Geçtiğimiz günlerde idrak ettiğimiz “Gazeteciler ve Basın Bayramı” dolayısıyla o kadar çok mesaj gelmiş ki…

O kadar çok övgü yağdırılmış ki bizim mesleğe ve bizlere…

Bunların hakkını verebilmek büyük mesele.

Şöyle, rastgele seçtiğimiz mesajlardan biri, Karabük Üniversitesi’nden Sayın Özcan Büyükgenç’e ait.

Demiş ki Sayın Büyükgenç:

“Doğru habercilik ilkesiyle mesleğini layıkıyla yerine getiren siz değerli basın mensubu arkadaşlarımızın Basında Sansür’ün Kaldırılışının 110. Yılı Münasebetiyle kutlanan ‘Gazeteciler ve Basın Bayramınızı’ tebrik ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.”

Bir mesajda dünyanın mesuliyeti.

 “Doğru habercilik ilkesinden ayrılmamak ve mesleği layıkıyla yerine getirebilmek!” az işler midir?..

Öncelikle “doğru” olan nedir, her durumda bunu tespit edebilmek lâzım.

“Laikliği korumak” amacıyla yapılacak her habere, -doğru olsun olmasın- “cevaz” veren bir anlayışın hâkim olduğu günlerden geldik biz.

O günlerin medyasında, genel kabul gören “doğru” buydu:

“Rejimi korumak adına yapılacak her şey meşrudur!”

Hiç unutmam;

Tesettürlü bir sağlık çalışanı tarafından “günah” diye filmi çekilmeyen “erkek” hastanın “kısır” kaldığına dair bir haber (!) yer almıştı 28 Şubatçı gazetelerden birinde…

Konuyu takip ettik, yalanı belgeledik.

Bunun büyük bir iftira olduğu anlaşıldı.

Gazetenin yöneticisi ne dese beğenirsiniz?..

“Laiklik düşmanlarının varlığı da inkâr edilemez ama, türbanlı olup böyle yapanlar da yok değil!..”

Bakış açısı buydu bir vakitler…

“Laikliği korumak” adına yalan haber yapmaya “cevaz” verilirdi!..

Misal çok…

FETÖcülerin memleketimizin altını oyduğu yıllar boyunca yaşananları hatırlayalım…

FETÖ kaynaklarından yapılan servisler, “doğru habercilik” ilkesini benimsemiş (!) hangi gazeteciler tarafından noktasına virgülüne dokunulmaksızın “haber”leştirildi?..

Kimler, hazır metinlerin üstüne “imza” atmak suretiyle şöhret katladı?..

Kimler, “hazır” kitaplara isim yazmak suretiyle servet ve mevki katladı?..

Misal çok…

Maksat hasıl oldu, uzatmayalım!..

Mesele şu:

Gazeteci önüne “servis” işi bir “haber” geldiğinde ne yapacaktır?..

Doğru ile yanlışı nasıl ayırt edecektir?..

Gündem maddelerinden hangilerinin, “şer odakları”nın sonraki operasyonlarına zemin hazırlamak için tezgâhlandığını nasıl anlayacaktır?..

Yaptığı haberlerle, verdiği tepkilerle “şer odakları”nın amaçlarına hizmet edip etmediğini nereden bilecektir?..

Tefekkürü ve vicdanı ile “piyasa”nın talepleri karşı karşıya geldiğinde, “doğru”nun yanında yer almanın bedelini ödemeyi nasıl göze alabilecektir?..

*****

Ne zor iş değil mi, şu gazetecilik?..

“GELENE AĞAM, GİDENE PAŞAM” GAZETECİLİĞİ!”

Gazetecilik tuhaf  meslek…

Bir anda işsiz de kalabilirsin, aklına hayaline gelmeyecek imkânlara da kavuşabilirsin.

Bunların hangisinin seni beklediğini belirleyen “liyakat” değildir kimi vakit, kolayca tahmin edilebilir faktörler girer devreye…

Sözgelimi, 28 Şubat sürecinde “brifingli gazeteciler” vardı…

Onlar, “ismi saklı” emekli generallerin mesajları üzerinden toplumu ve seçilmişleri “tehdit” eder, adeta “medya terörü estirir” ve bunun karşılığında büyük “kazanımlar” elde ederlerdi.

Vakitler geçti, dönemler değişti, “brifingli” gazetecilerden bir bölümü, bu sefer de “darbecilere karşı çıkar” havalarında, kazanımlarını arttırarak devam ettirdi.

Vaktinde “FETÖ” önde geleni gazetecilerin, işadamlarının filan peşlerinden ayrılmayanlardan bir bölümü de, yeni durumlara ayak uydurmakta güçlük çekmedi.

Bizim meslekte böyle marifetleri olanlar da çoktur;

“Gelene ağam, gidene paşam!” stratejisi her vakit geçer akçe olarak görülür ve duruma göre pozisyon alınır.

Her durumda "goygoy"u yapılacak mevzular bulunur, "İki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan" dünyasında.

Bunlara tevessül etmeyenler de vardır elbette, mesleğini hakkıyla yapmanın gayreti içinde olanlar…

Kolayca tahmin edersiniz ki…

Her vakit, azınlıkta kalır bunlar!

*****

DOĞRU İLE YANLIŞI NASIL AYIRT EDECEKSİN?

Elbette mühim:

“Doğru” olan nedir, bunu sağlıklı bir şekilde tespit edebilmek lâzım.

“Doğru olanı yapıyorum” zannıyla, “doğruyu yıpratma” tehlikesi de var çoğu durumda.

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olma meselesi!

Bu da çok bizim toplumda…

Elinize mikrofonu alıp, uzmanlık gerektiren bir konuda soru yöneltin vatandaşa…

“Bilmiyorum!” diyen yüzde biri bulursa ne alâ!..

Gazetecilerimizi de sonuçta bu “çok bilmişler” iklimi yetiştiriyor.

Her konuda ahkâm kesen nice gazetecimiz var…

İşte son misaller;

Bir takım “hain” ve “sapkın” oluşumları öne sürmek suretiyle,  memleketteki bütün “sivil manevi oluşumları” hedefe yerleştiren bir zihniyetin “gazeteci” etiketli tezahürleri…

Evet, “Din” alanı istismar edildiğinde “FETÖleşmeler” meydana gelebilecektir…

Bununla birlikte, bütün “sivil” manevi yapılara “potansiyel FETÖler” gözüyle bakılması da tamiri imkânsız hasarlar yol açabilecektir...

Gazeteci bu durumda ne yapacaktır?..

Bu büyük tartışmaya ilgisiz mi kalacaktır?..

Kalmayacaksa…

Meseleye ilişkin haberler yapar, yorumlarda bulunurken, hangi ilkelere ve bilgilere yaslanacaktır?..

İçinde yaşadığı toplumun “hâkim inanç sistemi” hakkında ne kadar bilgisi vardır?..

Toplumun sosyo-ekonomik yapısı, bu yapının tarih içerisindeki seyri, başka ülkelerdeki tecrübeler…

Yaşanılan zamanı ve o zamanın insanını kavramaya yarar tecessüs…

Bu mesleği icra edebilmek için nice birikime ihtiyaç var, gazeteci bu birikimi nerelerden elde eder?..

Sağlıklı bir “kanaate” ulaşmasını sağlayacak “alt yapı”yı ailelerimiz mi, okullarımız mı sunmaktadır?..

Sözgelimi, “sağlık” alanında bir habere imza atan bir gazeteci, bu konuda ne kadar bilgi sahibidir?..

Bu bilgileri nerelerden edinmiştir, hele “alan muhabiri” sayısının iyice azaldığı bu medya dünyasında?..

*****

Döndük dolaştık, “eğitim” ve “kültür” meselesine geldik.

Bir gazetecinin işini iyi bir şekilde yapabilmesi için birçok “kıymeti” bir arada taşıması gerekmektedir.

Öncelikle, ihbarın doğrusuyla yanlışını ayırt edebilmek için şarttır bu.

Hele hele, sosyal medyanın, dakikada asıllı-asılsız bin haber ürettiği bir vasatta…

Mesleği gazetecilik olanların doğru ile yanlışı tefrik edebilmeleri ve doğruyu “işlerine gelse de gelmese de” savunabilmeleri çok daha önemli hale gelmiş durumdadır.

“Milli Çıkarlarımız”, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek ve doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilecek “yepyeni” bir gazeteci neslinin, az sayıdaki mevcuda eklenmesini gerektirmektedir.

Dileğimizi ifadeyle bitirelim bu faslı:

“Geçmiş gazeteciler ve basın bayramımız kutlu olsun!..”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624