Psikolojide en önemli olgu farkındalıktır.

Hayatta her güzellikler farkında olanlar içindir!

Güzel haşmetli dağlar, gizemli ormanlar, yemyeşil yaylalar, bereketli tarlalar, bin bir renkli çiçekler, birbirinden lezzetli yiyecekler, ışıl ışıl yıldızlar, pırıl pırıl ay.

Hasılı her şeyin rengini, güzelliğini ortaya çıkaran güneş…

Her gün vakti geldiğinde doğan, yavaş yavaş gökyüzüne tırmanırken şifasını bırakan, akşama doğru dinlenme zamanın habercisi olmak üzere batan güneş…

Güneş bir gün batmasa ve bundan sonra da artık batmayacak denilse acaba halimiz nice olurdu?

Ya da güneş artık bir daha doğmayacak, her yer karanlık olacak, hiçbir şeyin rengi görülmeyecek, her şey simsiyah olacak denilse…

Güneşi hangi güç tekrar bir daha geri verebilecek?

Elimizde olan şeylerin kıymetinin bilinmemesi de böyle değil midir?

Elden gittikten sonra arkasından ağlamanın bir faydası var mıdır?

Bittim, mahvoldum, kaybettim dediğimiz zamanlar, aslında yeni bir geleceğin habercisi olabilir.

Farkında olunmayan verilen nimet isyandadır. Farkında olana geçmek istemektedir.

Fark edilmeyen bütün nimetlerin fark edilmemesi sonucunda hüsran vardır. Asıl mesele odur ki, bu fark edişin geri dönüşünün imkansız olmamasıdır.

Geri dönüşü imkansız olan tek olgu: ölümdür. Ölümden gayri ne varsa ümittir.

Can çıkmayan bedenden ümit kesilmez. Ümidin bittiği gün manevi ölümdür.

Bedenlerin ölümü faciadır. Lakin manevi ölüm acıların tekrar tekrar yaşanacağı cehennemdir.

Cennet; hayatın farkında olarak yaşanılması, konulan kurallara uyulması ile hak edilir.

Cehennem; hayattaki güzelliklere kör ve sağır olarak, kural dışı yaşayarak kazanılır.

Büyükler cehennemde odunun olmadığını, giderken yanında götüreceğini söylerler.

Bu dünyanın uzantısı olan ölüm ötesi cehennemin bundan daha güzel tarifi olabilir mi?

Bu dünyasını cennet yapamayanların, ölüm ötesinde cennete girmeleri beklenebilir mi?

Elindeki nimetlerin kıymetini bilmeyip, farkında olmayanların kaybetmemesi mümkün mü?

İçindeki huzuru yakalayamayan, vermeyi bilmeyen, hayatını almak üzere bina eden, alamayınca kırıp dağıtan, yük olan, asla yük almayan, dünyanın bütün yükünü sanki kendi üstünde gören mutlu olabilir mi?

Dünyada yaşanan haksızlıklara sağır olan, kendi burnunun önündeki kazığı görmeyip, muhatının gözünün önündeki çöpe takılan, her esen yelden nem kapan, her söyleneni üzerine alıp gocunan suçlu değil mi?

Suç kirli bir gömlektir, kimse alıp giymez!

Cinayetlerin bu kadar bol olduğu, kadınların evlerde yalnız bırakıldığı, kocaların güçlerini yitirdiği, anne babaların huzurun olmadığı mekanlara atıldığı, çocukların sokaklarda kaldığı bu ortamda haklı olsan ne mana ifade eder ki?

Haklı olmak ya da haksız olmak!

Hayata farkındalık katmadıktan, yaşanılan olumsuzlukları değiştiremedikten, ailelerimize huzur getiremedikten, yavrularımızı evlere alamadıktan, eşlerimizin gözlerindeki yaşları dindirmedikten sonra haklı olmanın ne anlamı var ki?

Hakkın orman kanunlarına tabi tutulduğu, kimin daha çok sesi çıkıyorsa üstte olduğu, hakkın haklının yanında değil güçlünün yanında olduğu, dengelerin alt üst olduğu, hiç kimsenin kendi yerini bilmediği, hangi sınırlardan bahis edile bilinir ki?

Dünya, konuştuğu zaman mangalda kül bırakmayan insan müsveddeleri ile dolu.

Her şeyin en iyisini bildiğini, en güzelini yaptığını, doğru yolun tek yolcusu olduğunu sanan yığınlar ile dolu.

Doğrularını kanıtlama derdinde delillerini ortaya döken, kendisi gibi düşünmeyenleri de aforoz eden, kendi kurduğu dünyanın tek hakimi olan insan tipleri ne kadar güvenilir olabilir ki?

Hani İslam emin olmaktı. Emin beldelere sahip olmaktı. Can, mal, nesil, inanç, akıl güvenliğinin olduğu yerdi.

Kimsenin malında, namusunda, makamında, mevkiinde gözü olmamaktı. Elinden, dilinden, belinden emin olmaktı. Komşusu açken kendisi tok yatmamaktı.

Temizlik imandandı. Tertip düzen çok önemliydi. Mevtanın toprağı bile bir zarafetle örtülecek, estetiklik muhafaza edilecekti.

Kimsenin arkasından konuşulmayacaktı. İki kişinin arası açacak eylemlerde bulunulmayacaktı. Dedikodu, iftira atılmayacaktı.

Kimse birbirini kıskanmayacak, haset etmeyecek, kıskançlık yapmayacaktı. Laf getirip götürülmeyecekti.

Hasılı hüsnü zan besleyip, su-i zandan kaçınılacaktı.

Güvenilir olunacak, iyilikte yarışılacak, hayırda önde ve öncü olmak için dua edilecek, cennetin baş köşesinde yerleri olsun diye daha çok gayret edilecekti.

Bütün bu güzelliklere talip olmak, elimizdeki nimetlerin farkında olmakla olacaktır. Asıl olan o dur ki elden gitmeden fark edebilmektir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.