Büyümek istiyoruz…

Hem dünya ekonomisinde hem dünya pazarında payımızı artırmak ve daha çok kazanmak istiyoruz…

İhracatımızı artırmak ve 500 milyar dolara çıkarmak istiyoruz… İşsizliği düşürmek tek haneli rakamlara getirmek istiyoruz… Enflasyonu % 5’in altına düşürmek ve orada hapsetmeyi arzu ediyoruz…

Bunun için gerekli iradeyi de gösteriyoruz.

Bu irademizi farklı pozisyon ve şekillerde arz etmemiz ve temerküz etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Aslında bu hedef ve istekler önemli bir yapısal sorunumuzun başka bir şekilde dile getiriliş biçimi…

Kanaatimce; Başkanlık Sistemi ile Türkiye’de siyasi ve idari istikrar tamamıyla sağlandı.

Yani istikrar sorumuzun olmadığı ve olmayacağı şüphesiz.

Bu suretle kısa ve orta vadede girişimcinin kafasındaki soru işaretleri Türkiye açısından söz konusu olmayacaktır.

İşte… Bu imkânı uzun vade için de sağlamamız gerekiyor.

Bunu da şu şekilde başarabileceğimizi düşünüyorum:

Yatırımcının önünü açmak noktasında “ekonomik istikbal” şartlarının da daha pozitif olması yani gelişmiş ekonomi şartlarına daha çok sahip hale getirmemiz gerekiyor.

Bunun ekonomik anlamda birkaç ayağı var:..

Üretim modelimiz…

Cumhuriyet tarihi boyunca paramız döviz karşısında sürekli değer kaybediyor.

Liranın dolar karşısındaki aşağı trendinin bitmesinde son 15 yıldaki ekonomik başarılarla ciddi mücadele ediyoruz.

ABD faiz artırınca döviz artıyor, doğru…

Ancak buna takılmadan kanaatimce asıl sorunu kendi ekonomimizde aramamız, analiz etmemiz, bulmamız ve siyasi istikrarda olduğu gibi “SORUNU KÖKTEN” çözmemiz gerekiyor.

Öncelikle üretim modelimizi farklılaştırmamız lazım geldiğini düşünüyorum.

Mevcut ekonomik ve imalat yapımız, emek yoğunluklu bir özelliğe sahip.

Haliyle bu durum, teknolojik ve yüksek katma değerli ürün imal etmemize engel oluyor.

Bu da önemli bir yapısal probleme sebep oluyor: Döviz ihtiyacı.

Sadece döviz ihtiyacı problemi değil; aynı zamanda döviz kuru bağlamında da kırılgan bir yapıya sürüklüyor bizi.

Dikkat edersek hızlı ve yüksek ekonomik performans sergilediğimiz dönemlerde ve yıllarda yüksek ithalat tutarlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu gibi dönemlerde ithalatımızın ortalama % 70’i sermaye (makine) ve ara malı ithalatından teşekkül ediyor.

Bu sorun, çözüm bakımından “teknoloji yoğunluklu imalat” yapma modeline geçmemizi şart koşuyor, kanaatimce.

Geçmenin yolu…

Teknoloji yoğunluklu üretim yapmanın birinci yolu teşvikten geçiyor.

Bu bağlamda; sektörel destek sisteminin oranını daha fazla artırmamız gerekiyor. Mevcut teşvik sisteminde herkes desteklenmekle beraber özellikle belli sektörler ve bölgeler daha farklı ve fazla destekleniyor. Ancak bu çerçevede özellikle teknolojik yoğunluklu üretim yapacak yatırımları daha çok öne çıkarmamız gerekiyor.

İkinci aşamasını Ar-Ge oluşturuyor.

Ar-Ge harcamaları % 100 oranında giderleştirilebiliyor, ülkemizde. Ancak Ar-Ge neticesinde keşfedilen ve imal edilen üründen elde edilen kazancın da belli bir süre gelir veya kurumlar vergisinden % 100 istisna tutulması gerekiyor.

Yeni tüketicinin tipik özelliği…

Günümüz ekonomisinde tüketici, sürekli yeni ürün istiyor. Kişiselleştirilmiş ve kendine özgü farklı ürün talep ediyor.

Bu talebin üretimdeki karşılığı ise “İNOVASYON”.

Gelişmiş ülkeler bunu gördü ve 2011’de çözümü de geliştirerek uygulamaya soktu: “ENDÜSTRİ 4.0”. Yani 4.Sanayi Devrimi.

Yani “Endüstri 4.0” süreciyle ilgili uygulama projelerimizi acilen geliştirmemiz ve hayata geçirmemiz gerekiyor.

O zaman ne olacak?...

İstikbali… Geleceği güvence altına almanın yolu; teknoloji yoğunluklu yeni ve farklı ekonomi ve üretim modelini uygulamaktan geçiyor…

Eğer bunu başarabilirsek;

  • Katma değerli değil “YÜKSEK KATMA DEĞERLİ” ürün geliştirme,
  • Yüksek teknolojik ürün imal etme ve teknoloji yoğunluklu ihracata geçiş yapma,
  • Daha kolay marka geliştirme,
  • Sürekli yeni ve farklı ürün keşfedebilme,
  • İhracatın ithalatı karşılaması hatta geçmesi,
  • Aşırı döviz ihtiyacını tamamıyla gidermiş olma,
  • Dünya ekonomisinde % 1,3’lük payını daha yükseğe çıkarabilme,
  • Yeni tüketicinin ihtiyaçlarını karşılayabilme,
  • Dünya ticaret hacmindeki pazarını genişletme ve payını artırabilme,
  • Orta gelir tuzağından tamamıyla kurtulma

Yeteneğini kazanırız.

Dünya ekonomisinde ağırlığımız daha da artacak…

Eğer % 25 oranında teknoloji yoğunluklu ekonomi ve imalat modelimizi geliştirebilir ve hayata geçirebilirsek;

  • Dünya ekonomisinde % 2,5-3 oranında pay sahibi olma,
  • Dünya ticaret hacminde % 3,5 civarında paya ulaşma,
  • 500 milyar dolar ihracat,
  • 500 milyar doların çok altında ithalat, yani ihracat fazlası veren bir ekonomi,
  • 20.000-25.000 $ kişi başına gelir,
  • 2,5-3 trilyon dolar milli gelir,
  • % 5-6 seviyesinde işsizlik,
  • % 5’in altında enflasyon

Seviyelerini yani 2023 hedeflerini çok daha kolay yakalarız. Ve tabi ki dünya markaları geliştirebilme imkânlarına ve yeteneğine daha çok sahip olacağız, demektir.

Yabancı yatırımcıyı daha fazla çekebiliriz…

Çok şey başardık… Son 15 yıl içinde yapılamaz denen birçok imkansızı çözdük… Ve bence en önemlisi zihinsel inovasyonu ve değişimi gerçekleştirdik…

Ancak kendimizi dev aynasında görmemiz… Bittiğimiz andır…

Duramayız… erteleyemeyiz… Önümüze gelen imzaları bekletemeyiz…

Şahsen bu konuda Sayın Erdoğan’ın etrafındaki birkaç kişi dışında yalnız kaldığını düşünüyorum.

Millet olarak, ülke insanı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızı yalnız bırakmadık, inşallah bundan sonra da bırakmayacağız…

Özellikle geliştirilen projelerin “uygulama” kısmını daha hızlı ve daha pratik bir şekilde hayata geçirmemiz gerekiyor.

İnovasyon, teknoloji, Ar-Ge, marka, katma değerli ürün imalatı…

Yukarıda da ifade ettiğim üzere bunlarla ilgili 2003 yılından bu yana çok yol kat ettik.

Ancak dünya standartlarında ve bize özgü “teknoloji yoğunluklu ekonomik model” geliştirmemiz ve bunu kalıcı kılmamız gerekiyor.

Yabancı yatırımcının son yıllarda Türkiye’ye ilgisi çok büyük: 1984-2004 yılları arasında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımı 17,4 milyar dolar iken; 2005-2017 arasında bu rakam 139,6 milyar dolar oldu.

Bunun sebeplerinden bir tanesi siyasi istikrar. Ülke ve millet olarak siyasi istikrarı Başkanlık Sistemi ile tamamıyla sağladık ve kalıcı hale getirdik.

Bu sıkıntımızı çözmeden önce her daim bunu dile getirirdik. Ancak bu sorunumuzu sistematik olarak çözdükten sonra işin farklı bir yönü karşımıza çıkıyor:..

Yabancı yatırımcının ilgisinin başka bir önemli etkeni de “ekonominin gelecekteki imkanları”dır.

Yani yabancı girişimci, yatırım yapacağı ekonominin kendisine sunacağı teşvik paketinin yanı sıra “inovasyon, Ar-Ge, katma değerli ürün, teknoloji, markalaşma imkânı ve kolaylığı” gibi şartları ve ortamı yani kültürü de görmek istiyor. İhraç ettiğimiz ürünlerin teknoloji yoğunluk oranının yaklaşık % 4 olduğunu (bu oran 2002 ve öncesinde % 0,5 seviyelerindeydi) gelişmiş ülkelerde bu nispetin ortalama % 20 seviyesinde olduğunu düşünürsek önemli bir yapısal reformu kaçınılmaz hale getiriyor.

Yani yabancı yatırımcıyı faiz oranı veya döviz kuru artışı ile uğraştıracak ortamdan uzaklaştırmamız gerekiyor. Bu durum yerli yatırımcı için de geçerli, tabi…

Başka bir ifade ile ekonomimizi faiz ve döviz operasyonlarına maruz kalma koridorundan çıkarmamız gerekiyor

Eğer bahis konusu yaptığımız teknoloji yoğunluklu üretim ve ekonomi modeli aşamasını gerçekleştirebilirsek; Çin ve Güney Kore örneklerinde olduğu gibi “yabancı yatırımcının ilgisini” daha çok artırabilme ve ülkemize daha fazla çekebilme imkanını yakalayacağımızı düşünüyorum.

Batılı gelişmişlerin en büyük ve en önemli eksikliği…

Gelişmiş ekonomilerin temel çıkış ve odak noktası “KAR MAKSİMİZSYONU”dur.

Bu süreçte her yol onlar için mübahtır:

“KAN” da dökerler. Ülke ve insanları da “SÖMÜRÜR”ler… “HAK” da yerler… “HAKSIZLIK” da ederler… Milyonları öldürmekten geri durmazlar…

İşte Orta Asya… İşte Arap Coğrafyası… İşte Afrika Ülkeleri ve insanları…

Ancak biz bu modeli değiştirebiliriz…

“İNSAN” merkezli ve “İNSANLIK” odaklı teknoloji yoğunluklu yeni üretim ve ekonomi modelimizi uygulayabiliriz.

Bu hususu “adalet” yönüyle Sayın Cumhurbaşkanımız yüksek sesle dile getiriyor. Eğer bunu ekonomik bağlamında da ilk iddia eden ve çabalayan biz olursak başarabiliriz…

Çünkü Dünya “İNSANI” unutmuş… Zira Dünya “İNSANLIĞI” kaybetmiş…

“Bize ne bundan ve bunlardan” diyemeyiz…

Çünkü; insanın “GAYE” ve “HAYALİ” ve “GAYRETİ” ne kadar “BÜYÜK” ise; “KENDİSİ” de “MİLLETİ” de “ÜLKESİ ve DEVLETİ” de o nispette “BÜYÜK” olur.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.