Gelişme aldatmacası

Mehmet Alkış 11.01.2017


Yerkürenin; içinde kenar mahallelerin çokça yer aldığı merkezi bir küresel köye dönüştüğü artık iddia olmaktan çıkarak gerçeğe dönüşmüş bulunmaktadır. Bunu sağlayan itici güç, gelişmiş ülkelerin sahip olduklarına diğerlerinin de sahip olacağı varsayımıdır. Son derece ilginç bir ezbere dayalı ve üzerinde yeterince düşünülmemiş olan bu varsayımın, gelişmiş olarak anılan ülkelerin, eşyanın tabiatına aykırı olarak halde bu çelişkili fikre öncülük etmeleri ve kabulü için ciddi çaba göstermeleridir.

İster istemez akla hemen şu can alıcı soru geliyor: Her türlü şiddet, baskı, dayatma ve zorbalıkla ele geçirdikleri yeryüzündeki ülkelerin yer altı-yer üstü kaynaklarının sahiplerini ölümle pençeleşmeye terk ederken en küçük bir acıma hissi duymayanlar böyle bir yola neden başvursun? Görünürde insani olan bu hedefi, ötekinin hak hukukunu tanımak şöyle dursun; onları çiğneyen, ezen, gerekli gördüğünde yok eden, katliam ve soykırıma dâhil her türlü cinayete başvuranlar neden benimsesin? Bunun, mantıklı, akla yatan bir açıklaması olabilir mi? Elbette hayır! Öyleyse, bu İşin içinde başka bir iş var, demekten başka çare kalmıyor.

Zenginlik ve refahın yaygınlaşması sayesinde sorunlarının bütünüyle çözüleceği inancı, tüm bireyler ve toplumlar tarafından sorgusuz sualsiz kabul görmüş yaygın bir kanaat olduğundan herkes yarışta yerini almakla meşgul.

Kurallarını küresel hegemonya peşinde olanların belirlediği oyuna herkesin katılmasını sağlamak onlar adına ilk önemli başarıdır. Zira oyunu kurmak, istediği gibi sürdürmek, yarıda kesmek, iptal etmek, kurallarını değiştirmek onların tercihleriyle belirlenmektedir. Kutsal bir vecd içinde yarışa odaklandıkları için önlerine sürülenleri sorgusuz, sualsiz ve itirazsız kabul edenler hileleri görmekten oldukça uzaktırlar. Her defasında yenilginin verdiği hırsla yeniden ipi göğüslemekten başka düşündükleri her hangi bir şey onları ilgilendirmemektedir.

Bu motivasyonla söz konusu ortak hedefe, kendinden geçmiş ve gözü dönmüşçesine kilitlenenlerden az da olsa zaman zaman gerçeği fark edenler çıkmaktadır. Silkinerek kendine geldiklerinde gerçeklerin üzerindeki perdeyi kaldırınca dehşetle irkilmekten kendilerini alıkoyamıyorlar: Doğal denge bozulmuş, sosyal düzen sarsılmış, ahlâkî yozlaşma tavan yapmış,  yoksulluk katlanmış, çatışmalar önü alınamaz hale gelmiştir. Sömürü, soygun, talan ve istismarı devam ettirenler, kimsesiz hayvanlara verdikleri gıda ve değeri çok gördükleri insanları kitlesel ölümlere terk etmekte hiçbir tereddüt etmiyorlar, kıllarını dahi kımıldatmıyorlar.

Dahası, çatışmaları kışkırtarak daha çok kâr anlamına gelen daha çok ölümler için akla hayale gelmez oyunlar, tezgâhlara başvuruyorlar.

Bu fesat ve ifsad haline rağmen, kalabalıklar, içine düştükleri sarhoşlukla, büyük beklenti ve ümitlerle katıldıkları koşuyu sürdürmekten geri durmuyorlar. Cennete kavuşacakları günün yakın olduğu hissiyle hareket edenlerin kimleri hiçbir zaman, kimileri bir süre sonra hiç bir şey elde edemeden hayata veda ediyorlar. Ya da boşa giden ve dönüşü olmayan bir yola girdiklerini iş işten geçtikten sonra anlıyorlar. 

Oysa onları var edenin uyarılarını, ya da hayatın geçekleriyle yoğrulmuş insanlık tarihini dikkate alsalar fesatçıların hilelerine düşmekten kurtulabilirler.

 “….Sakın, bu dünya hayatının sizi ayartmasına ve Allah hakkındaki çarpık düşüncelerinizin sizi saptırmasına izin vermeyin!”(Kuran 35/5)


Etiketler: