İlerleme düşüncesi üzerinden insanlığın sürekli iyiye gittiği, modernleşme süreci boyunca temel mottolardan birisi oldu. Buna göre bağnazlık, fikr-i sabite, önyargıların da giderek tarihte kalacağı düşünülüyordu. Öte yandan postmodernizm ile birlikte, en azından farklılıkların dikkate alınacağı ve bu bağlamda baskı ve hegemonyanın sona ereceği iddia ediliyordu. Böyle bir şey gerçekleşmediği gibi ideolojisiz bir ideoloji olarak postmodernizm başka tahakkümler kurdu.

Bu arada en azından farklı düşüncelerin kendilerini ifade edebilmeleri açısından bir toplumsal olgunluk seviyesinin artması beklenebilirdi. Ama maalesef giderek rasyonaliteden ve farklılıklarla karşılaşmaktan imtina eden bir toplum olmaya doğru hızla gidiyoruz. Bunu cemaatlerin birbirlerine olan tahammülsüzlük, meseleyi bir müşteri kapma anlayışına doğru götüren içeriksizleştirmeden anlayabiliyoruz. Ya da toplumda varolan farklı düşünce evreni içerisindeki farklılıkların birbirleri ile temas(sızlığ)ı ve konuşabilmesinden anlıyoruz. Şunu hemen belirtmek gerekir ki, Türkiye’de maalesef bu anlamda düşünceler arası gerçek bir tartışmadan bahsetmek çok mümkün değildir. Herkes kendisinden o kadar emindir ki, ne bir diğerinden bir şey alabileceğini düşünür ne de gerçek fikirsel yüzleşmelere cesaret eder.

Bugün küresel bir dünyada yaşanmaktadır. Dünyanın küresel olmasını anlamlı kılan nokta, iletişim araçlarının yaygınlığı ile eski sınırların giderek bulanıklaşmasıdır. Bu da, hiçbir toplumun kendi üzerine kapanarak kapalı bir dünya inşa edemeyeceği anlamına gelir. Dolayısıyla bütün iddia sahibi ideoloji, din ve cemaatlerin, kendi kapalı evrenlerinden çıkamayan ve aslında kendi sınırları dışında geçerliliği ciddi anlamda sorgulanabilecek bilgi ve argümanlarla bizlere yol açmaları mümkün değildir. Bu açıdan, bir öneri ya da argümanın farklılıklara açık olması, onları da kapsaması ve önerilerinde bütün insanlığa yer vermesi öncelik taşıyan bir gerekliliktir. Söz gelimi; sadece cemaatlerin (hatta her bir cemaatin kendisinin) sınırları içinde geçerli bir bilginin, söz gelimi; solun, sağın, liberallerin kendi sınırları içinde geçerli olan bilgilerle ilerleme şansımız yok açıkçası.

Bu sebeple her düşünce, ideoloji ve dinden iddiası olanların birinci adım olarak kendi argümanlarını evrensel bilgi standartlarında ifade etmesi gerekmektedir. Buradaki sorun; herkesin kendi ilke ve inançlarını, diğerinin de kabul etmesi gereken bir bilgi zannetmesidir. İkinci adım olarak, ortaya konulan bu bilgilerin farklılıklar arasında ilmi düzey ve üslupla tartışılması gerekmektedir. Nasıl bir evren, insan vb. önerildiği, bunların imkanı buralarda bir yüzleşmenin ve tartışmanın konusu olmalıdır. Düzeyli, evrensel, üsluplu bir tartışma geliştirilemediği oranda, gelişme olarak görülen şeyler yanıltıcı olmaktan öteye geçemeyecektir. Çünkü ilmi temeli olmayan her şey çöker.

Ama maalesef toplumumuzda farklılıklardan korkulmakta, farklı düşünce ve fikirlerin bozucu olduğuna dair bir yargı işletilmeye çalışılmaktadır. Böyle olunca düşünceden uzak, tamamen teslimiyetçi, irrasyonel, savunmacı ve donuk bir çehre ile karşı karşıya kalmaktayız. Halbuki tartışan, yüzleşen ve farklılıkları kendisi için bir imkana dönüştüren anlayış, düşünce ve analizlere ihtiyacımız vardır. İsmet Özel bu problemi, “insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişlerse öbürüne sağır” ifadeleriyle güzel anlatmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, “onlar sözleri dinlerler ve en güzeline uyarlar” (39/Zümer, 18) derken, farklılıklarla karşılaşma ve üsluba dikkat çekmektedir. Farklılıkları tanıma ve yüzleşme slogan, hamaset, savunmacı bir zihniyetle olmaz. Biraz emek çekerek bilimsel derinliklerde yüzmek gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624