Akşam olur. Önce hafiften tatlı bir hüzün başlar… Uzaktaki hasreti çekilen düşer akla; ana, baba, evlat, dost ya da sevgili… Ve dünyada bütün güzelliklerin bir arada olmayacağı; sevdikleriyle ve tüm güzellikler ile ahiret yurdunda ebedi olarak hasret giderileceği düşer akla. İmanın tesellisi sarar insanı. Bir kaybın olmadığı, bu imtihan yerinden alın akıyla geçilince bütün arzu ve isteklere kavuşulacağı rahat nefes almayı sağlayarak, gecenin ilerleyen saatlerinde o tatlı hüzün tefekküre başlar…

Gece perdeler kalkar, hakikatler çırılçıplak ortaya çıkar... Geceler, kimsesizin, umuda ihtiyacı olanların, isyansızın elinden tutar. Geceler kusurları örter; sadece ışığı-nuru gösterir. Geceler emzirir yalnızları, tefekkür ehlini… Geceleri manalara giden bütün yollar pürüzsüz, bütün yollar hakikate çıkar... Geceler sadece gerçeklerin elinden tutar, hakikatleri doğurur, ayık kafalar ile alışverişi olur; hatırlatır bütün güzellikleri, unutmuşlukları… Yontar kabalıkları, ruha rötuşlar yapar, gönüldekinin dile dökülmesi için tazyik yapar… Gecenin alışveriş yaptığı insan ney olur ve gece üfler içine ilahi nağmeleri ve yürekten ayrılık hüzünlerinin iniltileri yayılır… Geceler, hasreti uyandırır, unuttuğun var der; sevmez ki unutmayı. Geceler, gerçekler yorganına bürüneni, pişman olanları ısıtır; çalınması gereken kapıyı hatırlatır…

Geceler usulca hesap sorar; tokatlamadan, ifşa etmeden, sesiz ve sedasız... Sadece inadın yakasından tutup, sarsarak bağırır zalime en yüksek seda ile… Gecelerde, gündüzün naz yaptıran ağrıları sessiz sancılara dönüşür, sadece Allah’tan istetir, hatırlatır, sorgulatır ve teslim olmayı sağlar. Ve ağrıları son kertede anons ettirir, şifa gelmesi için sebep kapısını çaldırır… Ve hiçbir çığlık bir ambülâns çığlığı gibi değildir. Gecede acıların sesi ambulans, yırtar duyarsız kulakları, hatırlatır; elimizdeki hiçbir şeyin kalıcı olmadığını.

Ve böyle düşüncelere salan bir gecede, muhteşem bir gerdanlığa baktım uzun uzun… Bu öyle bir gerdanlık ki; bakıldığında insanı büyüleyen cinsten. Güya güzelliklere hayran olanların çokça ihmal ettikleridir bu gerdanlık.

Gerdanlık, hayreti kolyenin merkezine çakıyor… Hayal yetişemiyor bu muhteşem sanatla kendinden geçen hayrete… Bazen hayret hayalden çok daha hızlıdır ve çok şeyler anlatır... Hayale dur der; önce şu gördüğümü bir hazmedeyim! O gerdanlık – kolye üstelik gülümsüyordu ve bu güne kadar hiç sırt dönmemiş, surat dökmemiş! Nurani tebessümü asırlar öncesinde güzeller güzeli için aşk ile ikiye bölündüğünü de hatırlatıyor... Bir nurdan parmak kalkıyor, Ay ikiye ayrılıyor. Getirdiği nur hem çöl insanlarının içini aydınlatıyor, medenileştiriyor, hem de karanlık âlemi…

Gece, Ay’ın itaatkâr bir asker olduğunu da gösterir. Gündüzün hazırlanıp ve gece ışıl ışıl ortaya çıkan o gerdanlığa ulaşanlar, gitmeyi becerenler ise göğe o antika gerdanlığı takanı keşfetmeden döndüler... Kibirli teçhizatları ve mekikleri ile dünyaya indiler bir avuç ay taşı ile… Göremediler Ayın ve kâinatın tek sahibi olduğunu. Gecelere gerdanlık olan o değerli taş; Ay, kendine ayrılan gecelerde Sanatkâr’ına ayna olan güneşe ayna olarak; bakın ve görün Sanatkârımın kudretini der…

İki zifiri karanlığı kaldıran nur iner gecede aydınlık yüzlü Efendimize Nur Dağı'nda; hem âlemi aydınlatır, hem insanlığı. Geceleri Katran ağacında Bediüzzaman zikrin ufuklarına ulaşır, zerrelerden yıldızlara tefekkürün kapıları sonuna kadar açılır ve hakikatlere ulaşmanın merasimi oluşur… Geceler Mevlana’yı atomlar gibi, yıldızlar gibi raksa davet eder… Gecelerde gönül erleri, hakikat erleri Allah’a arz eder nihayetsiz fakirliği ve zayıflığı ve gecenin sonunda seccadeden zenginleşmiş, devleşmiş olarak ayrılırlar… Geceler anadır; ananın yavrusunu emzirmesi gibi tevhit meyvelerini yedirir… Kâinatın ve yıldızların ihtişamını serer, gök çiçeklerini toplamaya izin verir…

Güneşle kamaşan bu gözler bu kararsız ve geçici dünyada en Güzelini-Allah’ı nasıl görsün ki. Biz güneşe ancak gece bakabiliyoruz; aynası olan Ay vasıtası ile. Allah’ı görmek için ise cennet gözü gerekir!

Ve yeni bir gün doğar, haydi; barışma, çalışma, üretme zamanıdır der.

Ve gündüz yerden Kamere sıçrayan gaflet temizlenir, pırıl pırıl bir şekilde yeni bir geceyle yeryüzüne merhaba der. Kim bilir kaç âşık kameri meşale edip, mana âlemlerine Seyru sülûk etmiştir? Ay, hal dili ile yükseleceksen benden yüksel. Ben ki aşk ile yarıldım, iki parça oldum. Bende ki itaati yeniden cereyan etmiş gibi gör, nefsinden ayrıl iki parça ol. Ancak ağırlıklarını bırakıp kulluğunla yükselirsin diyor.

Evet, gecenin gerdanlığı kamer – Ay, Allah tarafından gökyüzüne takılmış, uzaktaki hakikatlere atlama taşı olmuş. Mescid-i Aksadan uzun yolculuğa Miraç’a yükselen Hz. Peygamberimizin Muallâk Taşı gibi hakikat erlerine de Ay ve yıldızlar ve ötelere yükselme taşı olmuş. Ve muallâkta oluşunu görmeyenlere sitem ediyor Kamer… Boşlukta – Muallâkta göğe takılan gerdanlık davet ediyor bizi sonsuz kudreti görmeye, anlamaya. Ve Aya seyahat her akşam mümkündür…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.