Tasavvuf terminolojisinde sıkça kullanılan ‘’fenafillah’’ kavramına sanırım yabancı değiliz. Tekrardan hatırlayacak olursak; kulun kendi şahsi irade ve arzusuna göre değil, Allah’ın irade ve isteğine göre hareket etmesidir. Kendi iradesini, Allah’ın iradesinde fani kılması, yok etmesidir. Varlığını O’nun varlığına adamasıdır…

Bu tanımdan hareketle şu soruyu gündemleştirmek gerekmiyor mu?

‘’Acaba insanoğlunun yok oluşu, tükenişi sadece Allah için midir?’’

İnsanı baştan çıkaran, çılgına dönüştüren tutku ve tutsaklıkların hangi birinden bahsetsem acaba?..

Burada bunlardan sadece birisine dikkat çekmek istiyorum…

Yediden yetmişe milyonları kuşatan, bir gol ile kitleleri çılgına dönüştüren meşin yuvarlağın büyüsünden bahsetmek istiyorum.

Evet, futbolun büyüsü, çekim gücü, coşkusu, cazibesi, trans hali adeta fena fi’l futbol olarak karşımıza çıkıyor…

Bir spor dalı olan futbolu bugün artık sadece futbol olarak değerlendirmek mümkün değil…

Futbol sadece futbol değil… Özellikle profesyonel futbolun ulaştığı boyutlar endişeleri arttırıyor. Bu konuyu yüzeysel cümlelerle geçiştirmek mantıklı değil…

Keşke futbol sadece bir spor dalı olarak kalsaydı…

Bugün meşin yuvarlak başka amaçlara hizmet ediyor. Futbol futbol olmaktan uzaklaştı, ‘futbolizme’ dönüştü… O artık bir endüstri, devasa bir holding, inanılmaz rakamların konuşulduğu bir sektör… Büyük bir rant kapısı… Kara para aklama pazarı…

Pazar büyük olunca, her türlü hile, şike, haksızlık, ahlaksızlık, yolsuzluk, vurgun normalleşiyor…

Büyük servetlerin döndüğü bu sömürü sisteminde kitleler uyuşturuluyor… Toplumların biriken öfke ve enerjileri kontrollü olarak yönlendiriliyor…

Aslında futboldan çok, oluşturulan bir kültür var… Dayatılan, türedi bir yaşam biçimi söz konusu… Olay, onun bir oyun olmasının ötesinde bir önem kazanıyor…

Futbol artık en az futbol içeriyor… Sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşamın tüm ünitelerine sızmış durumda…

Futbolla yatıp futbolla kalkan kitlelerde narkoz etkisi yapıyor… Toplumlar futbolizme rehin…

Olay basit bir taraftarlık değil, ucu zaman zaman tapınmaya kadar varan kaotik bir durumla karşı karşıyayız…

Egemenlerin oyun ve eğlence adına kitleleri kolayca yönlendirmelerine hatta kullanmalarına kadar açık bir sosyal patoloji ile yüz yüzeyiz…

İspanyol diktatör Franco’ya ‘gidişat bozuk, ekonomi kötü, halk perişan, herkes adaletsizlikten yakınıyor ama kimsenin şikayeti ve isyanı yok. Bunu nasıl sağlıyorsunuz?’ sorusuna verdiği cevap:

(3 F): Fado, Fiesta ve Futbol ile… halkı yüz binlik beşiklerde uyutuyoruz…

(Fiesta): İspanyol halkının çılgınca eğlendikleri milli bayramları.

(Fado):  Meşhur Portekiz halk müziği.

Burada ‘’İsyan ahlakı’’ nı dumura uğratan bir durumla karşı karşıyayız…

Futbolizm birçok paradigmanın önünde duruyor, ‘izm’ li ideolojilerden biri haline geliyor…

Eleştirilemez bir ‘’tabu’’…

Sahalarda bir mikro faşizm rüzgârı esiyor. Hız, haz ve hırs çağında gençliğin enerjisi bloke ediliyor…

Seyirci sadece seyirci olarak kalmıyor… Öfke, nefret, şiddet, küfür sınırında durmuyor; hatta uğrunda ölünen ve öldüren bir fanatizme dönüşüyor…

Şampiyonlukla fena fi’l futbola eren holiganların halini nasıl mubah görebiliriz?..

‘’Bıçağı tenime vursalar kanım sarı-kırmızı akar.’’

‘’Darağacına götürseler son sözüm Fenerbahçe olur.’’ diyen taraftarın ruh halini hangi teşhis ile tanımlayabiliriz?

Nasıl bir paganizm yansımasıdır?

Maalesef modern dünyada tribünlerin sesi, mazlumların feryadını bastırıyor…

Gol sevinci ile yükselen alkış ve ıslıklar yeryüzünde akan kan ve gözyaşını örtüyor…

Maçın derdinde olanlar açın derdinden anlamıyor…

Demem o ki spor üstü bir sorunla karşı karşıyayız. Yoksa benim sporla bir sorunum yok…

Futbolizme karşı olmak, spora karşı olmak değildir. Spor her zaman gerçek ve gerekli bir olgudur… Bir spor türü olarak futbol da oynayabiliriz… Ama bir Müslüman olarak yaşamın her an ve alanında meşruiyet zeminimizi korumak zorundayız…

Sporun da fıkhını, hukukunu, ahlakını, adabını bilmek mecburiyetindeyiz…

Harama bulaşmadan, hataya düşmeden sporun en güzelini yapmak elbette Müslümana yakışır… Böyle olmasaydı Efendimiz(sav) kılıç-kalkan, atıcılık, binicilik, yüzme, güreş, atletizm sporlarını teşvik eder miydi?..

’Güçlü mümin zayıf müminden daha hayırlıdır.’’ der miydi?

İslam temel de ahlakı zedeleyici, kulluğu engelleyici, cinselliği sergileyici, haksız kazancı özendirici, zamanı öldürücü tüm olgulara karşıdır… Adı ister spor ya da sanat olsun, fark etmez.

Spor, savrulma değil, savunma sanatıdır…

Spor, saldırganlık değil, sorumluluktur…

Spor, kendini kaybetmek değil, karakter kazanmaktır…

Spor, amaç değil, araçtır… Asabiyet değil, ahlaktır…

Spor, kavga değil, ayakta kalma mücadelesidir…

Spor, sosyal entegrasyon, kültürel hareketliliktir…

Spor, bağnazlık değil, yaşamla barışık olmaktır…

Tabi ki Allah için olan bir sporu kastediyoruz…  Bedeni eğitmeyen, arzuları azdıran bir sporu değil…

Politize edilen, profan, şiddet ve nefret pompalayan bir sporu tasdik ve tasvip etmiyoruz…

Bilmem anlatabildim mi?...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.