İlk ne zaman, nasıl keşfettim bilmiyorum, insanın; iyiliği ve kötülüğü, güzelliği ve çirkinliği, neşeyi ve hüznü yansıttığı oranda yaşadığını ve kâinata gönderildiği düşünülen her duygunun aslında bir gün, sahibiyle baş başa kalacağını… Hani söylenir ya; “verdiğiniz sizindir, tuttuğunuz değil…” Bilmekle keşfetmek, keşfetmekle hissetmek, hissetmekle teslim olmak arasında devasa farklar var. Biliyor da insan, bildiğini fark edebilmesi zaman alıyor; acılarımız, ağrılarımız bu yüzden… Bu yüzden nihâyetinde Hâlık’ın yarattıklarından kaçıp kaçıp O’na ağlamalarımız…

Kısa bir süre önce –yine ama bu defa tüm gerçekliği ve çarpıcılığı ile- tecrübe ettim ki dışarıda “ezme” potansiyeline sahip hatta kendini rencide etme pahasına ezdiğini düşünen, güç eline geçeceği zaman merhametin tüm merhalelerini bir tarafa rahatlıkla bırakabilecek, aklıyla idrak edemediği için(akıl idrak edemediğini reddeder) dine, kutsallarımıza ve geleneğe hücumu meziyet addeden, inanmışlara armağan edilen uhrevî ayda bile edebe mugayir tavır ve sözleri cesaretten gören, hayâ ederek arz etmeliyim ki, yolda giderken arabanıza sıçramasından imtina ettiğiniz çamurdan farksız görünen bir grupla karşılaştım… Eşzamanlı, dinimizin vecibelerini yerine getiremediği hâlde saygı ve nezaketi elden bırakmamaya çalışan istisnalar da tanıdım ve anladım; toplum olarak bu kadar hoyrat ve yıkıcı bir hâle gelmemizdeki en büyük etken, kâinatta bir adalet döngüsü olduğunu kavrayamamış olmamız…

Nasıl ki ilme ömür adayan mütefekkirlerimizin, kelâmın gölgesinde mum misali eriyen ve yorulduğu oranda mesut olabilen yazar ve şairlerimizin, davası uğruna toprağın bağrına kollarını açarak giden şehitlerimizin ismi ve nuru halen aramızda dolaşıyor ve o nadide varlıkların ölümsüzlüğü canımızda hissediliyorsa, kötülüğün akrep misali sahibini zehirleyip bitiren yaygın bir hastalık olduğu noktasında da farkındalık geliştirilebilmeliydi… İyi olmanın, kötü olmaktan daha zor ve fakat sevgili olduğu –büyük bir gayret ve rikkatle- işlenmeliydi… Günlerimiz insanlığa ve gençliğe dair şikâyetle geçip giderken –Allah’tan gelen imtihanlar istisna- ne kadar emek verirsek o kadar güzelleşebileceğimizi unutmuş gibi duruyoruz… Eğitim gördüğüne inandığı halde “insan olma” keyfiyetinden vazgeçen, ülkesinden ve halkından adeta nefret eden, yüce kitabımızın ifadesiyle “yeryüzünde bozgunculuk çıkaran”, illa ki saygıyı, hürmet ve muhabbeti tanımayan bu bozuk ve çığ misali büyüyen insan modeli, şüphe yok ki istediği her şey kendisine sağlanan bir kültürden geliyor. Neslin büyük çoğunluğu yemeğini önüne talep eden, dilediği her şeyi yaptırabilen, ağlayarak ve haykırarak elde etmeye alıştığı için zaman içerisinde ebeveyni ile münakaşa hakkını kendinde gören, küfür ve hakaret lügatiyle yaşamayı öğrenen ve bütün bunları kıvançla teşhir edebilen bir yerde duruyorsa bu vebal öncelikli olarak ailelere mi, yoksa hep üzerinde durulan eğitim sistemine mi ait? Şüphe yok ki çağın getirdiği konfora râm olurken evlatlarına vicdan, hassasiyet, merhamet, rikkat hülasa ahlâk bilinci işlemeyi ihmal etmiş, susması için tampon tedbirlere müracaat ederek her istediğini yapmış aileler kadar, fen ve sosyal bilimlerdeki gelişim için sergilediği gayrete rağmen ahlâk eğitimini saf dışı tutan eğitim sistemimiz de bunda pay sahibidir…

“Çok çalışma” başlığı altında öğütülürken, markete, pazara gitmeyi, ev işlerine yardımcı olmayı, kitaba yatırım yapmayı, araştırmayı, nezaket ve görgü kurallarını, aile ve akrabalarıyla hasbihal hâlinde bulunmayı öğrenememiş bir genç, yarınlar için kaybedilmiş bir anlam ihtiva eder. Böyle bir gencin adalette, tıpta, eğitimde, ön saflarda yer alması ise yurdum insanının bir felakete teslim edilmesinden başkası değildir. Daha fazla geç olmadan aileleri eğitmek ve hayatın her kademesinde yer alacak insanlara bir makam emanet etmeden onları psikolojik testlere tâbi tutmak da devletimizin öncelikleri arasında olmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Okur 2018-06-04 08:49:58

"yaraya parmak basmak" tabiri sanırım bu yazı iin söylenmiş. keşke eğitimi dizayn ettiğini düşünen zevat sonuna kadar, sindire sindire okusalar bu yazıyı ve hissedar olsalar. teşekkürler kıymetli yazarım, müstefid oldum.