Dünyaya zaten yüksekten, hayaline bile erişemediği saf bir huzurdan düşmedi mi insan? Fakat bu aşağı bahçede cennetin bir ön denemesini yaşayabilirdi. Nasıl mı? Göğe tepeden bakmayarak!. Göğün kapılarını kendi üstüne çarpmayarak…

Hangi öğreti vardır, Yaratıcı’dan tamamıyla bağımsız üretip sonuna kadar mutlu olduğu? Hangi “izm” bütün ilkeliliğiyle yaşanmış ve insanlık mesud çağları o ideolojiyle yakalayabilmiştir? Tarih bunu kaç kere örnekleyebilmiştir?

İnsan İlahi Mesaj’a duyularını, pencerelerini, kapılarını nasıl çarpar, yollarını nasıl kapatır? Onun için çıkıp gelmiş ispata hacetsiz deli bir delile, çok akıllı, “cin gibi” onun yollarını gözleyen işaretlere nasıl yumar özlerini? Kendisine seslenen o söze nasıl tepeden bakabilir ki?

Henüz ön yargısızca anlamaya çalışmadan. Durup bir dinlemeden, anlamadan.

Semanın daha üstü olmayan zirvesinden, gök boylarından indirilmiş bir anlama kaşını, başını nasıl kaldırabilir ki?

Gökyüzüne tepeden bakmak fiziksel olarak pek mümkün görünmüyor, yerli bir insan, başı buluttan aşağı duran bir dünyalı için. Fakat küçümsüyor ya ilahi teklifi, insani her teklife açıkken. Göğe üsttenci yaklaşmış oluyor. İlahi anlamı yaşanılası bir yazgı, seçilmeye değer bir olarak seçmiyor, yaşamıyor.

Göğün kapılarını kendi yüzüne, kendi eliyle kapıyor. Soluksuz kalmayı istiyor.

Bu onun öksüzlüğüdür. G/öksüz kalmasıdır.

Yeryüzünü cennete çevirecek, ona insanca yaşam kalitesini sunacak ilkelerle bezenmiş bir kitaba böyle ters bakması, onun hakikatine kibirlenmesi ve “hayatımın ilkelerinin ne olacağına ben karar veririm” gibi bir diklenmeyle Yaratıcı’nın teklifini reddetmesi, bir yerde “cehennemi dilemesi” anlamına gelecektir.

Çok üst bir kibir bu. Ne varlığı, şeyleri ne de sözlü ayetleri yaratılış ve söyleniliş amacına bakmadan, okumaya değer bulmadan arkasına atıvermek şeklinde cereyan ediyor. Bir yaşam biçimi olarak dini/ahlakı hiçe saymak anlamına geliyor. Ya da dini/ahlakı yaşama dahil etmemek anlamına…

Allah ile iletişimi kesmektir bu kibrin anlamı. Tepeden baktığın şefkat sana zoraki sevgisini sunmaz. Buna gücü olduğu halde geri çekilir. Gök kapanır. G-öksüz kalırsın.

Ve gök kapılarını kapatıp hayatı yakan pek çok ilkesizlik... Hepsinin sonunda yüksek bir hayat, yani cenneti yaşamak varken, alçak bir hayat, yani cehenneme düşmek yatıyor.

Ayetler göğün kapılarıdır. İnsan ise yerin yüzüdür.

Her bir emir, erken bir cenneti döşüyor insanlığın ayak altına. Her bir yasak da cehennemi çekip alıyor şefkatle insanın yaşamından. Her emir; iç aydınlığı, tebessüm, huzur ve hayat keyfi olarak, bir çay demi, bir sofra tadı olarak dönüyor insana. Her bir yasak da; zor olsa da çatışsa da nefsiyle insanın, bir “iyi ki”ye, “çok şükür”e dönüyor. Bilirse insan...

“Gerçek şu ki, ayetlerimizi yalanlamaya kalkışan ve onlara tepeden bakan kimselere göğün kapıları açılmayacaktır. Ve onlar, halatın iğne deliğinden geçebilmesinden daha kolay giremeyecekler cennete. Günaha gömülüp gidenleri Biz işte böyle cezalandırırız.” (A'râf, 40)


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.