Toplumlar muhafazakardırlar. Tabii ki bu, toplumların geneline dair bir yargıdır. Kastettiğimiz; bir topluma yeni bir fikir, düşünce vb. geldiğinde toplum hemen onu kabul etmez, hatta direnir. Fakat toplumun içerisinde tabii ki, farklı insan profilleri vardır. Azınlıkta olan bir grup ta yeni fikir ve düşünceleri kabul etmeye daha eğilimlidir.

Bu açıdan geçmişe dair varolan kült, ciddi anlamda belirleyicidir. İnsanlar, içinde doğup büyüdükleri toplumun alışkanlıkları üzerine hayatlarını idame ettirirler. Bu sebeple, töreler, gelenekler vb. insanı ciddi anlamda belirleyicidir. Bunları insanların ellerinden çekip aldığınızı zaman, adeta yol haritasını çekip almış olursunuz. Bilhassa dini düşünce konusunda da, insanların niçin kapalı muhafazkarlar haline geldikleri bu bağlamda daha iyi anlaşılabilir.

Peygamberlerin görevlerinin zorluğunu bu minvalde tahmin etmek hiç zor olmayacaktır. Hz. Nuh (AS) neredeyse 10 asra yakın kavminin arasında “gerçek”leri söylemeye devam etti ama bu gerçeği kabul edenlerin sayısı, görevini icra ettiği yıl sayısına bile tekabül etmedi. Üzerinde ciddi düşündüğümüzde, metanet, sabır ve özgüven isteyen bir meseledir.

Neredeyse tüm peygamberler benzer zorlukları yaşamışlardır. Hz. İsa (AS), zaten kısa süre kaldığı toplumda, hayatını sürekli iktidarın takibatıyla geçirmek durumunda kalmıştır ve nihayetinde kendisine inananların sayısı oldukça sınırlı kalmıştır.

Hz. Peygamber (SAV), Mekke Dönemi’nde toplumunun ciddi dirençleriyle karşılaşmıştır. İnsanların, bu gerçekleri kabul etmemelerinin gerekçesi de, Kur’an-ı Kerim’de atalar kültü olarak ifade edilir. Bunun karşısında Kur’an, mevcut olanın sorgulanması üzerinde durur. Bunun anlamı; varolan kültürü tamamen iptal etmek ya da reddetmek değildir. Şayet içinde yaşanılan kültür tamamen bir reddin konusu olursa, hiçbir yeni düşünce ve hareket başarılı olamaz. Özelde Hz. Peygamber’in tavrı da şudur; mevcudu sorgulayarak kültürü aşmak.

Kitleler, mevcut rutinlerinin yanlış veya doğru olduğunu sorgulamazlar. Onlar, ancak bir yerde olumsuzlukla karşılaşınca ya da zarar görünce, işlerin niçin yanlış gittiğini pratik olarak sorgularlar. Bu anlamda kitleleri, bilgi açısından doğru yönlendirebilecek, onlara sorular sorarak hayatlarını yeniden sorgulamalarını sağlayacak ulema ve aydınların rolü büyüktür.

Tam da burada Kur’an-ı Kerim’in, “Gidiş nereye” (81/Tekvir, 26) şeklindeki sorusunu hatırlatalım. Evet, insanların kendilerine daha kuvvetle sormaları gerekiyor: “Gidiş nereye?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.