Fitne, kelime anlamı olarak, Arapça'da altın ve gümüş gibi madenlerin hası ve posasının ayrılmasına, ateşe atılıp temizlenmesine denir. Genellikle de ağır bir imtihan anlamında kullanılır. Tıpkı yüksek hararetli bir ateşte madenlerin arındığı gibi fitne dönemlerindeki duruşları sebebiyle de insanların kalitesi de ortaya çıkar. Fitne zamanlarında muvahhid ve mustazaflar büyük musibet ve belalara düçar olurlar ve ıstıraplar çekerler. Buna mukabil keyfiyetsiz ve zalim olanlar müreffeh ve mesud hayat yaşarlar. İnsanlara kişilik, kalite ve ahlakına göre değil de; mensup olduğu imtiyazlı yapıya, parasına ve makamına göre itibar edilen bu dönemler için Rasulullah (sav):

“İnsanların dünyaca en bahtiyarlarını adi oğlu adiler oluşturmadıkça kıyamet kopmaz.”(Tirmizi, Fiten 2210).

Fitne zamanının insanlarının eşgalini ve adeta robot resmini Efendimiz (sav) şöyle tasvir ediyor:

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki gayretleri mideleri, şerefleri servetleri, kıbleleri karıları, dinleri dirhemleri ve dinarları olacak. Onlar mahlûkatın en şerlileridir ve onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur."

55 gün sonra bir önceki yazımda da ifade etmeye çalıştığım üzere, sadece demokrasi ve seçimler tarihimizin değil, tüm tarihimizin en önemli siyasi hadisesi olan 24 Haziran 2018 Seçimlerine gidiyoruz. Türkiye ve tabii olarak bölgemiz ve dünyamız yeni bir döneme girecek. Bu seçimler öncesinde, mevcut liderimize ve yönetimine karşı bazen şeytanın dahi aklına gelemeyecek iç ve dış ittifak denemeleri ve girişimleri var. Hem siyasetçilerin ifadelerinden, hem medyadan takip ettiğimiz kadarı ile liderimiz ERDOĞAN’a karşı içte ve dışta tüm şer çevreleri ittifak etmiş durumda. Cumhurbaşkanımızın yeni sistemle yeniden seçileceği ihtimali düşmanları ve onların içerideki uzantılarını huzursuz ediyor. Bu ihtimali ortadan kaldırmak için O’nun karşısına, yine aynı kökenden gelen dostlarını çıkarmaktan başka bir çare bulamıyorlar. Dost olarak ve görünenlerinden, düşmanın bu fitne ve tefrika oyunlarına gelmemelerini temenni ediyorum. Peki, böyle bir fitne zamanında, biz Hakkı tutanı, Hakkın tarafında olanı nasıl anlayacağız? Bu soru, aynı şekilde 1300 yıl evvel, büyük âlim ve mezhep önderi İmam Şafi’ye yöneltildiğinde, aynen şöyle cevap vermişti: “Düşman oklarını takip edin, o sizi Hak ehline götürür”. Düşman okları şimdi kime yöneldiyse elbette O’nu desteklemek bizim boynumuzun borcudur. Dostluğun da gereği budur.

Meşhur hikâyedir; Hallac-ı Mansur, cezbe halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene'l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. O’nu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli'den seccade isteyerek iki rekat namaz kılar. Ardından şöyle duâ eder: “Allah'ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.”


Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur'a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca, Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.”

Asıl olan dostuna cananına can olmak; yapayalnız, kimsesiz ve tek başına kaldığında onun yardımına koşulsuz ve karşılıksız koşmak; ona inanmak, inandığını belli etmek, ona yalnız olmadığını hissettirmek ve onunla her şeyini paylaşmaktır. Onun En dar anında; “işte yanındayım, seninleyim, birlikteyiz kardeşim, dostum, arkadaşım, büyüğüm canım, cananım” diyebilmektir.

Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan… Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.

Marifet iyi gün dostu olmak değildir. Sadece iyi gününde yanında olmak dostluk da değildir zaten. Günümüzde ahlâkî bozulmanın etkisi dostluklarda da gösteriyor kendisini maalesef. Artık menfaat hesapları ortaya girince dostlar birbirlerine taş atmaktan bile çekinmiyorlar. Ve nice pırlanta yürekli insanlar, çok önemsiz basit dünyevî meseleler uğruna birbirlerinden ayrı düşüyorlar.

Gerçek canlara, hakiki dostlara, pazara kadar, bir seçim dönemine kadar değil de; mezara kadar devam eden dostlara ve dostluklara selam olsun!

İKİ DOĞU ve İKİ BATI’NIN RABBİNE EMANET OLUN…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.