Tarih boyunca bizimle uğraşmış olan Haçlı zihniyetliler, bugünlerde yine meydana çıkmış durumda. Müslümanı Müslümana kırdırmak için binbir hain ve sinsi plan yapmakla uğraşıyorlar. Arakan’daki soykırıma itiraz eden, bu hunharlığa karşı haykıran yegâne devlet Türkiye. Terör örgütleriyle ülkemizi yormak isteyen dış güçler, şimdi de Orta Doğu’da kirli bir tezgâhın içine girdiler. Mesut Barzani’yi tahrik ve teşvik ederek Irak’ta Kürtleri, Arapları ve Türkmenleri birbirlerine kırdırmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki safdil olan Müslümanlar da kurulan tuzaklara çabucak düşmekte, düşmanlarına alet, hatta yem olmaktadır. Bütün bu üzücü manzarayı değiştirmek, hesabı bozmak ve mazlum coğrafyalardaki insanları uyandırmak için bir Türkiye var. İyi ki var. Zira başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere şuurlu devlet adamlarımız sayesinde Batı’nın kirli plân ve hesapları bozulmaktadır.

Türkiye’nin büyük bir sorumluluğu var. Hem İslam alemine, hem Türk dünyasına hem de mazlum bütün coğrafyalara öncü ve örnek olan ülke biziz. Yükümüz ağır ama şükürler olsun ki her alanda yetişen, idarecilik kabiliyetine sahip sağlam bir nesil geliyor. Öğretmenlik mesleğini yapmak nasip olmadı. Kaderde gazetecilik varmış. Ama yaklaşık on senedir “Yazı Editörlük ve Medya Kursu”muz vesilesiyle gençlerlerle bir aradayız. Öncelikle gençlerimizin geleceğe dair çok güzel düşüncelere sahip olduğunu, idealist olarak yetiştiklerini ve hiç bir zaman istikbalden ümitlerini kesmediklerini görüyorum. Bazıları farklı düşünse de gençlerimizin çalışkan ve gayretli olduklarını düşünüyorum.

Geçen gün Birlik Vakfı’nın Sultanahmet’teki bahçeli binasında kursumuza devam eden gençlerimizle bir istişare toplantısı yaptık. Orada şunu gördüm. Gençler aslında biraz teşvik bekliyor. Çalışmaya, üretmeye ve faydalı işlerin içinde olmaya hazırlar. Yeni projelere açıklar. Ufukları geniş. Yaklaşık iki saatlik sohbet ve danışma toplantımızda âdeta beyin fırtınası esti. Karşılıklı soru ve cevaplarla neler yapılabileceği üzerinde imal-i fikr edildi. Gençlerimizle görüştükçe sevincim ve ümidim artıyor. Çünkü aralarında editörlük yapmaya başlayan, yazı yazan, dergi çıkaran, gazete köşelerinde kalem oynatanlar var. Ayrıca kitap yazma teşebbüsünde bulunanların sayısı az değil. Şüphesiz bu gelişmeler, bizi bahtiyar ediyor ve geleceğe dair güçlü ümidimizi pekiştiriyor.

Yıllar önce bir grup cevval genç ile tanışmıştım. Eyüp Sultan merkezli kültürel faaliyetler yapıyorlardı. Bir araya geliyor, yazarları davet ediyor ve toplu kitap okuma toplantıları yapıyorlardı. Sohbetini dinledikleri yazarlara, daha önce okudukları kitaplarıyla ilgili sorular yöneltiyor ve aldıkları cevaplarla kıyaslamalarda bulunuyorlardı. Güzel bir isim bulmuşlardı kendilerine: “Mürekkep Kokan Eller”. Hakikaten elleri mürekkep kokuyordu. Yüzleri kitaba, mihraba ve dergâha yani ilme, irfana ve medeniyete dönüktü. Büyük geçmişimizin farkındaydılar. Bir Bâbıâli Sohbeti’nde ESKADER’in misafiri olmuşlardı. O gün müstesna bir akşam yaşamıştık. Bereketli, feyizli ve faydalı toplantıdan bütün dinleyiciler çok memnun kalmıştı. Uzaktan uzağa takip ettiğim grubun öncüsü Yusuf Samet Çakır, geçen arkadaşlarıyla bana geldi. Büyük bir heyecan içindeydiler. Zira uzun zamandan beri tasarladıkları dergiyi ete kemiğe büründürmüşler ve Nüktedan adını verdikleri kültür, sanat, edebiyat mecmuasını çıkarmışlardı. Dergiler zaten baştan sona maratondur ama ilk sayılar daha çok heyecanlandırır kurucularını. Zira ilk göz ağrıları, ilk hevesleri, ilk maceralarıdır. İnsanlar dergiyi nasıl bulacak, muhtevayı doyurucu, kapak ve mizanpajı estetik bulacaklar mı? Bu endişeyi bütün iliklerine kadar hissederler.

Sohbetimiz Mihrabad Yayınları üzerineydi. Derginin ikinci sayısına bu mülakatı yetiştirmek istiyorlardı. Yönelttikleri sorular önemli, derinlikli ve incelikliydi. Sonra TYB İstanbul’un mekânı Kızlarağası Medresesi’nde Nüktedan’ın tanıtım toplantısı yapıldı. Sanırım tarihî küçük mekânımız, o güne kadar yapılmış toplantılardan en samimi, en coşkulu ve heyecanlı programlardan birine ev sahipliği yaptı. Moderatörlüğünü Nüktedan dergisinin Yayın Koordinatörü Salih Doğan’ın yaptığı programda, ilk sayıda yazıları bulunan Uğur Canbolat, İbrahim Özgün, Bekir Tuncer Salihoğlu ve Elif Sönmezışık konuşmacı olarak yer aldı. Duygular güzel, düşünceler anlamlı, ümitler kaviydi.

Programda açış konuşmasını gerçekleştiren Nüktedan Dergisi Yayın Yönetmeni Yusuf Samet Çakır, gönüllerle köprü kurmak için bir dergi vücuda getirdiklerini ifade ederek şunları söyledi: “Biz, gönüllerle köprü kurmaya geldik. Gönül almaya geçmişle geleceğe köprü kurmaya geldik. Toplumumuzda kaybolan bir değer olan nüktedanlığı hatırlatmaya, kırmadan, kırılmadan sesimizi duyurmaya çalışacağız. Edebiyatta büyük bir boşluğu doldurmak gibi bir niyetimiz yok. Bana kalırsa edebiyatta büyük bir boşluk da yok zaten. Biz, edebiyatla dolmaya geldik…” Nüktedan inşallah irfanımızın güleryüzü olacak. Yolu aydınlık, bahtı açık, okuru bol, nüktesi ziyade olsun.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.