Haftaya damgasını vuran, İstanbul’da toplanan İslâm İşbirliği Teşkilatı’nın aldığı karardı.

Kararda; Doğu Kudüs, Filistin’in başkenti olarak ilan ediliyor ve bu kararın tanınması için tüm dünyaya çağrıda bulunuluyordu.

Ayrıca bunun lafta kalmayacağı da şu şekilde belirtilmiştir:“İİT üyesi ülkelerin bu ağır ihlali BM Genel Kurulu’nun 377 A sayılı ‘Barış İçin Birleşme Kararı’ çerçevesinde BM Genel Kurulu’na götürmeye hazır olduğu teyit edilmiştir.”

Geçmişte bir oldu-bittiyle nasıl İsrail’i kurdularsa, şimdi de 1967 sonrası işgalden veyayılmacı politikasından hiç vazgeçmeyen İsrail’e adeta ödül verildi. Muhtemelen, Trump’ın Siyonist lobilerle kendi koltuğunu koruma karşılığında yaptığı bir pazarlıktı.

Öncelikle, bazı kafa karışıklıklarını giderelim. Yahudilik, ilk tek tanrılı dindir ve ırk olarak, tıpkı Araplar gibi Sami ırkındandırlar.  Aynı dedenin torunları olduğu biliniyor. Dolayısıyla,  amca çocuklarıdır. Biri, diğerinden daha önce yaşamamıştır o coğrafyada. Hristiyanlık sonrasında İslam geldiğinde de birlikte o coğrafyada yaşamışlar, yer yer sorunlar olduysa da başta Hz. Muhammed sayesinde uzlaşma noktaları bularak yaşamayı başarmışlardır.

Ağırlıklı olarak Müslümanların yaşadığı coğrafya, en parlak dönemlerini yaşarken, Hıristiyanpapalar hegemonyasındaki batıda, sefalet ve bulaşıcı hastalıktan kırılan halka zulüm ediliyor, soylulara cennet tapu karşılığı satılıyor, bilim adamları öldürülüyor, basit nedenlerle kadınlar cadı diye yakılıyordu.

Hıristiyanlar, bu arada bereketli topraklara ve “kutsal merkez” dedikleri Kudüs’e gözlerini dikmişlerdi. Çok sayıda Haçlı Seferi düzenlediler ve orayı ele geçirip Kudüs krallığını ilan ettiler. Maalesef birçok Müslüman ve Yahudi’yi kılıçtan geçirdiler.

Batıdaki zulmü oraya da taşıdılar. Yahudilerin çoğu o dönemde kaçarak dünyanın çeşitli bölgelerine dağıldılar. Zira; zaten inançlarına göre onların sınırlı bir devleti olması yerine dünya vatandaşı olmaları gerekiyordu. Hala bu inancı taşıyan bazıYahudiler, İsrail devletine karşıdır ve günah işlediklerini söyleyerek zaman zaman çağrıda bulunurlar. Ancak, Siyonistler kadar etkili olmadıklarından sesleri az duyulur.

Haçlı zulmünden oradaki halkı kurtaran Selahattin Eyyübi’dir. Kudüs’te 3 dine mensup olan halk, yeniden kardeşçe yaşamaya başlar. Haçlı Seferi, Yahudilere karşı değil, Batılı Hristiyanlara karşı yapılmıştır.Müslümanların liderliği döneminde, gerek Hristiyanlar, gerekse Yahudiler dışlanmamış ve daima onlara karşı adil olunmuştur.

Batı’da ise Sami ırkına karşı nefret, daha Haçlı seferi dönemlerinde bile mevcuttu. Hitler’den bin yıl önce başta Almanya olmak üzere, her yerde Samilere karşı düşmanlık vardı. Oysa1600’lü yıllarda, İspanya’dan kovulan Yahudilere sahip çıkan yine Osmanlıydı.

Batı’nın Yahudilere olan nefreti o kadar tırmanmıştı ki,  kadınlar başlarını açmaya, kimliklerini saklayarak yaşamaya başladılar. 1894 yılında Fransa’da yaşanan Dreyfus Davası ile Yahudi düşmanlığı devlet politikası olur. Aynı günlerde  Budapeşteli  Yahudi TheodorHerzl adındaki hukukçu–yazar, bir Yahudi devleti olması gerektiğini düşünür ve ilk resmi siyonizm derneğini kurar. Ancak, bunu önce Yahudilere kabul ettirmek için, bazı hahamların yardımıyla,  “vaad edilmiş topraklar” zehrini yayar.  Zehirdir; çünkü bu tahrif edilmiş bir bilgidir ve tahrif edilmiş İncil’de de yer almaktadır.

Bu düşünce, başta İngiltere olmak üzere Fransa’nın da işine gelir ve Padişah Abdülhamit’e bir teklif sunulur. Hem Osmanlı’nın tüm borçları ödenecek, hem de Abdülhamit muazzam bir servete boğulacaktır. Sultan bunu, “Siyonist devlete izin vermem” diyerek reddeder.

Osmanlı’nın yıkılmasıyla, Filistin’i mandasına geçiren İngiltere, bu planı uygulamaya koydu. Filistin’de nüfusun yüzde 10’u bile olmayan Yahudilerle, Müslümanlar arasında bir sorun yoktur. Komşudurlar ve ilişkileri iyidir. İngiltere,1920’lerde para karşılığında batıdaki Yahudileri buraya toplayıp  silahlandırdı. Aynı sokağı-şehri paylaştıkları komşularını katledip, evlerine el koyan da Yahudilerdi. Artık savaş başlamıştı. Çünkü“oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçiyordu”!

1948’de BM tarafından tanınan İsrail, Siyonist bir terördevletidir. Asla barışçıl niyeti olmadığı gibi, sınırlarını uydurdukları dine göre çizerler.Kendilerinin “seçilmiş kul” olduklarına inanan İsrailli Yahudilerin ilk Başbakanı Ben Gurion, gençlere hedeflerinin Arz-ı Mev’ud olmasını öğütlemiştir.

Filistinli Arapların onlara topraklarını sattığı, koca bir yalandır. İnsanları göçe zorlayıp, topraklarına el koydular. İngiliz aklı, Siyonistleri İslam coğrafyasına bir virüs gibi yerleştirdiğinden beri kansız tek gün yaşanmadı.Zamanla FKÖ tarafından tanınıp iki devletli çözümün başlatılmasına rağmen İsrail, BM’nin hiçbir karar ve yaptırımına uymadı; işgale devam edip Filistinlileri ablukaya aldı. Batı da bunu sorun edip, bırakın savaşı ambargo bile uygulamadı.

Filistin’de İsrail’e karşı savaşan Hristiyan Arap da vardır. Üç din için de kutsaldeğerinin olmasından çok asıl bu işgalci devlete karşı gelmemizin nedeni, buranın hileyle gasp edilmiş bir çete devleti olmasıdır. Üstelik de, dini kılıf yapıp, Batının Yahudi düşmanlığının bedelini, Filistin halkına ödeterek yapılmış planlı bir işgaldir. Batı içinse Samilere olan nefreti yüzünden bir taşla iki kuşun vurulmasıdır.

Filistin, bir insanlık davasıdır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.