Deniz Baykal’ın ani rahatsızlığı sonrası yaşananlar, içimizdeki kamplaştırıcıların kimler olduğunu bir kez daha gün yüzüne çıkardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Baykal’ı hastanede ziyaret etmesi, tedavisi için cumhurbaşkanlığı uçağı ile doktor getirtmesi nedense çoğu CHP’liyi, solcu görünümlüyü rahatsız etti.

Baykal’ın eşinin, ilgilerine teşekkür ettiği Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Partili kurmaylara diğer solcuların da en azından saygı duymaları gerekirdi değil mi?

Lakin bizim solcularda ibre her vakit şaşırdığından olsa gerek, bu haberlerin altına yapılan yorumlara bakınca solun acımasız ve ikiyüzlü halini bir kez daha görmüş olduk.

AK Parti ve Erdoğan nefretini akıl ve izan ötesi bir boyuta taşıyan adeta nefretle kimlik bulan bu solcular kendilerini kontrol edemeyip -hani neredeyse- Baykal’ı ihanetle suçlayacaklar diye endişelendim inanın!

Hoş, bunların sevgi pıtırcığı sanatçıları da en hümanist köşe döşeyen yazarları da her fırsatta savundukları değerleri sadece kendileri gibi düşünenler için istediklerini zaten ispat ediyorlardı!

Bunlar daha dün, Meltem Cumbul Hanfendinin ev sahibini/organizasyonu temsilen bulunduğu sahnede Semih Kaplanoğlu’na yönelik kaba tavrını savunan yazılar da döşenmişti ama biz çabuk unutuyoruz…

İnancı için tokalaşmayanları dahi yerden yere vuran zevatın, Cumbul’un nefret suçu bünyesinde sergiledikleri tavrı meşrulaştırma çabalarından sonra söyleyecek söz mü kalmıştı?

Yıllardır başörtülü kadının arabasına, evine, tatiline tahammülsüzce laf çakmalarını, karşılaştıkları örtülülere gözlerinden mitolojik tanrıların kıvılcımlarından savurarak geri dönenlerden ne çok şey bekliyoruz!

Bırakınız muhatap olmayı, selam vermeyi, başörtülüye köpeğini sevdirmeyen ablaları, “köpeğim kapalılardan korkuyor” diyen teyzeleri hemen de unutuyoruz.

Aynı mekânda karşılaşılan kapalılara; “Burası benim agoram, senin ne işin var serf!” yollu bakışlarını gönderip mağrur eda ile burunlarını havaya dikenleri görmezden gelmemiz de işe yaramıyor belli ki!

Görmesek, görmek istemesek de unutsak, unutmaya çalışsak da hastalıklı bünyelerinde kin ve nefretle yaşayanlar bundan vazgeçmiyor işte!

Dillerine pelesenk ettikleri sevgi, barış, kardeşlik, kadın hakları, hayvan sevgisi, demokrasi, özgürlük gibi kavramlarla peş peşe cümle kurmayı maharet zannedip nefretle yaşamaya devam ediyorlar…

Sözüm meclisten de farklı düşüncesine rağmen kardeşlik ve milletlik paydasında sevgi ile yaşayanlarda dışarı elbet.

Lakin mevzu bahis olanların işi hakikaten çok zor!

Kin ve nefret, önce kişinin kendisine zarar veren acayip bir zehir gibidir. Bu kadar öfke bünyeyi bozar; sahi, buna nasıl güç yetirebiliyorlar?

Umutla yaşayan insanlardan biri olarak sevgisiz hayatın “öz Cehennem” olduğuna inananlardanım!

Hâl böyle olunca dini, dili, meşrebi, fikri ne olursa olsun cem-i cümle insana acı çektikleri her zaman bizim de ruhumuzun muazzeb olacağını hatırlatmak ister; “gelin tanış olalım” derim. Sevgiden kim ölmüş!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.