Son dönemde güzide medyamızda ilginç tartışmalar yaşanıyor. Genellikle Ramazanlarda, Kurban Bayramı sürecinde veya darbe dönemlerinde ekranlarımızı süsleyen din, yeniden gündemde. Bazı hocaların, yabancı bir erkekle kadının asansörde yalnız kalması neticesinde halvet şartlarının oluşacağı yönündeki fetvası, ardından 28 Şubat’ın en önemli figüranlarından olan Müslüm Gündüz’ün, Cahiliyye döneminde kızların diri diri toprağa gömülerek öldürülmesine dair yapmış olduğu akla ziyan açıklamaları, tartışmaları ateşledi. Bunun yanı sıra, Uşşaki Tarikatı Lideri Fatih Nurullah’ın elini öpenin cennete gideceği yönündeki kehaneti, tartışmaların tuzu biberi oldu. Peki, bu katastrofik tartışmaların anlamı nedir? Neden bu cehalet gösterisine maruz kalıyoruz? Bu tartışmaların ardındaki fikir veya amaç nedir ve kim, neyi hedefliyor?

Öncelikle medyamız, din cahilidir. Haccı, kurban bayramına denk getirmekte pek mahirdir. Ne dini bilir, ne dindarlık gerçeğini anlar ne de dinin sosyolojik boyutlarıyla ilgilenir. Kaba softa ham yobaz durumu… Medyamızın güzide temsilcileri de din denilince laikliğin ne kadar kutsal bir değer olduğunu anlayıverir, laikliği yeniden keşfeder. Kısacası, dinin, kendi içindeki anlam dünyasına veya insanlığa sunmuş olduğu değerler sistemine oldukça yabancıdır. Ancak konumuz medyanın din konusundaki pür cehaleti değil.

Gel gelelim son dönemdeki tartışmalara… Bu tartışmalar, din mevzusunda tartışılması gereken pek çok boyutun olduğunu göstermiştir. Tartışmaların ilk boyutunu, yeşil sarıklı ulu hocalarımızın(!) dinin “sadece” arkeolojik boyutuyla ilgilenmesi oluşturmaktadır. Kendine bir post edinmiş olan hocalarımız, tarihin dışında kalmış olan İslam fıkhının girdabına yakalanmış ve kendi fıkıhlarını güncelleyememiştir. Çünkü fıkıh dediğimiz olgu, belli bir toplumsal sorunlar yumağına çözüm reçetesidir. İki binli yılların sorunlarını, tarihin dışında kalmış fetvalarla çözüm üretemezsiniz. İçinde yaşadığımız zamanın sorunlarına çözüm üretmenin yolu, öncelikle İslam fıkhını güncellemekten geçiyor. Tarihin gerisinde kalmış fıkhı önce içinde yaşadığımız zamana taşıyalım. Yoksa ortaya, katastrofik bir anlayış ve durum ortaya çıkar ve çıkmıştır da. Ayrıca, DEAŞ’ın militanlarına cennet vaat etmesi ile bir tarikatın kendi müntesiplerine cennet vaat etmesi aynı yere çıkmaktadır. İkisi de dini istismar etmekte ve dini itibarsızlaştırmaktadır. Kısacası, yeşil sarıklı ulu hocalar eliyle din itibarsızlaştırılmaktadır.

İkinci olarak, 15 Temmuz gecesinde FETÖ mensupları tarafından organize edilen darbe girişiminden itibaren dine, dindarlara ve tüm muhafazakar kesime yönelik bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatılmıştır. Çünkü bu millete kurşun sıkan FETÖ ve mensupları, kendilerini öncelikle dini bir hareket olarak konumlamış ve meşrulaştırmıştır. Dindar görünümlü bir hareketin tüm topluma karşı bir eyleme teşebbüs etmesi, özellikle AK Parti döneminde mevzi kaybeden Kemalist-statükocu kesimin kendi din karşıtı söylemini meşrulaştırması için önemli bir destek sağlamıştır. Son tartışmalar, bu desteği iyice artırmıştır. Yeşil sarıklı ulu hocalarımız, cehenneme odun taşımakta…

Artık, şimdi dağılabiliriz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.