Eğitimden sanayiye pek çok alanda olduğu gibi gıda ve tarımda da kırılma noktası İkinci Dünya Savaşı sonrası gerçekleşen hepimizin duyduğu “Marşal Yardımı” projesinin başlamasıdır. Evet, yalnızca ülkemiz açısından değil tüm dünyayı değiştirecek dönüşümlerin başlangıcı olması bakımından bir milat.

Amerika Birleşik Devletlerinin ekonomik açıdan neredeyse hiç etkilenmediği İkinci Dünya Savaşı özellikle Avrupa’ya ağır hasarlar vermişti. Çok soğuk geçen 1946-47 kışı da üstüne gelince açlık ve ölümler baş gösterir. Diğer yandan yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde endüstriyel tarıma geçen ABD oldukça büyük miktarlarda ürün fazlasına sahipti. Savaşın bitimini müteakiben ABD, Avrupa’ya bir bölümü hibe bir bölümü ise kredi tarzında parasal yardımda bulunarak ABD ürünlerinin bu yardımlarla satın alınmasını hedefliyordu. Türkiye ise 1947 yılında hayata geçirilen Truman doktrini gereği “Komünizmle mücadele” kapsamında bu borç yardımına(?) dahil edildi. Marşal Planı ile ABD tahıl dağları Avrupaya doğru harekete geçirildi. Daha dört sene evvel 1944 yılında ABD’nin Avrupaya buğday ve un ihracatı 1 milyon 220 bin ton civarında iken 1948 yılında bu rakam 12 milyon 776 bin tona ulaşmıştı. Tabii ki Amerikan hükümeti bu planı şirketler eliyle tatbik ediyordu. Başta kökleri 19. yüzyıla dayanan tahıl devi Cargill olmak üzere küresel şirketler ile ABD hükümeti karşılıklı olarak kar ve hegemonya temelinde iyi işleyen bir ortaklık kurmuşlardı. Ellerinde bulunan muazzam tahıl stoklarını adeta bir silah gibi kullanarak adım adım “tahıl hegemonyası” tesis etmek için dünya piyasalarını düzenliyorlardı.

Marşal planı ve Truman doktrini kapsamında uygulanan yardım(?) stratejisi tutmuş ABD tahılına pazar bulunmuştu. Şimdi bu stratejiyi daha yaygınlaştırıp dünyanın tamamını pazar yapma yolunun açılması gerekiyordu. Bu amaçla kısaca P.L. 480(Public Law 480) olarak bilinen “Tarımsal Ticareti Kalkındırma ve Yardım Kanunu” 1954 yılında çıkarıldı. Bu kanun ABD hükümetine ve tabii küresel tahıl devlerine Avrupa ve açlık çeken ülkelere yerel para birimleriyle tahıl satabilme olanağı sağlıyordu. Bu arada açlık çeken ülkeler de Hindistan, Pakistan, Mısır ve Türkiye gibi kasalarında dolar bulunmayan ülkelerdi.

İlk başta kulağa gayet hoş geliyordu ucuz ürünler ithal edecek üstelik kendi ülkenizde bastığınız para ile ödeyeceksiniz. Yerli politikacılar görünüşte oldukça karlı bu ticaretin orta ve uzun vadede getireceği yıkımları hayal bile edemiyorlardı. Oysa bir yandan ABD tahıl endüstrisinin dünyadaki pazar payı artarak genişlerken diğer yandan ithalatçı ülkelerin pazarlarını işgal eden ucuz ve kalitesiz ürünler yerli üreticiyi baskı altına alarak bu ülkelerde tarımsal üretimin azalmasına yol açıyordu. 1960 yılı başlarında P.L. 480 uygulamaları ABD’nin toplam tarımsal ihracatının üçte birini teşkil ediyordu. Yaklaşık 35 milyar tutarındaki bu ihracatın hemen hemen yarısı buğday ve un’dan oluşuyordu.

Öte yandan sattığı tarım ürünleri karşılığında aldığı paraları yine o ülkelerin bankaları nezdinde fonlar oluşturarak lobi faaliyetlerinde kullanıyorlardı. Neler mi yapılıyordu? Mesela türkü sipariş ediliyordu. Evet, yanlış duymadınız dünyanın en büyük mısır ve soya üreticisi ABD bu yağlardan ürettiği margarinlerin ülkemizde rağbet görmesini sağlamak için zeytin yağı kullanımını azaltmak amaçlı faaliyetler tertip eder. Zeytin yağının ısındığında kanser yaptığı yalanı ve “zeytin yağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” türküsü işte bu faaliyetlerden bizim haberdar olduğumuz bir kaçıdır.

ABD, küresel firmalar aracılığıyla ucuz ve yerel para birimleriyle buğday ve un sattığı ülkelerde bir kaç yıl gibi orta vadede(yerli üretici rekabet edemediğinden) üretimin düşmesine neden oluyordu. Ancak bu defa da takip eden yıllarda düşük üretim iç pazarın ihtiyacını karşılamaz hale gelince dışarıdan tahıl ithal etmek kaçınılmaz oluyordu. Tahıl ithali mecburiyet halini aldığında ise ABD firmaları daha evvel Türk Lirası karşılığı sattıkları buğdayı bu sefer dolar karşılığı veriyordu. 1947-51 yılları arası uygulanan Marşal Yardımı senaryosu ve 1954 te start alan ve uzantıları hala devam eden P.L. 480 taktikleri oldukça işe yaradı. Yerli işbirlikçilerle elele yeni gıda emperyalizminin temelleri gayet sağlam atılmış oldu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
deniz 2018-01-12 10:56:44

madem marshall planı yıllarından bahsediyorsunuz lütfen o yılların unutulmuş kahramanı osman nuriyi de unutmayın

banner623

banner624