FETÖ davalarına toplum desteği gerekiyor

Ezgi ÇELİK/ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Hava Üssü'ndeki eylemlere ilişkin dava sürüyor. Sanıklar, mahkeme salonlarında red ve inkâr taktiği ile FETÖ’nün talimatları doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Tanık ifadelerini, kamera görüntülerini inkâr eden ve isim vermekten kaçınan FETÖ’cüler, mahkeme başkanının sorduğu birçok isme "tanımıyorum" diyor. Tanımadıkları kişiler arasında eşleri de yer alıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden medet arayan FETÖ’cüler davaları uzatmak için ellerinden geleni yapmıyor. Peki, dava süreci ne yönde ilerliyor? Sanıklar, duruşmalarda nasıl bir ruh hali sergiliyor? Bu süreçte mahkemelere gereken destek veriliyor mu? İşte tüm bu ayrıntıları Akıncı Üssü Davası mağdur avukatlarından Emrullah Beytar ile konuştuk:

İnsanlık adına utanç verici

-FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin dava sürüyor. Süreç nasıl ilerliyor? Duruşmalarda inkâr taktiği sürüyor mu?

Mahkeme salonlarında tamamen red, inkâr ve takiye üzerine kurgulanmış bir insan tiplemesi görüyoruz. Çünkü inkâr ve takiye bunların temel ahlak parametlerinden biridir. Bu onların geleneğine ve yaşam felsefesine ait olan bir fotoğraftır. Yaşamını yalan üzerine kurmuş bir insandan doğru bir söz beklemek gerçekçi bir talep olmaz.

Mahkeme salonlarındaki yazılı ifadelerinde ise aynı elin ürünüymüş gibi bir fotoğrafla karşılaşıyoruz. Çapraz sorgu aşamasında ise mahkeme başkanının ve müşteki avukatlarının soruları sırasında insanların yüzüne bakarak argo diliyle, ayak üstünde yüz yalanı rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Bu nedenle duruşmalardaki fotoğraf onlar için tam bir trajedidir. İnsanlık adına da utanç verici bir fotoğraftır.

Talimatla hareket ediliyor

15 Temmuz gecesinin kamera kayıtlarında dahi kendilerini inkâr ediyorlar. O görüntülerde karşılaştıkları kişilerin isimlerini vermekten kaçınıyorlar. Böyle bir talimat söz konusu. Bunu nereden anlıyoruz? Akıncı Hava Üssü'ndeki eylemlere ilişkin davanın ikinci celsesinde darbenin beyin takımı savunma yaptı. Savunması alınan sanıklardan ilki ise Akıncı Üssü’nün sivil imamı “Kemal Batmaz” oldu. Batmaz, savunmasında “Ben 1000 yıl ceza alsam da kimsenin ismini vermeyeceğim” dedi.

Dolayısıyla bu talimat üzerinden başlayan bir dayanışma ve direnç söz konusu. Ama bu dayanışma ve direnç onların lehine bir durum mu? Şüphesiz değil. Neden? Darbe öncesi ve sonrası fotoğrafları ve görüntüleri onların örgütlü bir yapı olduklarını ortaya koyuyor. Geçmişte birileri bu kişileri nasıl kandırmışsa, o kandırmaca ve oyunu halen devam ettiriyorlar.

Rüya âlemindeler

Bu insanlar 40 yıldır farklı hülyalarla, sevdalarla aldatılarak bir rüya âlemine sokulmuşlar. O rüyadan kalkmak istemiyorlar. Çünkü kalktıkları andan itibaren büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmış olacaklar. Bu da onlar için bir intihardır. Geçmişteki arzu, hülya, heves ve sevdaları gerçek fotoğraf ile örtüşmeyince ciddi manada bir çıkmaz içine gireceklerdir.

Yalanla kalkıp yalanla yatıyorlar

-FETÖ’cü hainler mahkeme salonlarında fazla rahat davranmıyor mu?

Hayır. Bizlere çok rahat bir fotoğraf sunma gayreti içerisindeler. Ama ruh sıkıntıları yüzlerine vuruyor. Bazı sanıkların beden dilinden, bu sıkıntıyla birlikte patlamak üzere olduğuna şahit oluyoruz. Söyledikleri sözler ile gerçeklik birbiriyle örtüşmüyor. Kurduğu cümlelerin yalan olduğunu biliyorlar. Ama bu yalanı bilerek, isteyerek söylüyorlar veya söylettiriliyorlar. Yalan konuşmak bunlarda birer meleke halini almıştır.

-Duruşmalarda hakaretlerde bulunmaları bu psikolojik travmanın bir parçası diyebilir miyiz?

Kesinlikle… Çünkü zaman zaman müştekilerle onlar arasında ağız dalaşı söz konusu oluyor. Dolayısıyla duygusal yakınlaşmalar ya da uzaklaşmalar söz konusu oluyor. Müşteki yakınlarının sözlerine karşı onların vermiş olduğu reaksiyonlar, psikolojilerini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Hüsrana uğrayacaklar

Peki, bu sanıkların ortak bir dil kullanması örgütsel iletişim ağlarını deşifre etmiş olmuyor mu?

Zaten deşifre olabildikleri kadar oldular. Kemal Batmaz ile Adil Öksüz arasındaki ilişki, Batmaz’ın Kaynak Holding’de üst düzey yönetici olarak çalışıyor olması biliniyor. Adil Öksüz’ün hanımının onlara ait firmada çalışıyor olması, örgütlü bir yapı olduklarını ve bu darbenin merkezinde olduklarını çok açık bir şekilde gösteriyor.

Onların bu şekilde davranmasının tek bir amacı var: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bir şey elde edebilir miyiz?” düşüncesiyle bir oyun oynadıklarını düşünüyorlar. Daha önce emniyet, savcılık ve sulh ceza hâkimliklerinde vermiş oldukları ifadelerini “Biz işkence altında ifade verdik” gerekçesiyle kabul etmiyorlar.

Türkiye toplumunu ve uluslararası toplumu kandırma gayretleri içerisinde oldukları açıktır. Ama elinde bütün imkânları oldukları halde 15 Temmuz gecesinde yaşadıkları hüsran gibi gelecekte de benzer bir hüsranla karşılaşmaları kaçınılmazdır.

Darbeciler ilk kez yargılanacak

-FETÖ ile mücadelede Sivil Toplum Kuruluşlarına, siyasetçilere ve topluma düşen görev nedir?

Türkiye’de ki darbe yargılanmaları çok yeni. 1960 darbesinde ve 1971 muhtırasında sanıklar yargılanmadı. 1980 darbesinde sadece 2 kişiyi yargılayabildik. O da karar kesinleşene kadar ikisi de öldüler. 28 Şubat davasında ise yerel mahkeme sürecinde son aşamaya yaklaştık. Bu tür örgütlü suçlarda sağlıklı bir yargılamanın yapılması için toplumsal ve siyasal destek şarttır.

Bu destek olmadığı sürece yargı tek başına bu ağır yükün altında kalkması mümkün değildir. Türkiye’de demokrasinin sağlam zeminler üzerinden gelişmesini istiyorsak, darbecilerle yüzleşmemiz şarttır. Darbecilerle yüzleşip, cezalandırma sürecini yaşamadığımız sürece darbeci gelenek bu topraklarda hep vücut bulacaktır.

Yüzleşmekten çekiniyoruz

-Bugüne kadar gelinen noktada bir destek var mı?

Her gün aynı sayıda insanlar mahkemede bulunuyor. Müşteki avukatlarının bir kısmı sürekli davayı takip ediyor. Dolayısıyla burada siyasetin ve sivil kurumların rolü ön plana çıkmaktadır. Toplum ve siyaset olarak sesimizin daha gür çıkması gerekmektedir. Yoksa darbelerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Sivil toplum örgütlerinin, halkımızın bu davalara daha fazla destek vermesini istiyoruz. Daha fazla siyasetçinin yanımızda olması gerektiğini düşünüyoruz. Ama biz halen darbecilerle yüzleşmekten çekiniyoruz. Korkuyoruz. Dolayısıyla sesimizi gür çıkarmadığımız sürece Türkiye’de darbe süreci bitmez.

Toplum desteği gerekiyor

-15 Temmuz ruhunu diri tutamıyor muyuz? Unuttuğumuzu söylemek mümkün mü?

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” insan hafızası unutkanlık hastalığıyla sakattır. Biz de çok hızlı bir şekilde başlıyoruz. Daha sonra zaman ilerledikçe o geçmişi unutmaya çalışıyoruz. Gelecekte bu tür süreçlerin bir daha yaşanmamasını istiyorsak Türkiye toplumunun siyasetçinin mutlaka darbecilerle yüzleşmesi gerekiyor. Yüzleşmeden bu iş olmaz. Onun için de toplumun desteği gerekiyor.

Davaları takip edelim

-Son olarak mahkeme sürecine ilişkin neler söylemek istersiniz?

Bizim için önemli olan siyasetçinin, toplumun her kesiminin, Sivil Toplum Kuruluşları’nın desteğinin devamlı olmasıdır. Şu anda sanıkların kendilerini daha rahat bir şekilde ifade edebilme ortamı oluşuyor. Ama mahkemelere katılım arttığı sürece darbecilerin kendilerini rahat etme ve hissetme olanağı ortadan kalkar. Dolayısıyla hem bu açıdan hem de mahkemenin de daha adil bir karar vermesini kolaylaştırmak adına insanların mahkemeye destek vermesi gerekiyor. Savcıya ve avukata destek vermesi gerekiyor. Aksi takdirde hepimiz nihayetinde insanız son noktada her insanın bir zaaf noktası vardır. Bazı insanlar da korku önemli bir zaaf noktası olabiliyor. Dolayısıyla bu fotoğrafların oluşmaması için toplum olarak darbelerle yüzleşmemiz gerekiyor. Yüzleşmenin yeri de mahkemelerdir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi 15 Temmuz ruhu diri tutulmaya devam edilmelidir. Biz 15 Temmuz’da ilk defa siyasetin ve toplumun aynı anda refleks ve direnç gösterdiğini gördük. Bu da darbecilerin planlarının devre dışı kalmasına sebep oldu. Dolayısıyla bu tür girişimlerin bir daha yaşanmaması için mutlaka yargılanmaların yapılması gerekiyor. Yargılamanın da sağlıklı yapılabilmesinin yolu siyaseten ve toplum olarak bu bu yargılama sürecine destek vermesinden geçiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.