İmkânı olan ama dertleri bitmeyen çaresiz insanlar çoğalıyor. Maddî imkânların sardığı hayatımızın ses geçirmez duvarlarını aşıp, dışarıda neler oluyor diye nazarımızı çeviremiyoruz. Duyularımız alınmış gibi. Çoğumuzda bu hal var. Bu halin sebep olduğu mutsuzluk ve onun yaydığı negatif enerji ise sürekli stres oluşturuyor. Kendi dünyasına çekilen insanlar bencilleştikçe bencilleşiyor.

Dünya artık ne güneşin ne de kendi ekseni etrafında dönüyor. Herkes, güneşin kendi etrafında dönmesini istiyor. Güneşi bile sahiplenmek isteyen, paylaşmak istemeyen bir psikolojinin, ruhu çepeçevre sardığını düşünün. Kendisinden başkasını görmez, dinlemez bir kişilik çıkıyor ortaya. Sonunda güvensiz bir toplum.

Güzel şeyler de oluyor şu sürekli dönen dünyada. Yeni umutlar doğuyor karamsarlığı parçalayan. Aileler yeni doğan bebeklerine kavuşuyor. Geleceğe dair hayaller kuruluyor, dünyaya iyilik saçacak yeni nesiller yetiştirmek amacıyla. Neler yapalım, neleri görelim? Buyurun o zaman!

Mesela yeni kitaplar çıkıyor, her sayfasında birer güneş saklayan. Yeni hikâyeler yazılıyor. Kurgu olduğuna bakmayın siz, hepsinin yaşanılmış gerçeklikten doğduğunu bilin! Her kurgu, içinde gerçeği barındıran bir hayal mahsulü olsa da hayalin sahibi siz olun! Güzel hikâyeler okuyun ve bu hikâyelerin kahramanı siz olun!

Yeni kitaplar alın. Yazarlarıyla tanışın. Sohbet edin, hayatınız bir hikâye gibi olsun. Azıcık mizahla uğraşın. Yönetin, rol alın; rolleri değişin. Gülün kendinize, güldürün dostlarınızı. Aşırı mı ciddi olduk ne! Nedir bu somurtkan yüzler! Şiir okuyun bence. Eski, yeni şiir fark etmez, şiir okuyun. Ruhunuz şifa bulsun. Kendim de öyle yapıyorum. Söz açılmışken son okuduğum şiir kitaplarından bahsetmek istiyorum.

Şimdi elimde Tunay Özer’in “ Kaçırılmış Buluşmalar” isimli şiir kitabı var. Sakin, dingin ve insanı huzura çağıran bir sesin sahibi Tunay Özer. İçsel konuşmalar gibi derinlere akıp giden dizeler ile karşılaşıyorsunuz. Tavsiye ederim. Biraz sakinlik lazım! Kitabın son şiiri “Sabret Gönlüm” isminde. İşte o şiir:

“İstiridyenin içindeki inci/ve çocuk kalbi sabırla oluşur/damla damla geçer zaman/hayatın kıyısında bir hülya mayalanır/son kuşlar gitmiş/eski iyi insanlar da terki diyar etmiştir/ya boşluk ve unutuşun sessizliği/ menevşesi ilkyaz ışıklarının ya da/en güzel şarkılar söylenmiş/ve tüm sözler tüketilmiş midir/beyaz kağıtlara dökülüyor tınısı zamanın/çok uzaktan mercan kayalıklarına /ince ışıkları yansımakta/seher güneşinin”

Sonra başka bir şiir kitabına sarılıyorum. Mehmet Tepe’nin “ Toprak Saha” ismini taşıyan bizden, bizim gönlümüzden gelen seslerden oluşan ismi gibi toprak kokan, saf ve içten dizeleri okuyorum. “Ellerimde Kuş İzi” isimli şiirden:

“Mendilimde kan lekesi gözlerimde can/Ey sahibini bekleyen yeraltı şehri Gazze/Mühürlenmiş sokakların hatta kapıların/Gözümde büyük yalnızlığı/Kaybolan çocuklarının …”

Görmek lazım, güzel ve hikmetli ne varsa. Değişik şeyleri, farkını fark ettiren insanları ve bunların işlerini görelim. Selam vereni, bizi seveni, öveni, bileni, göreni görelim. İşinde başarılı olanı görüp takdir edelim. En çok da dostlarımızı, en çok onları ihmal ediyoruz çünkü. Görelim, açalım gözümüzü, esirgemeyelim gönül sözümüzü. Sevelim, yeter!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.