Bugün kaldığımız yerden devam ederken, güncellemeye dair iki yaklaşımı örnek verecek ve onları kritik etmeye çalışacağım. Bunlardan birisi Pakistanlı ünlü âlim Fazlurrahman’dır.

Fazlurrahman iki aşamalı bir yöntem önermektedir. O, önce Hz. Peygamber (SAV) döneminde, belirli tekil ve tikel durumlar için nazil olan âyetlerin, indiriliş sebebi, maksadı ve problemini tespit etmeyi hedeflemektedir. Bu “makasıd”ı tespit ettikten sonra, onun bugün için tekil ve tikel karşılıklarını aramayı önermektedir. Buna göre yöntemi, tekilden önce tümele doğru giderek genel ilke ve amacı tespit etmek ve ardından bu genel ilke ve amacı içinde yaşadığımız çağda tek tek olaylara uygulayarak tümelden tekile doğru gelmek.

Fazlurrahman’ın bu önerisi, aslında İslam’ın olgusal durumlar karşısında temel ilke ve felsefesini ortaya koymak üzere cehd göstermesi bakımından oldukça takdire değerdir. Zira O, Müslüman âlimin sürekli zihnini işleterek “güncel” olana bir şey söylemesini hedeflemektedir. Bu durum, aynı zamanda Müslümanların “tarihe kaçma” tavrının da önüne geçecektir. Tabii ki, tespit edildiği düşünülen temel felsefe ve ilkelerin isabetli olacağının garantisi olamaz. Ama zaten hedef te, bu konuda daha çok zihin yormaktır.

Bugün Müslümanların önemli handikaplarından birisi de, tümel ilke ve gayeleri tespit etmeden, tekil olaylar üzerinde patinaj yapmasıdır. Sorunlar için verilen fetvaların, çoğunlukla anlıksal çözümler olması ciddi bir problemdir. İlke ve gaye uzun süreli ufuk ve bakış açısını getirecektir.

Fazlurrahman’ın bu yöntemi, kendisinin “modernist” olduğu gerekçesiyle bazılarınca reddedilmektedir. Bir kere Fazlurrahman’ın yöntemi, bugün olabildiğince rutin şekilde dile getirilmektedir. Onu farklı isimlerle yaftalayanların, önerisine kritik getirmekten ziyade ezberlerinden hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Hatta bunların çoğunlukla Fazlurrahman’ın kitaplarını da okumadıkları anlaşılmaktadır.

Hasan Hanefi’nin bu konudaki yöntemi ise, metin ile olgu arasında yeni bir ilişki düzeneği kurmak üzerine dayanıyor. Ona göre, bugün Müslümanlar çoğunlukla metinden realiteye yani olguya doğru gelmektedirler. Buna biz metinle sınırlandırılmış bir realite anlayışı diyebiliriz. Hanefi’ye göre, Kur’an, indiği dönemde önce olaylar oluyor, olgular açığa çıkıyor, sonra da bunun üzerine metinler geliyordu. Yani olgudan metne doğru bir gidiş vardı. Hanefi, bugün de olgudan metne gitme tavrının sürdürülmesi gerektiğini belirtir. Böylece, aktüel sorun ve problemler için, metin bugün tekrar konuşturulmuş olacaktır.

Hanefi, meseleyi daha iyi anlatmak için bir örnek vermektedir. Kur’an ilk indiği dönemde meselâ, savaş durumun ardından “enfal” yani ganimetler sorun oluyordu. Kur’an, “sana ganimetlerden soruyorlar, de ki ….” (8/Enfal, 1) şeklindeki soruya, yani olgusal duruma cevap veriyordu. Hanefi, bugün de aktüel olgusal durumların Kur’an’a sorulabileceğinden bahsetmektedir. Buna örnek olarak da “Sana sömürgecilikten sorarlar, de ki…” şeklinde güncel bir problemi ya da olguyu sorunsallaştırır. Şimdi bu olgusal duruma cevap üretilmelidir.

Hanefi’nin güncelleme yöntemi, olgudan metne doğrudur. Bu yöntem, olguların tespiti ve aktüel olanın sürekli ajandada yer alması açısından önem taşımaktadır. Hanefi’nin bu yöntemine bizim bir ek teklifimiz bulunmaktadır. O da, olgudan metne giderek cevap ürettikten sonra, cevabın metnin tümel gayesi ve felsefesi çerçevesinde tekrar kontrol edilmesidir.

Aslında günümüz dünyası ve problemlerine İslam’ın cevap verebilmesi endişesiyle üretilen bu yaklaşımların daha çok analiz edilmesi gerekmektedir. Fakat çabaları ayrıca takdirle karşılamak ilim adına bir borçtur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.