‘‘Kimsenin iç âlemine karışma, kimseyi iç âlemine karıştırma, kimseye iç âlemini açma, gizli tut, yan ama tütme’’… Ah kuru taşlar bilse, bilse kavgamızı, kavgamızın kadrajını bilseler dağ taş dile gelir, dil lisansız kesilir, bilse ki iç âlemimizde ne kasırgalar kopar ve biz nasıl sustururuz, bilse taşlar halımızı, hâlsız olur taş…  

Karıştırmayın kimseyi aşkınıza, sancınıza, halınıza, kendi kendinize olan kavganıza… Samimiyetle coşan sevdanızı kim anlar, duanıza kim bel bağlar. Açmayın içinizin sokaklarını, bulvarlarını, içinizin dumanlarını, damarlarda dolanan kanlarını, kana karışan kurşuni hallarını, kim, kim anlar…   

Sen sen ol, gizli gizli tutuş, korlar lav görsün. Melekler tahmin etsin ıstırabını ve ruh tatmin olsun dâvânın derinliğinde, derinliğinin enginliğinde. Gaybın askerleri yoldaş olsun garbın çocuklarının hüznüne, hasretine… Gizli tut acını ki demlensin ki kalbinden beynine doğru nemlensin, bir samyeli salıversin içinden içine, ta en derine…

Ve ‘‘sabredin, her şeyin başı sabırdır’’ diyor o sadık dost, gözden gönle geçeni konuşmayın sabredin, sabretmeli ki ruhul kudüs, namusul ekber o makbul duaya dursun bize, tütmeyen o yangına, aşk yangınımıza, vatan ve iman düsturumuza… Sabır, nurani bir tebessümle sabır, müzeyyen bir gönülle sabır…

Konuştuğumuz kadar değil, yandığımız kadardır sevdamız. Tutuştuğumuz; ama tütmemesi gereken bir çekingenliktir bu hâl, garbın çocuklarının hâli… Sus ey hâl, sus ve hakkı öğren, hakkın umdeleriyle sözlen… Emin ol yandığın kadardır hakikat mevsimi…

Sus ve meşgul ol teslimiyetinde. Yan ve diril muhabbet tedavisinde. Artık kör değilsin ve yüreği esir hiç, hiç değilsin. Sus ve o narin iniltide zikrini duysun taa taşlar bile, içi kamaşsın diye münafıkların bile… Sus ve düğmesiz gömlek bile hayâ etsin sancılarının hicabına… Tarih kadar sus. Ümit kadar sus. Aşk ve dua kadar usul usul sus.

Sus ey garbın çocuğu, duymalısın mazlumun kederini, için ürperecek kadar. Kopan fırtınada, mazlum sessizliğinin yolunu gözleyecek kadar ve sen işte o an sana benzeyeceksin, gaybın askerleriyle güçleneceksin ey garbın yitik çocuğu…

 

Ey bulutlaşan kalp ve ey nem tutan göz ve ey azaba çarpan gözyaşı, dalgalanarak anlamlaşan. Senden ödünç aldım ey tarih bu teşebbüsü, senden ve uğrunda gömülmeye hazır olduğumuz özgürlüğümden…

Sus, yemyeşil koksun hüznün, yangınının dumanı bile sufi sanatında olmalı. Bedenine zor gelen hâlı sancı görmeyeceksin, sabredecek ve sarmaşık misali örüleceksin, örüleceksin sabrın sanatında, sanatkârın saltanatında…


 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.