Türkiye’nin yüz ağartan ilim adamlarından merhum Fuat Sezgin için Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazına katıldım. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında bir haberi de cemaatle paylaştı ve “2019 yılını inşalah  Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Yılı olarak ilan edeceğiz. Böylece önümüzdeki sene ilmin, irfanın ve medeniyetimizin daha çok konuşulması sağlanacak.” dedi. Biz gazeteciler hayata biraz da ‘haberci’ gözüyle bakarız. O anda bu sözlerin manşet olacağını düşündüm. Ertesi günü gazeteler bu duyuruyu genişçe verdiler.

                Fuat Sezgin’in bereketli hayatını dile getiren biyografisi çok uzun ve buraya sığmaz. Ama 1924 yılında Bitlis’te başlayan hayatı, ilim dünyasında zaferlerle, şanlarla yükseldi ve vefatına kadar devam etti. 1960 darbecilerinin istemediği Fuat Sezgin, uzun bir sürgün hayatı yaşayıp ilmî çalışmalarını Almanya’da sürdürse de asla memleketini unutmadı ve gönlünde taht kuran Türkiye sevdasından hiç bir zaman vazgeçmedi. “Eve dönen adam” olmadı, zira evden hiç çıkmadı ki... O, vatanperverdi, yüreğiyle, beyniyle, fikirleriyle ve idealleriyle hep bizdendi, bizde kaldı, aramızdaydı, yerli ve milliydi.

                Hakkında çok güzel konuşmalar yapıldı. Basında iyi yazılar kaleme alındı ardından. Televizyonlar vefat haberini genişçe verdiler. Basın, son zamanlarda değerlerimize sahip çıkıyor. Tabii medyanın büyük çoğunluğu. Yoksa Fuat Sezgin gibi bilge ilim adamlarını hatırlamak bile istemeyen bir iki mevkute elbette var. Varsın olsun, onlar da aydınlık hakikatlerin zıddı şeklinde nümune olarak kalmalı belki  de. Fuat Sezgin 94 yaşında ‘güzel bir ölüm’le bize veda ederken esasında başlattığı kutlu bir çığırın da işaretçisi oldu. Kitaplarını, müzelerini, enstitülerini ve hayallerini, ardından armağan olarak bırakıp gitti.

                Günde 18 saat  çalıştığını söylemişti. Ömrü boyunca seçkin 18 dev eser yazdı. Düşünce okyanusunun, ilim deryasının içinde yüzdü ve topladığı inci mercan daneleri, aziz milletine, İslam ümmetine bağışladı. Almanya, onun alın teri dökerek, göz nuru akıtarak topladığı hazinesini, yani binlerce eserden oluşan kütüphanesini şimdilik vermiyor. Elbette bu hukukî süreç içinde Gülhane’de şimdi bir kısmı boş bekleyen raflar asıl sahipleriyle, kitaplarıyla dolacaktır.

                Şark ilimlerini okumuş, medrese tahsilini yapmıştı. Ama Batı bilimini de kavramıştı. Olağanüstü bir beyin, müthiş bir hafıza. 27 dil biliyor. Eski ve yeni İslam tarihçilerini ve âlimlerini de okudu, yanında yetiştiği büyük şarkiyatçı Hellmut Ritter’den de istifade etti. O Ritter ki bir zamanlar Türkiye’ye sığınmış 1943-1951 yıları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde hocalık yapmıştı. Sarsıcı iddiası da, “Bilimlerin temeli, İslam bilimleridir.” şeklindeydi. 

                Sezgin’in doktora tezi “İmam Buharî’nin hadisleri”ydi. Bir kolunu İslam ulemasına, öteki kolunu Batı filozoflarına uzatmıştı. Hakikatin peşindeydi. ‘İslam Bilim  Tarihi’ alanındaki çalışmalarıyla dünyanın mümtaz âlimlerinden biri kabul edildi. Cumhurbaşkanımızın isteği ve talebiyle Türkiye’de Gülhane Parkı’nda “İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi”ni kurdu, kütüphanesini oluşturdu.

                Çığır açan, ışık saçan bir allameden bahsediyoruz. Gülhane’deki hatıraları hürmetine bu alanda “Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Üniversitesi” açılmalıdır. Bütün eserleri muntazaman yayınlanmalı, adına ödüller konulmalı, yarışmalar düzenlenmelidir. Yeni Fuat Sezginlerin yetişmesini istiyorsak, hayatı belgesel hâle getirilmeli ve televizyonlarda yayınlanmalıdır. Basın iyi bir imtihan verdi. Sanırım Ağustos ayının dergileri de “Fuat Sezgin” özel sayısı şeklinde veya bölümlerle çıkacak. Cumhurbaşkanımızın hedef gösterdiği “2019 Fuat Sezgin Yılı” için şimdiden komiteler oluşturulmalı ve çalışmalara hemen başlanmalıdır.

                Fuat Sezgin, 26 sene süren araştırmaları esnasında Amerika’yı Kristof Kolomb’dan çok önce Müslümanların keşfettini, Vasco da Gama’nın Müslümanlara ait haritalarla Hindistan’a ulaştığını belgeleriyle ispatlamış bir âlimdir. Müslümanların müspet ilimlerde ulaştığı merhaleyi bütün dünyaya gösteren Sezgin, bize okumayı, düşünmeyi, araştırmayı, çalışmayı öğütlüyordu. Dinimizin bizden her gün yeni bir şey istediğini söylüyordu. Müslümanların kahrolasıca ‘aşağılık kompleksi’nden kurtulmaları gerektiğini ifade ediyordu. “Bilimin yüzde 30’unu Yunanlılar üretti, Müslümanlar bunu yüzde 80’e getirdi. Modern batı öyle bir fırtına estirdi ki hepsinin üzerine perde çekerek her şeyi kendine mal etti.” diyordu ve ekliyordu: “İslam medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak Batılılar’a anlatmaktan daha zor.”

                Biz, kabir ziyaretini seven bir milletiz. Gülhane Parkı da İstanbul’un merkezi yerlerinden biri. Bu mekânı dolaşanlar, Hocanın mezarını ziyaret edip fatiha okuduktan sonra onun bir kutlu ömre mal olan kültür merkezini ve kütüphanesini de ziyaret etmelidir. Bereketli ömrünü bu aziz millete ve ümmete hasreden Fuat Sezgin Hocayı unutmayacağız ve inşallah unutturmayacağız. Hep gönüllerdeydi, artık hatırası da gözümüzün önünde olacak. Rabbim rahmetiyle, mağfiretiyle muamele etsin. Mekânı cennet olsun. Türkiye’mizde ve İslam  âleminde yeni Fuat Sezginlerin yetişmesi, temennim, talebim ve duamdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.