Günlerden Pazar’dı, Temmuzun 8’i… Edirne Uzunköprü’den kalkan tren İstanbul Halkalı’ya doğru 15.45 seferine henüz başlamıştı. 6 personelli ve toplam 6 vagonlu bu yolcu treni seferini 362 yolcusuyla yaklaşık 4 saatte tamamlamayı planlıyordu. Yolcularının ekseriyeti Uzunköprü, Çorlu, Pehlivanköy gibi Trakya havalisinin insanlarıydı. Genelde sorunsuz bir hat olduğundan insanlar güvenle yolculuk yapabiliyor, dünyanın riski en az yolculuk şekli olan tren yolculuğunu gönül rahatlığıyla tercih ediyorlardı. Bu aralar oldukça fazla yağmur yağmıştı ama bu durumun bir tehlike teşkil edebileceği düşünülmüyordu. Zira evvelki yıllarda sert ve yağışlı geçen kış mevsimleri bile tren seferlerinde kalıcı bir aksamaya meydan vermemişti. 8 Temmuz günü de şiddetli yağışlar olmuş ama Kapıkule’den kalkan bir önceki tren seferi sorunsuzca tamamlanarak Halkalı’ ya varmıştı. Dolayısıyla aynı gün öğleden sonraki seferde de herhangi bir sorun beklenmiyordu. Ama öyle olmadı! Tren, Sarılar köyü yakınlarında saat 17 sularında devrildi. 110 kilometre hızla giderken raydan çıkarak yan yatan tren enkazının altından, sağından solundan çıkarılan yolcuların 318’i yaralı halde hastanelere kaldırılırken 24 insan ölmüştü. Ölen insanların her birinin ayrı bir hikâyesi vardı. Tren İstanbul’a varsaydı hikâye devam edecekti. Bu 24 farklı hikâye zamansız ve erken bittiğinden insanın göğsüne bir taş oturuyor. Yunus’un göğsüne de aynı taş oturmuş olmalı ki şu dizeyi söyleyivermiş:

“Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi”

Bu “Gök Ekinler” hangi sebeple biçildi? Yetkili ağızın açıklaması aynen şöyle: “14.20 ile 15.10 arası metrekareye saatte 32 kilogram yağmur düşmüş, bu da oradaki menfezde olağanüstü şişmeye, zira zemin sürekli aldığı yağış nedeniyle suya doygunluk nedeniyle olağanüstü şişkinlik olmuş. Tren raylarıyla menfez arasındaki malzemeyi götürmesi sonucu boşluk oluşturmuş, tren raydan geçtiği sırada zira raylar, traversler normal yoldaki gibi gözükmüş, makinistler tarafından görülme şansı yok. Lokomotif hattan geçtikten sonra oradaki boşluk anlaşılmış, lokomotif ve birinci vagon yoldan çıkmadan devam etmiş, birinci vagon dray etmiş yani yoldan çıkmış ancak mevcut pozisyonunu korumuş, diğer vagonlar menfezi geçmekle yan yatmışladır.”  

Bu açıklama ihmalin bizzat ikrarı değilse nedir? Demiryolu mühendisliği menfezlerin olmadığı, yağmurun yağmadığı hayali coğrafyaların koşullarına göre mi hesap yapmayı öğretiyor. Yoksa her türlü tabiat koşulunun gerçekleşmesinin mümkün olduğunu varsayıp basınç, hız, ağırlık gibi verilerden hareketle yapılan hesaplamalar üzerine inşa edilen demiryolları yapmayı mı öğretiyor? Ya da insanların emanet ettikleri canlarını mukaddes bilip standart kontrolleri yaptıran en ufak ihtimali bile değerlendirip her türlü risk için tedbir alan bir idare teşkilatı bizim insanımıza çok mu görülüyor?

Artık öylesine sıradanlaştı ki “İhmal varsa gerekli yasal işlemler uygulanacaktır” ifadesi içi boş bir oyalama cümlesine dönüştü. Kusuru olanları cezalandırmak adaleti sağlayacaktır ama yeni ihmalleri, dolayısıyla yeni faciaları önlemek için yetmeyecektir. Yeni faciaları önleyecek tek şey idarenin, her birimin, her personelin işini kusursuz yaptığından emin olmasıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.