanında en tepede kabul edilen adam, bu kadar yoz, verimsiz olmamalıydı bu konuda.

Bu cümlelerin neresinden başlasak bilemiyorum. Bir kere milliyetçilik değil ırkçılık. Etnik milliyetçilik diye bir şey olamaz. Milli ve milliyet kelimelerinin ırkla, etnik kökenle alakası yok, bunu bi zahmet öğreniverin saygıdeğer hocam.. Televizyon televizyon dolaşıp herkese cahil diyeceğinize, kavramları doğru kullanın lütfen. Artı, cahil kelimesini de yanlış kullanıyorsunuz. Bu kelime Arapça olup “Allahı hakkıyla tanımamak” anlamındadır. Cahiliye dönemi denmesi de bu yüzdendir. Yoksa bu adamlar matematik, coğrafta, tarih bilmiyor değillerdi.

Sayın Ortaylı’nın “etnik kökencilik yapacak adam önce kendi dilini kendi tarihini edebiyatını olabildiği kadar öğrenir, anlatır” cümlesine ise sonuna kadar katılıyorum. Kürtler, Kemalist devletin Kürt kimliği ve dili üzerindeki politikalarını eleştirmenin yanında bunlara kendi kendilerini eğiterek sahip çıkmalıydı.

 Kürt halkı maalesef bunun çok gerisinde kaldı.

AK Parti hükümetinin Kürtçeyi özgürleştirdiği ve gelişimine ortam sağladığı döneme kadar bunun çok gerisinde kalındı. Buna rağmen akademisyen duruşu Kürt kimliği ve dili üzerindeki yasakçı anlayışı eleştirmek şeklinde olmalı değil miydi?

Ortadoğu tarihini anlatırken sayıları 40 milyonu bulan bir halkın adını tek bir kez kullanmama başarısını gösteren bir tarihçi olarak tarihe geçen Ortaylı, sanırım kendi “ethnic background”unun tesiri altında. Kırım’da bu işler nasıl oluyor, bak merak ettim şimdi.

Kırım’da bu işlerin nasıl olduğunu birileri bir gün çıkar anlatır, ben size Türkiye’mizde bu işler nasıl olur onu anlatayım:  1 Kasım 1928 tarihinde yapılan Harf İnkilabı ile Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesi yasaklandı, yerine Latin alfabesi getirildi. Adına Türk alfabesi dense de Türklükle alakası yoktu. Bu devrim durup dururken yapılmadı elbette. İstenen bir halkın tarihinden koparılmasıydı. Yeni yazılacak tarih ise kafalarına göre olacaktı. Halk bir gecede bilgisizleştirilmediyse de, eski alfabeyle yazılan eserlerin okuma yazması olmayanı olduk. Ardından 1930 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu marifetiyle yeni bir tarih yazıldı. Bu tarih duymak istedikleri bir tarih oldu.1935 senesinde kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin yetiştirdiği tarihçiler ile eski kaynaklar tercüme edildi. Bu tercüme çalışmaları sırasında kafalarına uymayan eserler arşiv bodrumlarında cayır cayır yakıldı, tercümelerde geçen Kürt kelimeleri tek tek ayıklandı. (Fethullah Gülen ve adamları da Risalelerden Kürt ve Kürdistan kelimelerini çıkarmakta epey mahirdir.)

Klişe olacak belki ama, söylenmesi şart: “Aslanların tarihini avcılar yazdığı sürece avcılık öyküleri avcıyı yüceltmeye devam edecektir.”

***

Darbe kurumları

12 Eylül darbesinin, darbe sonrası dönemi muhafaza etme çabası gözyaşartıcıdır. Orduyu sarsılmaz kale olarak görmekle yetinmeyip, sivil görünümlü postalcı kurumları dizayn etmekte epey başarılı oldular. Böylece seçimi kim kazanırsa kazansın, hükümeti kim kurarsa kursun, tezgah aynı tezgah olarak mevcudiyetini koruyacaktır. YÖK, Barolar Birliği, Tabipler Birliği, Mimarlar Odası gibi kurumlar bu çabasının ürünleri. Bu birlikler asli görevlerini bir tarafa bırakıp faşist rejimi koruyup kollama kaygısıyla hareket etmekteler. Bu bağlamda, son 15 senedir halkın hükümetine fırsat buldukça çakma işiyle meşguller. YÖK’ü dışarda tutarsak, hükümet bunlarla bir türlü başedemedi. Bir meslek grubunun devlet tarafından desteklenmesi oldum olası rahatsız eder beni. Devlet bazı meslek gruplarını neden kucağında besleyip büyütme gereği duyarki? Diğer mesleklerin eksiği ne? Doktorluk, mühendislik, avukatlık, mimarlık, subaylık meslekleri devletin desteğini almasa, bu çapsızlıkları ile ne halde olurlardı hep merak etmişimdir. Kendi ayağınızın üstünde durmayı öğrenmenizin vakti geldi beyler...

***   

Bozkurt işareti ve Ortadoğu

AK Parti Düzce eski milletvekili İbrahim Korkmaz’ın, "Sevgili dostlarım, kimse söylemiyor bari ben söyliyeyim de tarihe önemli bir not düşmüş olalım. Hristiyan Gagavuzların kullanmış olduğu ve İslamın ruhuna da aykırı olan bu işaretle Ortadoğu’ya girmek mümkün olabilir. Fakat, Ortadoğu halkının gönlüne girmek için bu sembol tepki çekmekten başka hiçbir işe yaramaz" sözleri uzun süredir varlığını sürdüren bir problemin yeniden tartışılmaya açılması açısından önemli. Bu işaret Hristiyan Gagavuzlara mı, Amerikan Rokculara mı yoksa Nato’daki Gladyo yapısına mı ait bilemiyorum ama 90’lı yıllarda Kürdistan’da, sözde PKK’ye karşı mücadele eden Özel Timcilerin sıkça kullandığı bir işaretti. “Sözde mücadele” diyorum çünkü bunların PKK’ya lojistik sağladıkları çok sonraları anlaşıldı. Orhan Miroğlu’nun “silahları gömmek” adlı kitabında PKK’ya silah bıraktırmak isteyen Abdullah Öcalan’a gidip “silah bırakmayın, çatışmaların dozunu arttırın” diyen generallerin anlatıldığı bölüm, bu durumu açıklamak için yeterlidir.

Bozkurt işaretini yapan bu kişiler, Kürt halkının nefretini o derece üzerine çekmişti ki, sırf bu Özel Time olan öfkelerinden dolayı binlerce Kürt dağa gitti. Kürt halkının yüreğine korku salmak için kurulmuş bu yapı, kelimenin tam anlamıyla çuvallamıştı. Nitekim tasfiye edildiler.

Yeri gelmişken söyliyeyim, “bölgede devletin gücü gösterildiği için Kürtler PKK’ya soğuklar” söylemini dile getiren, güvenlikçi politikaları savunan kişiler ciddi bir yanılgı içindeler. Kürt halkının PKK-HDP çizgisine soğuk olmasının sebebi AK Parti hükümetinin Kürt dili ve kimliği önündeki yasakları kaldırması ve bölgede barışı isteyen taraf olarak hissedilmesidir. Tamam, Balkan göçmeni arkadaşları anlayabiliyorum fakat Kürt halkının psikolojisi Balkan halkının psikolojisine benzemez...

İçerden biri olarak söyliyeyim, Kürtlere yumruk atan yumruk yer, şefkat elini uzatan şefkat görür.

Albert Einstein “Nationalism is an infantile disease. It is the measles of mankind” der. Irkçılık çocukluk hastalığıdır, insanlığın kızamığı...  Afrin operasyonlarında bu işaretlerin kullanılması organize bir olay mı yoksa bir kaç askerin çocukluk hastalığı mı net bir şey söylemek zor. Net olan bir şey varki, bu zihniyetin Ortadoğu’da karşılığı yok.

***

Söylenmese eksik kalırdı

“Siyasetmedarekî difikire hilbijartina paşeroja, merive dewletekî difikire newşa paşeroja"

“Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür.”

-James F. Clarke-

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624