“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şûra: 30)

*

Canımızı acıtan, keyfimizi kaçıran her musibet için mutlaka sorumlu olduğunu ilan edebileceğimiz bir dış aktör vardır. Ne var ki bir müsebbibin, aktörün varlığı muhatap olduğumuz meselede bizi sorumsuz kılmaz. Yukarıdaki ilahi hüküm, tas tamam bu hakikate işaret eder. Eğer samimi bir biçimde inanıyorsak, yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuz kadar yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu idrak edecek bir kavrayışımızın olması gerek. Eğer musibet olarak gördüğünüz şey sizlere musallat oluyorsa, önce kendinize yönelik bir sorgulamanız olacak. O musibet sizi buluyorsa ya kendi elinizle buna imkân vermişsinizdir ya da böyle bir musibetin sizi gelip bulmaması için bir engelleme girişiminiz, bir tedbiriniz olmamıştır.

*

Öğretmenlerin maruz kaldıkları muamele, onlara reva görülen ilişki biçimi, bu köşede defalarca konu edildi. Bu hususta MEB’i en sert biçimde eleştirdik. STK’ları eleştirdik. Siyasetçileri eleştirdik. Beş yıldır bu köşede yazılanlar buna şahittir.

Ama bir dakika!

Eğer şikâyet listesi uzuyor, sızlanmalar sürekli devam ediyor ise artık burada başkaca bir sıkıntı da var demektir. Sızlanan, şikâyet eden öğretmenlerin ellerindeki iğneleri bir kenara bırakıp kendileri için büyükçe bir çuvaldızı hazır etmelerinin vakti geldi artık!  

Öğretmenlerin eğitim sisteminden özlük haklarına kadar bir dizi konuda şikâyetleri olabilir. Bu durumda, karşı çıkmak, direnç göstermek için birtakım enstrümanlar vardır. Onları kullanırsınız. Bireysel tutum alışlar söz konusu olabileceği gibi çalışan insanların sıkıntılarını aşmak için kurulan meslek örgütleri de bunun için vardır. Sadece MEB bünyesinde 1 milyona yakın öğretmen var. Normal şartlarda bu sayıya ulaşmış bir meslek grubunu şamar oğlanına çevirmek, emin olun hiç kolay değildir. En başta mensup oldukları örgütlü yapılar buna müsaade etmezler. Ne var ki bu hakikatin hilafına bir durumla karşı karşıyayız.

Yüzbinlerce üyeli meslek örgütlerine rağmen öğretmenlerin sızlanmaları hiç bitmiyorsa bunun iki nedeni olabilir. İlki, demek ki iradeniz manipüle ediliyor. İkincisi, eğer birinci durum söz konusu ise sizin bunu fark etmemeniz mümkün olamayacağı için meslek örgütü içerisinde yer alma gerekçeniz şikâyetçi olduğunuz meseleleri ortadan kaldırmak için değil. Orada farklı bir motivasyonla bulunuyorsunuz demek ki. Bu motivasyon militanca bir ideolojik yakınlık duygusu olabileceği gibi, ben burada ne tür menfaatler, imtiyazlar elde edebilirim hesabı da olabilir.     

Öğretmenler bugüne kadar hak ve hukuklarını korumak için hangi yapıları palazlandırdılar, beslediler, büyüttüler? Akın akın hangi motivasyonla hangi yapılara dâhil oldular? O yapılar bugün bir dokunsanız bin ah işiteceğiniz öğretmenlerin yitip giden mesleki itibarları, mahkûm oldukları düşük gelirleri ve reva görüldükleri muameleler için ne tür bir direnç ortaya koydular?  

*

Malcom X, yıllar önce kendisini coşkuyla dinleyen kalabalığın önünde dünyanın her tarafında rahatlıkla kullanılabilecek bir ölçüyü ortaya koymuştu. Ben o ölçünün bugün öğretmenler için de aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum.  

Şöyle diyordu Malcom X:

“Bu dediğimi anlamanız için zenci tarihini bir okumanız lazım. İki tür zenci vardı:  Bir “ev zencisi” bir de “arazi zencisi”. “Ev zencisi” her zaman sahibine iyi baktı. “Arazi zencisi” kontrolden çıkacak olsa “ev zencisi” onu geri tarlaya bağlardı, araziye koyardı. Ev zencisinin bunu yapması şaşılacak bir şey de değildi; çünkü ona arazi zencisinden daha iyi yaşam şartları garanti edilmişti… Yemeği öbüründen (arazi zencisinden) daha iyiydi ve daha iyi giyinirdi, daha iyi evde kalırdı. Efendisi ne yediyse o da ondan yerdi, efendisi ne giydiyse bu ev zencisi de ondan giyerdi. Ve konuştu mu tıpkı efendisi gibi konuşurdu… Ve efendisini efendisinden bile çok severdi. Eğer efendisi hasta olursa derdi ki: “Nasıl oldu da hasta olduk?”. Efendisi hasta oldu diye adam da hasta olurdu! Efendisinin evi tutuşsa, alevleri söndürmeye çalışırdı, efendisinin evinin yamasını istemezdi. Efendisinin malına efendisinden daha fazla sahip çıkardı: İşte bu ev zencisiydi. Ama bir de arazi zencisi vardı. Barakalarda yaşayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan. Onlar en berbat elbiseleri giyer, en kötü yemeği onlar yerdi ve fırçayı yiyen onlardı. Kabına sığmıyorlardı. Efendilerinden nefret ettiler, evet ettiler! (…) Bu ikisi arasındaki fark buydu ve bugün hâlâ ev zencilerimiz ve arazi zencilerimiz var! Ben bir arazi zencisiyim!”

Küçük hesaplar için kendilerini ayartan ev zencilerinin peşine takılıp büyük bir hesabın önümüze çıkmasına neden olanlar vebal altındadırlar! Onlar ne sadece Bakanlığı, ne birkaç bürokratı, ne de birkaç STK’yı ileri sürerek vebalden kurtulamazlar. Şikâyet edilen hiçbir kurum samimi, kararlı bir iradeye rağmen bunları yapamazdı.

O hâlde Nazım’ın dediği gibi;

“Kabahat senin...

— demeğe de dilim varmıyor ama —

Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ramazan Tatar 2018-04-04 00:30:51

Aynen cok vaynen

Avatar
Nihat Çankaya 2018-04-04 00:37:32

Harika tespit.nasıl istenilmişse öyle yönetilir yığınlar. Ne yazık ki öğretmenler kalabalık bir yığın olmaktan öteye geçemedi.

Avatar
ali kemal kaya 2018-04-04 00:58:42

ben bir arazi zencisiyim.

Avatar
AHMET 2018-04-04 01:01:10

ali̇ bey, bu güzel yazinin sonunda nazim gi̇bi̇ di̇nsi̇zden i̇kti̇bas yapmak zorunda miydiniz?

Avatar
Ali YANDIM 2018-04-04 01:38:58

Şapka düşeli çok oluyor, lakin keli görecek idrak, bir şeylere feda edilmiş. Bir şeyler dedimse aslında tek şey var o da makam...

Avatar
ÖĞRENCİ.... 2018-04-04 16:28:15

yoruma baksanıza gülsem mi ağlasam mı şaşırdım ''ali̇ bey, bu güzel yazinin sonunda nazim gi̇bi̇ di̇nsi̇zden i̇kti̇bas yapmak zorunda miydiniz?'' sanirim sana davul zurna bi̇le az...

Avatar
Nedim Şen 2018-04-04 21:18:01

İdrak yok biat var. Şartsız şartsız.... Hakkını savunmadanaciz bireylerden müteşekkil yığınların hakkını savunmadan aciz cemiyeti desteklemesi ilginç ve şaşırtıcı.görünen köyü görmeyenlere kılavuzluk yapan yazılarınız süper ali hocam

Avatar
Tereddütün trajedisi 2018-04-06 00:38:19

İzaha muhtaç değil bu Garabet ama yine yerinde tespitler yapmışsınız. Aleni bir dramı komedyen ruhuyla seyreden eğitim camiası ağlanacak haline gülüyor. Aslında gülerken başkalarını bir yeriyle güldürüyor. Yazık yazık çok yazık.