İnsanın kanının en deli olduğu, fırtınaların en şiddetlisinin estiği, hiç kimsenin de es geçemediği dönem; “Ergenlik Dönemi” 

İslam peygamberi gençliği “delilikten bir şube” olarak tarif etmiştir. Ergenler için normal ve doğal olan hareketler,  biz büyükler için anlamsız ve delice gelebilir. Sanki hiç öyle yaşamamış, hiç çılgınlıklar yapmamış gibi davranılabilir. Her delilik unutulabilir. 

40 yaşındaki biri aynı hareketleri yapsa “deli” bile denilebilir. Lakin yapan genç  ne kadar kınansa da “gençtir, ne yapsa yeridir” denilir.

Zamanın su gibi akıp gittiği, insanın hızla geçen zamana ayak uydurup yaşının verdiği olgunluğa boyun büktüğü çağda, ergen sahibi olmak gerçekten zordur. Hele de asrının verdiği bütün gazları yüklenip, söylemlerin altında kalıp, arkadaşlarına uymak uğruna ailesine baş kaldıran bir gence sahip olmak elbette çok daha sabır işidir. 

Genç; bedeninde ve duygularındaki hızlı değişime ayak uydurmaya çalışmaktadır. Bunun yanında bir çok saldırılara da maruz kalmaktadır.  “Sen artık özgür bir bireysin, gençliğini yaşamalısın, kafana göre takıl, yaşa ve mutlu ol, düşün ve başar…” Bu söylemler genci esir de alabilir.

Delikanlımız; 10 yaşından başlayıp 22 yaşına kadar sürebilen bir dönemde bir çok inme ve çıkmalar yaşayabilir. Tutarsız hareketler ve söylemler olabilir.  Kimliği oluşturma gayretleri, aileden bağımsız olma istekleri anne babaları da daha çok korkutabilir.

Genç bir evre yaşarken, anne-baba da farklı bir evre yaşamaktadır. Arkadaşların ön planda olduğu bir döneme geçiş yapılmıştır. Bu dönem iyi arkadaşlar edinmek için en önemli zamandır. Şu da unutulmamalıdır; gencimiz genelde kendine uyan bir arkadaşı seçmiş durumdadır.

Anne baba olarak bizlerin bu dönemde şüphesiz en çok dikkat ettiğimiz, arkadaş seçimidir. Eğer arkadaşları bizim kanaatımıza göre iyi değilse, asla  bir daha arkadaşıyla görüşmemesi istenmemelidir. Zira bu tepki daha çok arkadaşına yaklaştıracaktır.

En nazik devri, zayiat vermeden geçirmek her anne babanın öncelikli gündemi olmalıdır. Yapılan hatalar telafisi çok zor olan bir geleceğe gebe yapabilecektir. Bu sıkıntının arkasında kırık gönüller ve doya doya yaşanmamış geçmiş günler olacaktır.

Uygun bir üslupla kaygılardan bahsedilirken, sevgi dili de her zaman kullanılmalıdır. Zira sevgi anahtarının açmadığı hiçbir kapı yoktur. Açılmayan kapının ardında ya kırık bir kalp ve ya da güven oluşmamış bir beden vardır.

Bilinçli anne baba olmak can kurtarır mahiyettedir. Yarım doktor candan, yarım hoca imandan uzaklaştırırken, yarım güven de zamanla sevgiyi öldürecektir.  Sevginin ölmesi ise baştan yenilgiyi kabul etmektir.

Sevgilerin ve ilgilerin olmadığı hiçbir ortamda iyi eğitim verilmeyecektir. Sevginin insanın kimyasında ne gibi değişiklikler yaptığını anlatacağım hikaye ne de güzel dile getirmiştir.

Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrencilerin hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.

Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü, tesadüfen bu çalışmayı bulur ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istemişti.

Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176'sinin olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkarmışlardı.

Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar vermişti. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yaşadıkları için, her biriyle buluşma şansı olmuştu. 

"O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?" sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı : "Mahalle okulunda bir öğretmenimiz sayesinde bu kadar başarılı olduk." 

Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu.

Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi : "Çok basit" dedi, "Ben o çocukları çok sevdim...''

Sevgisiz ve ilgisiz kalan çiçek solmaya mahkumdur. Anlaşılmadığını ve saygı duyulmadığını bilen genç de yanlışlara daha çok meyillidir. Sevgi ise her güzelliğin mayasıdır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.