Köşemin bu haftaki konusunu önceden belirlemiştim. Kuala Lumpur’da açılan Asya Savunma Hizmetleri Fuarından bahsedecek, Türkiye’nin Milli Savaş uçağının fuarda gördüğü ilgiyi dillendirecektim.

Askeri gücün ne kadar önemli olduğunu, mazlumların elinden tutabilmek için güçlü olmanın özellikle çağdaş zorbaların hak ve insanlık onuru tanımadıkları bu devirde ölüm kalım mücadelesinin bir parçası olduğunu çok iyi biliyoruz.

Suriye’de yaşanan trajedinin, Batılıların tiyatrovari müdahalelerinin, Afganistan’da hafızlık merasiminde katledilen yavruların gündeme bile gelmeyişinin ardında hep güçsüz oluşumuz, elimizde nükleer teknolojili silahların olmayışından olduğunu da pekala biliyoruz. Düşmanın saldırganlıkarını, vahşiliklerini onların sahip olduklarına misliyle sahip olmakla ancak mümkün olabileceğini de bilmemiz gerekir.

Türkiye bu anlamda genelde bütün dünya mazlumlarına, özelde bütün İslam Alemine örnek olacak çalışmaları hızla devamettiriyor. Ümmetin onurunu korumak için imkanları ölçüsünde yapılması gerekeni yapıyor. Ezilen mazlumların intikamlarının alınması, ecdadımızın bize bıraktığı emanetlere sahip çıkmak için konvansiyonel silahlanmanın yanında nükleer silahlanmaya da ihtiyacımız vardır. Bunu yapamadığımız zaman ne haysiyetimiz ne şerefimiz ne de namusumuz kalacaktır.

Coğrafyamızda meydana gelen yıkımların, kan ve gözyaşlarının hep bizim asli görevimiz olan mücadele ruhumuzu kaybedip, dünyevileştiğimizden kaynaklandığının da farkındayız.

Bu arada kişisel tecrübelerime ve gözlemlerime dayanarak bir hakikati tespit ettim. Müslümanların dünyevileşmelerinin savaşçı ruhlarını yokedip, onları köleleştirdiği, bunun tam tersine gayri-Müslimlerin dünyevileşmesinin ise onları savaşçı ve alabildiğine özgür yaptığıdır. Onların özgürleşmesi saldırganlıklarını artırmakta, kendilerinin dışındaki toplumları ya köleleştirme ya da yoketmeye götürmektedir.

Bu yüzden Türkiye’nin maddi prangalardan tamamen kurtulması, manevi kirlilikten temizlenmesi, ruhi olgunluğa erip tarihi sorumluluğuna kavuşması için dünyevileşme hastalığından arınması gerekir. Dünyevileşmek insanın yaratılış gayesinden uzaklaşması, emredildiğinin tersine herşeyi bu dünyadan ibaret görmesi, cenneti bu dünya ile sınırlamasıdır.

Askeri gücün önemini anlatmakla bitiremeyiz hiç kuşkusuz.

Şimdi Kuala Lumpur’da düzenlenen fuarın Malezya Savunma Bakanlığının ev sahipliğinde bu sene 16’ncısının düzenlendiğini ve Türkiye’nin de çift motorlu beşinci nesil savaş uçağı ile gösterime girdiğini söyleyip, sürekli hatırlanması gereken 8’nci Cumhurbaşkanımız rahmetli Turgut Özal’dan biraz dem vuralım.

17 Nisan 1993 yılında ani olan ayrılışıyla herkesi acılara garkeden, 8’nci Cumhurbaşkanımızın ölüm haberini gurbet elde, yan komşumuzdan öğrenmiştik. O zaman Mısır El-Ezher Üniversitesi’nde okuyorduk. Onun gidişiyle nice sıkıntılar da biri bir ardına gelmeye başladı. 28 Şubat projesinin ilk adımları ta ozaman atılmaya başlandı. Ortamı müsaid bulan vatan haini çeteler hızlarını artırdılar.

Diğer mümtaz devlet adamlarımız gibi Turgut Özal’ı da farklı kılan onun gönül dünyasını da mâamur edecek bir mürşide, bir yaşam koçuna sahip olmasıydı. Maddi yönü güçlü olanlar değil manevi yönü dolu dolu olanlar ancak farklılık yaratabilir.

Tarih sahnesinde farklılık yaratan liderlerin ortak özelliğinin, hepsinin arkalarında en az bir yaşam koçunun olduğunu görürüz. Sadece birkaç örnek vermek gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Osman Gazi’nin ardında gönül dünyasını canlı tutan Şeyh Edebali, Çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmed Han’ın ardında Akşemseddin, dünya siyasi aklın yüzde doksan beşini kendinde toplayan deha Sultan II. Abdülhamid hanın ardında Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Şazeli şeyhi Zafir Efendi ve Kadiriyye'den Yahya Efendiler, Turgut Özal’ın ardında Abdülaziz Bekkine ile Mehmed Zahid Kotku Hazretleri vardı. Necmettin Erbakan’ın ardında Mehmed Zahid Kotku, Muhsin Yazıcıoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ardında aynı muhteşem silsileden olan Mahmud Esad Coşan olduğunu biliyoruz. Onların manen beslenmesine, maddeten yol almasına vesile olan, kuşkusuz yaşam koçlarıydı bunlar.

Turgut Özal, feyiz aldığı manevi güçle “bir elinde Kur’an diğer elinde teknoloji ile” Türkiye’mizin bahtını aydınlatmış, devlet ile milleti birbiriyle kucaklatmış, hem iktisaden hem siyaseten hem de ictimaen çıtalar atlatmış, nice tabular yıkmış milli bir liderdi.

Rabbim rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.